> Engeloji : Engelli

Translate

Engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2016 Pazar

ENGEL OLMAK BU


Ülkemizde ve dünyada engelliler yeterince tanınmıyor, anlaşılmıyor. Böyle olunca da doğru iletişim kurulamıyor. Engellilere genellikle acımak ya da küçümsemek şeklinde çok yanlış bir bakış açısı var. Bunu yapılan araştırmalardan öğrendiğimiz gibi medyaya yansıyan haberlerden görüyor ve anlıyoruz. Öyle şeyler söylüyorlar ve engellilere öyle bakıyorlar ki insan inanamıyor. Şimdi bazılarını sıralayayım.

İlk örnek bir şarkıcıdan... Magazin muhabirlerinin sıkça sorduğu bir soru olan: "Hayatınızda biri var mı? Sevgiliniz var mı? " sorusu şarkıcı Hande Yener'e de soruluyor. O da cevap olarak "Sakat mıyım? Kör müyüm? Topal mıyım? Yaşlı mıyım yaaa? Tabi ki sevgilim var..." diyor. Evet! Hiç çekinmeden, rahatlıkla bu cevabı veriyor. Bu cevapla engellilere nasıl bir bakış açısı olduğunu da ortaya koyuyor. Engellileri hiç tanımadığı, bilmediği verdiği bu cevaptan nasıl da belli oluyor.

AK Parti Tekirdağ Milletvekili Ziyaeddin Akbulut, bir açılışta engelliler için çıkan yasaları hatırlatıp "Bu insanlar sokağa çıkamıyorlardı, evlerde saklanıyorlardı. Anneleri babaları bu insanları sokağa çıkarmaya sıkılıyordu, utanıyordu. Ama hükümetimizin 2005 yılında çıkardığı yasa ile biz engellileri insan yerine koyduk, adam yerine koyduk. Bazıları 'Eskiden evimizdeki engelli, yatalaklar bir an önce ölse de kurtulsak diye Allah'a yalvarırdık' diyordu. Şimdi 'Aman ölmesin, evimizin bereketi bu. Ben onun yüzünden devletten 450-500 lira bakım ücreti alıyorum, aman ona bir şey olmasın diye bakıyoruz' diyorlar. İşte zihniyet değişikliği bu..." diyerek engelliye bakışının yanlışlığını ortaya koyuyor. 

Gazi olan Yılmaz Yiğit,  Ankara'da bir belediye otobüsüne bindiğinde, otobüsün şoförü gaziye kartını basmasını söylüyor. Gazi'de kartı arka cebinde olduğu ve her iki eli de olmadığı için çıkaramıyor. Şoförden yardım istiyor. Şoför açıyor ağzını yumuyor gözünü... "Sizin gibi şerefsizlerden bıktım. Bana ne. Çıkarmak zorunda mıyım? Bunlar hep böyle. Benim için mi kollarını kaybettin? Sana iyi olmuş, iyi ki kaybetmişsin. Senin gibi şerefsiz bir gaziden 2 bin 500 TL. tazminat aldım, benim için mi gazi oldun? Şerefsiz..." gibi bir çok hakaret ettikten sonra gazinin kollarını kastederek "Allah görmüş de elini almış işte..." diyebiliyor.


Amerika'da 2016 yılında yapılacak seçimlerde başkan aday adayı olan ünlü iş adamı Donald Trump, yaptığı bir seçim konuşmasında New York Times muhabiri Serge Kovaleski'nin hareket ve konuşmasını taklit ediyor. Donald Trump, mitingte Kovaleski için "İyi bir muhabir..." diye bahsedip, sonra da "Şimdi bu zavallı adamı görmelisiniz..." diyerek kollarını ve ellerini tuhaf hallere sokup, çarpıtarak muhabirle engelinden dolayı alay edebiliyor.

Son örnekte Savunma Sanayi Müsteşarlığı ARGE ve Teknoloji Yönetimi Daire Başkanı Ata Şenlikçi'den... Ata Şenlikçi, Engelsiz Siber Güvenlik Konferansı'na konuşmacı olarak katılıyor. Konuşmasında da "Şahsıma ait 6 çocuğum var. Elhamdülillah hiçbirinde hata yok..." diyebiliyor. Engelli için; özürlü, sakat, noksan, malul, aciz gibi çok tabirler kullanılıyordu. O da çıkıp "hatalı" dedi.

İşte böyle... Yukarıda bahsettiğim konuları zamanında uzun uzun yazmıştım. Cehalet, eğitim vs. diyeceğiz, ancak görüyorsunuz ki değil. Her kesimden ve mevkiden gelen bakış bu yönde... Gördüğünüz gibi bu örnekler medyaya yansıyanlar ve benim rastladıklarım. Bunun gibi yüzlerce örnek vardır. Üstelik bunlar söze dökülenler, bir de akıldan geçip dile getirilemeyenler var. Bunları gördükçe umutsuzluğa düşmemek elde değil. Engele ve engelliye bakış maalesef bu... Aslında engel olmak bu...


ALİYE YÜCEL

24 Ocak 2016 Pazar

ENGELSİZ DÜNYA PLATFORMU


Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ve eşi Sare Davutoğlu'nun yaptığı bir sergi açılışıyla hayata geçirilen Engelsiz Türkiye Platformu'nun kapsamı değişti. Yapacağı çalışmalar uluslararası bir hale gelince "Engelsiz Dünya Platformu" oldu. Kısa adı EDP olan Engelsiz Dünya Platformu, öncelikle engelliler olmak üzere bütün dezavantajlı gruplarla birlikte yaşama kültürünü hem Türkiye'de hem de yurt dışında yaygınlaştırmak amacıyla kurulan bir sivil toplum örgütü.

Her geçen gün yeni isimlerin katıldığı platformun; üniversiteler, konfederasyonlar, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, özel kuruluşlar ve bunlara bağlı 314 dernek ve 1.100.000 üyeden meydana gelen oldukça geniş bir yapısı var. Bunların isimleri şöyle;

Kızılay,
Bağcılar Belediyesi,
Türkiye Sakatlar Konfederasyonu (TSK),
Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM),
Türkiye Aşçılar ve Pastacılar Konfederasyonu (TAŞPAKON),
Yeni Dünya Vakfı,
İstanbul Aydın Üniversitesi,
Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi,
GENAR Araştırma,
 Nakkaş Akademi ve
VEFA Yayın Yapım Grubu'dur.


Farkındalık oluşmuş bir topluluk ve dünya için var olmak misyonuyla yola çıkan platform, bütün dezavantajlı gruplarla birlikte yaşama kültürü konusunda farkındalığı yaygınlaştırma vizyonunu hedef alıyor. Engelsiz Dünya Platformu; farklılıkları kabul edip aynı zaman birleştirici olmayı, başkalarını ötekileştirmemeyi, herkese güven vermeyi, toparlayıcı ve birleştirici olmayı, sahip olduğumuz insani değerleri muhafaza etmeyi ve  herkesin değerlerine saygılı olmayı ilke ediniyor.

Platform; başta engelliler olmak üzere yaşlılar, yetim çocuklar ve kadınlar için çeşitli faaliyetler yapmayı amaçlıyor. Ayrıca, bünyesinde bulunan sivil toplum kuruluşları arasındaki tanışma, dayanışma ve müzakere olanaklarını geliştirmek, yurt ve dünyadaki olaylara ortak tepki vermek, sahip olduğumuz değerlere topluma aktarmak için çaba göstermek amaçlarından bazıları... Bu amaçları gerçekleştirmek için gerekli eğitim, bilinçlendirme, sosyal ve kültürel etkinlikler için çalışmalarını sürdürecek...

Birlikte yaşama kültürünün gelişmesi için yapılan her adım çok önemli ve değerli... Engelsiz Dünya Platformu'nun faaliyet alanları oldukça geniş... Yapacakları faaliyetlerin, olaylara verilecekleri tepkilerin, eğitim çalışmalarının, oluşturacakları lobilerin, yapacakları seminer, panel ve kampanyaların, her türlü etkinliklerin örnek olacağına inanıyorum. Engelsiz Dünya Platformu Başkanı Kenan Yabanigül olmak üzere tüm kuruculara ve yönetim kurulu üyelerine başarılar diliyorum.


ALİYE YÜCEL  

13 Aralık 2015 Pazar

ENGELLİYSE OĞLUM DEĞİL!


Bazen duygularınız ayrımına varamazsınız. Daha doğrusu hangisinin ağır bastığını anlayamazsınız. İşte öyle oldum. Müge Anlı'nın programında şahit olduğum durum beni bu hale soktu. Seyredenler bilir programda ailesinden ayrı kalanlar onları arıyor. 50 yıl sonra bile ailesine kavuşanlar oluyor. Biri çıkıyor ailesinden hatırladıkları üç beş şeyi (çoğu zaman onlar bile doğru olmayabiliyor) paylaşıyor. Beş on dakika sonra bir telefon bağlanıyor. "O benim kızım, oğlum, kardeşim, yeğenim, kuzenim, arkadaşımın kızı..." gibi bildiklerini anlatıyor. Ve aile bulunuyor. Nasıl güzel bir heyecan fırtınası ve mutluluk...

Yine böyle oldu. Geçtiğimiz hafta 25-30 yaşlarında bir genç geldi. Konuşma zorluğu vardı ve algısında da bir problem olduğu hemen anlaşılıyordu. "5-6 yaşlarında kayboldum. Polisler beni buldu.Yuvaya verdiler..." diye anlattı. Sonra da ailesinden hatırladıklarının bir bir söyledi. Çok borcu olduğundan da bahsetti. İnsan, borca kızsa da durumundan dolayı merhamet duygularının ağır bastığı bir durumdaydı. Neyse bir telefon geldi. "Bu benim kardeşim olabilir, yoldayım geliyoruz..." diyen. Sonra adını bile doğru hatırladığı kardeşi ile ağabeyi olacak kişiler geldi. Nasıl da benziyorlardı.

Çok benzedikleri halde biraz mesafeliydiler. Görünce "Olmayabilir" diyen bir tutum içine girdiler. Sonra amca oğulları geldi onlar çok daha sıcaktılar. Babaları da yoldaymış. Ben babanın tutumunu çok merak ettim. "Kardeşleri kadar soğuk olamaz. Ne de olsa baba..." diye düşündüm. Yayın bitti. Baba yetişemedi. Ertesi güne kaldı. Ertesi güne kaldı ama canlı yayın gibi çekilmiş. Ertesi gün bant yayınlandı. Şimdi dikkatlice okuyun. Baba geldi. Çocuğa doğru yürüdü. Yaklaştı yaklaştı, başını elleriyle tuttu, gözüne baktı. Ve birden "Bu değil..." dedi. O an zavallı çocuk ne düşündü bilemem. Ama ben çok şaşırdım, yıkıldım, üzüldüm, kızdım... Bu nasıl bir yaklaşım şekliydi?


Gelelim başa... Genç, geldiğinde kardeşinin adını, babasının adını (konuşma zorluğu nedeniyle yanlış anlaşıldığından eminim), babasının mesleğini ve soyadını bir harf değişikliğiyle söylemişti. Ailesiyle ilgili pek çok ayrıntıyı hatırlıyordu. Kaybolduğu gün ile ailenin çocukları kaybettiği gün de aynıydı. Babasındaki fotoğrafı gören arkadaşları ve yurt müdürleri onun olduğuna hem fikirdiler. Bütün bunları geçtim. Kardeş ve amca çocuklarıyla çok büyük benzerlikleri olduğu halde babası kabul etmedi. Ayrıca DNA testi yapılmasını istememişti. Bu değil diyen biri DNA testinin yapılmasını niye istemez onu da anlamak zor. Değilse çıksın o zaman ortaya...

Ertesi gün çok tepki aldığından mıdır nedir? DNA testini kabul etmiş. Ailenin DNA testi için gittikleri yerdeki tutumları da ayrı bir rezalet.. Sonuç belli olunca ne olur bilemem... Bir baba nasıl böyle davranır? Bu baba için ne yazılır? Oysa kaybolduğunda ödül bile koymuş... Şimdi ise söylediği "Benim oğlum gözlerini böyle kırpmıyordu..." İyi de aradan yıllar geçmiş... O çocuk aileden uzak neler yaşamış? Aile ortamında, sevgi ile büyümedi ki... Neden, nasıl bu hale geldi biliyor musun? 

Bir babanın böyle davranmasına inanmak zor. İçimden, bu normal bir çocuk olsaydı. Doktor, mühendis, avukat gibi bir mesleğe sahip olsaydı. Baba yine böyle mi davranırdı, diye düşünürken, Müge Anlı da buna benzer olan düşüncelerini paylaştı. Ben yine de çok borcu olduğu için kabullenmediğini düşünmek istiyorum. O da hiç insanca değil. Ama engelli olduğu için reddettiğini düşünmek bile istemiyorum. Çünkü bu çok acı...
                                                                                                                        
ALİYE YÜCEL                                                

                                                                                       


25 Ekim 2015 Pazar

TUUBA İLE EMİN


Blogu açtığımdan beri "Mutlaka yazmalıyım..." dediğim ama bir türlü yazamadığım bir film var. Geçenlerde, "Sinema Tarihinin Hiçbir Zaman Unutulmayacak Efsanevi Sahneleri" arasında bu filmin de adını görünce yazmak istedim. Vizontele Tuuba'dan bahsedeceğim. Vizontele ve Vizontele Tuuba filmlerini seyretmeyen kalmamıştır. Her iki filmde yerli sinemamız adına çok başarılı filmlerdi.  Ancak Vizontele Tuuba'nın çok önemli bir misyonu daha vardı. Film, belki de engelli karakterin olumlu sunulduğu ilk yerli filmlerden biridir.

Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı, yönettiği ve oynadığı filmin diğer başrollerinde; Tuba Ünsal, Demet Akbağ, Tarık Akan ve Altan Erkekli oynuyordu. Hatırlatmak için, Vizontele filminin devam filmi olan Vizontele Tuuba'nın konusu ise kısaca şöyle: 1980'li yıllarda bir öğretmen (Tarık Akan) Güneydoğu'da kütüphanesi bile olmayan bir kasabaya Kütüphane Müdürü olarak tayin edilir. Gelen aile ile kasabalıların hayatları renklenir. Öğretmenin engelli kızı Tuuba ile köyün ilginç karakteri Deli Emin çok iyi anlaşırlar ve birbirlerini severler...

Tuuba karakteri; filmde acınacak, zavallı, alay edilen ve dışlanan bir karakter değildi. Bu yüzden seyrettiğimde çok etkilenmiştim. Tuuba, bir trafik kazası sonucu engelli hale gelmiş... Engelli ve tekerlekli sandalyede olmasına rağmen durumunu (pek çok engelli gibi) kabullenmiş durumdaydı. Bize de "Madem bu durumdayım. Öyleyse böyle yaşamak zorundayım..." mesajını veriyordu. İşte bu çok önemli... Kim bilir? Belki de Yılmaz Erdoğan, böyle bir kız tanımıştır. Engelli olmasına rağmen ağlatmayan ve tebessüm ettiren...


Evet Tuuba'nın içinde bulunduğu psikolojik durumu çok önemli... Ama bence filmle ilgili daha önemli bir olgu var. Bu da Deli Emin karakterinin Tuuba'ya olan yaklaşımı... Emin, lakabı Deli olmasına rağmen pek çok aklı başında insandan çok doğal ve normal davranıyor. Tuuba'yı görünce ona engeliyle ilgili farklı bir yaklaşımda bulunmuyor. Ne negatif ne de pozitif... Her engellinin isteyeceği gibi, doğru bir yaklaşım sergiliyor. Engelini hiç önemsemeden ondan bir şeyler yapmasını isteyebiliyor.

Deli Emin ise gerçekte ve bazı filmlerde gördüğümüz psikolojik yada zihinsel engelli olduğu için "Köyün Delisi" adı verilen bir karakter... Deli Emin, Vizontele filmlerinin en önemli ve başrol  karakteri... Aslında farklı fikirleri ve hazırcevaplığı ile belki de bir dahi... Ona karşı acıma, alay, küçümseme gibi olumsuz duygular taşımak imkansız. Güzel yüreği, iyimserliği ve insan verdiği değerle çok özel bir karakter... Belki Emin de ayrı bir yazı konusu...

Son yıllarda sinemamızda engelli karakterlerin başrol oynadığı ve olumlu sunulduğu filmlere rastlıyoruz. Başka Dilde Aşk, Benim Dünyam, Tamam mıyız?, Sadece Sen ve Mucize gibi... Ama Vizontele Tuuba 2003 yapımı bir film. O yıllarda böyle bir engelli filmi görmek çok etkileyiciydi. Filmin siyasi, sosyal pek çok mesaj verdiği biliyoruz. Ancak engelliye bakışı, ona yaklaşımı açısından da ayrı ve önemli bir mesaj daha veriyor. O da engelinin takınması gereken ruh hali ve engelliye yaklaşım şeklimiz...  


ALİYE YÜCEL

11 Ekim 2015 Pazar

KİTABIM 1 YAŞINDA...


Geçen hafta blogumun 4. yaş günüydü. Ne ilginç ki dün de kitabım Engeloji'nin yaş günüydü. Kitabım 1 yaşında... Engeloji, 10 Ekim 2014 günü satışa çıkmıştı. Güzel bir duyguydu. Sağlık problemlerim yüzünden bu sevincime gölge düşse de "Bunda da bir hayır vardır" diye düşünmüştüm. İstediğim tanıtımın olmadığına inanıyorum. Bu kesin...  Ama yine de medyada yer aldı. Hem de övgü ile bahsedildi. Okuyan herkes beğendiğini iletti. Bu da beni çok mutlu etti. Bir yazar ne ister ki? Anlaşılmak, beğenilmek...

Engeloji'den bahsedenleri daha önce blogumda yazmıştım. Milliyet Gazetesi Ali Eyüboğlu, ATV Müge Anlı, Fox TV İsmail Küçükkaya (Çalar Saat), 24 TV Murat Çiçek (Günün Manşeti), Akşam Pazar Eki, Yeni Akit Gazetesi, Yazar Ümit Şimsek, Kadınlar Arası, Hürriyet Sosyal Ayşe Baykal, Türkiye Gazetesi, Posta Gazetesi, Millet Gazetesi, Fikir Haber, Fatih Gazetesi, Küçük Kırmızı Pabuçlar, Engelliler.web, Olumlu Haber, Varide, Yaşadıkça, Özürlüler Gazetesi, Dünya Bizim, Milliyet Blog, Duyabilirsin, Engelsiz Dostlar, Ne Okuyabilirim gibi bir çok medyada yer almıştı. Bunlar bulabildiklerim, rast geldiklerimdi.


Bu arada Instagram, Facebook ve Twitter’da da çok güzel paylaşımlar yer aldı. Okuyanlar görüşlerini yazdı. Kitabım olduğu için diye söylemiyorum. Engeloji, nesne olarak da güzel oldu. Kapak tasarımı da çok beğenildi. İlk gördüğümde benim içime sinmişti. Herkes tarafından da çok beğenildi. Tanıdığım, tanımadığım pek çok kişi tarafından fotoğrafları çekildi. Sosyal medyada yayınlandı. Öyle güzel ve ilginç fotoğraflar vardı ki... Görülmeye değerdi. Çok beğendim ve mutlu oldum. Bazılarını da bloguma koydum.

Kitabın hazırlık sürecinde isminin böyle etkili olacağını düşünmemiştim. Adı ilk bulduğumda arama motorunda sorgulayınca, arama motoru yakın bir kelime yazıp "Yine de girdiğiniz şu sorguyu mu aramak istiyorsunuz?" yazdı. Benim de istediğim buydu! Hiç kullanılmamıştı, farklıydı ve anlamlıydı. Bulduğum an "İşte bu..." demiştim. Engelli ve engelliyi doğru anlamak bir bilimdi!  Engeloji de bunu anlatıyordu. Zamanla da Engeloji ismini daha çok benimsedim ve sevdim.

Bu arada alıp okuyanların kitap hakkındaki düşüncesi "Başladım, hiç sıkılmadan okudum...", "Elime aldım okumaya başladım, bırakmak istemedim...", "Engelliyi tanımıyormuşuz okuyunca anladım...", "İkincisi ne zaman gelecek?", "Yenisini bekliyoruz...", "Engeloji 2 ne zaman çıkacak?" oluyor. Bu sözler de beni mutlu ediyor. Engeloji’yi okuyan, bahseden herkese söyledikleri övgü dolu çok sözler için çok teşekkür ediyorum. Engeloji 2 de gelebilir belki...
                                                                                               


ALİYE YÜCEL

4 Ekim 2015 Pazar

BLOGUM 4 YAŞINDA...


Bugün 4 Ekim. Blogum, bugün tam 4 yaşında... Bu nedenle bu konuda yazmak istedim. Blogumu 4 Ekim 2011 günü Engelsiz e-Ticaret projesi kapsamındaki eğitimde deneme amaçlı kurmuştum. O gün bloga başlarken yıllarca yazacağımı, beğenileceğini ve ciddi bir okuyucu kitlesine ulaşacağımı düşünebilir miydim? Hayır... Blogumu "Engelli Hikayeleri" adıyla başlamıştım.  Daha sonra kitabım sayesinde değişti "Engeloji" oldu!

Engelli ve engellilik hakkında kişisel olarak ve çevremde gözlemlediklerimden bir fikrim vardı. Engellilik yanlış biliniyor, engelliler yanlış tanınıyordu. Hep "Bunu doğru anlatmalıyım..." diye düşünüyordum. İşte deneme amaçlı açtığım blogum bunu anlatmamı sağladı. Farklı farklı konularla hep engelliyi ve engelliliği anlattım. Yazılarımın beğenilmesini tabii ki isterim. Kim istemez? Ama asıl isteğim engelliyi doğru tanımlayıp bir farkındalık ortaya koymaktı. Sanırım bunu başardım.

İki elim kanda olsa bile mutlaka her hafta yazmaya çalıştım. Her hafta (genellikle pazar günleri) bir post yayınladım. Hiç aksatmadım. Bir işim çıktığında ya da bir yere gidileceği zaman ailemin "Bu hafta da yazı koyma... Ne olur ki? Kalsın..." demelerine "Yok! Olmaz..." deyip mutlaka bir yazı koymaya çalıştım. Çünkü biraz ihmal etsem, bir aksasa, belki de yazma hevesim kaçacak, bir daha yazmak istemeyecektim.


4 yıldır emek verdim. Bir görev disiplini ile yazdım, yazdım, yazdım... Yazmaktan hiç vazgeçmedim. Hep aynı heyecan ve istekle yazmaya devam ettim. Bu süre içinde 200'ün üstünde post yayınladım. Engelli ve engelsiz herkese seslenmek istedim. Bu nedenle konularımı araştırarak, özenle ve günceli yakalayarak seçmeye çalıştım. Konu bulmanın sıkıntısını, bulmanın sevincini, yayınladıktan sonraki rahatlamayı, beğenilmesinin sevincini ve ziyaretçi sayısının artmasının mutluluğunu yaşadım.

4 yıl az bir zaman değil. Bu zaman içinde neler neler oldu. Çok şey değişti. Hayat bu... Üzücü, kaygılı, umutlu, sevinçli, mutlu, mutsuz; pek çok an, saat, gün, hafta, ay ve  yıl geçti. Her yazıda farklı ruh hali içindeydim. Yayınladığım her yazı bana da bir şeyler kattı. Blogum bana çok şey verdi. Sayesinde çok şey öğrendim. Güzel insanlarla tanıştım. En önemlisi de bir yayınevi tarafından fark edildim... Ve pek çok blog yazarı gibi bir kitap sahibi oldum.

Bugünden sonra da yazmaya devam edeceğim. Blogumun; düzenli, özenli, seçtiğim fotoğrafların konu ile alakalı ve niş (niche) bir blog olduğunu söyleyenleri hiç yanıltmamak istiyorum. 4 yıl boyunca okuyan, takip eden, beğenen, paylaşan, eleştiren, yorum yazan, ziyaret eden ve beni motive eden herkese, arkadaşlarıma ve aileme çok çok  teşekkür ediyorum. Diğer yazılarda görüşmek dileğiyle... Nice yıllara...

                                                                  
ALİYE YÜCEL    

23 Ağustos 2015 Pazar

ENGELSİZ TÜRKİYE PLATFORMU


Engelliler için pek çok önemli proje hayata geçiriliyor. Bunlardan biri de "Engelsiz Türkiye Platformu"... Engelsiz Türkiye Platformu, öncelikle engelliler olmak üzere bütün dezavantajlı gruplarla birlikte yaşama kültürünü hem Türkiye'de hem de yurt dışında yaygınlaştırmak amacıyla kurulan bir sivil toplum örgütü. Kısa adı ETP olan Engelsiz Türkiye Platformu, geçtiğimiz mayıs ayında Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ve eşi Sare Davutoğlu'nun yaptığı sergi açılışıyla hayata geçirildi.

Platformun; üniversiteler, konfederasyonlar, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, özel kuruluşlar ve bunlara bağlı 314 dernek ve 1.100.000 üyeden meydana gelen oldukça geniş bir yapısı var. Bunlar;
Sivil Toplum Kuruluşları: Türk Kızılayı, Türkiye Ortopedik Engelliler Federasyonu (TOEF), Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM), Türkiye Aşçılar ve Pastacılar Konfederasyonu (TAŞPAKON), Yeni Dünya Vakfı
Yerel Yönetimler: Bağcılar Belediyesi
Üniversiteler: İstanbul Aydın Üniversitesi, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi
Özel Sektör: GENAR Araştırma, Nakkaş Akademi ve VEFA Yayın Yapım Grubu'dur.


Farkındalık oluşmuş bir topluluk ve dünya için var olmak misyonuyla yola çıkan platform, bütün dezavantajlı gruplarla birlikte yaşama kültürü konusunda farkındalığı yaygınlaştırma vizyonunu hedef alıyor. Engelsiz Türkiye Platformu; farklılıkları kabul edip aynı zaman birleştirici olmayı, başkalarını ötekileştirmemeyi, herkese güven vermeyi, toparlayıcı ve birleştirici olmayı, sahip olduğumuz insani değerleri muhafaza etmeyi ve  herkesin değerlerine saygılı olmayı ilke ediniyor.

Platform; başta engelliler olmak üzere yaşlılar, yetim çocuklar ve kadınlar için çeşitli faaliyetler yapmayı amaçlıyor. Ayrıca, bünyesinde bulunan sivil toplum kuruluşları arasındaki tanışma, dayanışma ve müzakere olanaklarını geliştirmek, yurt ve dünyadaki olaylara ortak tepki vermek, sahip olduğumuz değerlere topluma aktarmak için çaba göstermek amaçlarından bazıları... Bu amaçları gerçekleştirmek için gerekli eğitim, bilinçlendirme, sosyal ve kültürel etkinlikler için çalışmalarını sürdürecek...

Engelsiz Türkiye Platformu'nun faaliyet alanlarının çok geniş olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. Birlikte yaşama kültürünün gelişmesi için yapılan her adım çok önemli ve değerli... Yapacakları faaliyetlerin, olaylara verilecekleri tepkilerin, eğitim çalışmalarının, oluşturacakları lobilerin, yapacakları seminer, panel ve kampanyaların, her türlü etkinliklerin örnek olmasını diliyor, başta Engelsiz Türkiye Platformu Başkanı Kenan Yabanigül olmak üzere tüm kurucuları ve yönetim kurulu üyelerini kutluyorum.


ALİYE YÜCEL  

9 Ağustos 2015 Pazar

BEN BİTKİ DEĞİLİM


Hayat Çok Güzel (Life Feels Good) Polonya yapımı bir film. Orijinal adı Chce Sie Zyc, Lehçe "Yaşamak İstiyorum" anlamına geliyormuş. Film, beyin felci (Cerebral Palsy) geçiren ve dünya ile bağlantı kurmadan büyüyen Mateusz'un hikayesini anlatıyor. Konusu gerçek bir hayat hikayesinden alınmış. Bu etkiyi arttırıyor. Daha ilk sahnede bir engelli filmi olduğunu anlıyorsunuz. "O zaman seyretmek istemem.." derseniz, inanın çok şey kaçırmış olacaksınız. Bu filmi izledikten sonra "İyi ki blogum var. Film hakkında düşündüklerimi yazabileceğim..." dedim. 

Filmin konusu şöyle: Doğuştan, beyin felci geçirmiş olan Mateusz'a zekasında bir problem olmadığı halde zeka geriliği teşhisi konmuştur. Ailesinin ilgilenmesine rağmen yetişkin olunca  zihinsel engelliler kliniğine yatırılır.  Çevresinde olan biten her şeyin farkındadır. Ama kendini ifade edememektedir. Mateusz, kendini ispat etme çabası içindedir. "Bir bitki olduğunuzda sizi kimse anlamaz..." diyen Mateusz tam 25 yıl sonra zekasında bir problem olmadığını anlatmayı başarır...

Hayat Çok Güzel çok etkileyici bir film. Film, Mateusz'un gözünden hayata bakışı konu alıyor. Onun iç sesiyle anlattığı duygularını anlamaya çalışıyor, dünyayı onun gözüyle görüyoruz. Mateusz'un çocukluğunu Kamil Tkacz, yetişkinliğini Dawid Ogrodnik canlandırıyor.  Oyunculuklar muhteşem. Filmin yönetmeni Maciej Pieprzyca. Oldukça başarılı bir film ortaya koymuş. Biraz durağan bir film ancak Mateusz'un gelişimini merak ettiğiniz için sıkılmıyorsunuz. Ya da ben hiç sıkılmadan izledim. Hüzün ve espri bir arada... Ayrıca kurgusu çok iyi ve sahneler sıkmayacak uzunlukta... Uluslararası festivallerde aldığı ödülleri hak etmiş...


Film dokunaklı sahnelerle dolu... Sosyal hizmet uzmanının "Bir bitkiden farkı yok" dediğinde annenin ümitsizliğini görmeniz gerekir. Kız kardeşinin annesine "Sen de ondan utanıyorsun değil mi?" diye sorduğu soru pek çok engellinin evinde yüksek sesle söylenmese de akıllardan geçmiştir. Anne ve babasıyla paylaştığı bir çok sahnede boğazınıza bir yumruk oturuyor. Gönüllü olarak gelen kızın "Bana tepki veriyor" demesi... Buna itiraz eden görevliye de "Kelimelere ihtiyacın yok. Gözdeki bir bakış yeter..." dediği sahnede anlaşılmanın bir insan için önemini kavrıyorsunuz.

Filmin pek çok yerinde engellinin yaşadığı gerçeklerle karşılaşıyorsunuz. Annesi, babası, kardeşleriyle yaşadığı ilişki ve ilgi farklılıkları... Büyüdükçe ihtiyaçlarının artması gerçeği... Durumunu anlayamayan kişiler tarafından (geri zekalı muamelesi yapılıyor) gördüğü muamele... Sosyalleşme sürecinde yaşadığı zorluklar... Annesinin yaşlanması ve ona bakmakta zorlanması.... Her şeye rağmen hayatı sevmesi ve vazgeçmemesi gibi...

Film, engelliye nasıl bakıldığını ve engelli sorunlarına ne kadar ilkel bir yaklaşım içinde olduğumuzu bir kez daha ortaya koyuyor. Engelli olmanın en zor yanı kendini ispat zorunda olmaktır. Bu filmde bu çok güzel anlatılmış... İletişim herkes için ne kadar  önemli ve değerli... Engelliysen bu daha da önem kazanıyor. Mateusz, bu durumda bile "Hayat güzel, yaşamak istiyorum..." diyorsa, hayatının yolunda gitmediğini düşünenler bakış açısını değiştirmeli...

Not:

Sahne aralarında çeşitli semboller kullanılıyor. Bunların ne olduğunu merak ediyor. Öğrenince çok etkileniyorsunuz.

Film "Bitti..." deyip bırakmayın. Jeneriğin aktığı sahneyi  sakın kaçırmayın. Çok şey anlatıyor!


ALİYE YÜCEL

26 Temmuz 2015 Pazar

KÜFÜRDE BİLE SÖYLENMEZ


Geçtiğimiz hafta Haber Türk'te yayınlanan Tarihin Arka Odası'na Prof. Dr. İskender Pala konuk oldu. Ünlü edebiyatçımız; çalışma saatlerini ve sistemini anlatı. Dinleyince bunca eser vermesinin ve başarısının tesadüf olmadığını anlıyorsunuz. Programda genel olarak; edebiyat tarihimiz,  aşk ve geçmişin bayramları konuşulsa da, daha pek çok konu ele alındı. "Küfür etmek" de konuşulan konulardan biriydi. Bunca güzel konu içinden neden küfür etmek konusunu seçtiğimi okuyunca anlayacaksınız!

İskender Pala, küfür etmek konusunda öyle ilginç bir ayrıntıdan bahsetti ki şaşırıp kalmamak elde değildi. Programda anlattıklarınla yetinmeyip, bu konu hakkında söylediklerini de okudum. Ünlü edebiyatçının anlatımına göre; Sözün 5 katmanı varmış. Bunlar; Kelam (Allah sözü), Hadis (Peygamber sözü), sonra söz, sözden aşağı laf (laf-ı güzaf) ve son olarak yozlaşmamış küfür gelirmiş. Hayata şiirden bakan atalarımızın küfür etmesi bile bir sanat değeri taşıyormuş!

Pala, küfür etmek ile ilgili şöyle devam ediyor: Kötü söz (küfür) her dilde vardır. Eskiler küfürü şiir diliyle ederler, küfür sözcüklerini özenle seçerlerdi. Küfürü öfkeyle değil, kişinin hatasını düzeltmek için söylerler, karşısındakini incitmemeye özen gösterirlerdi. Küfürlerinde edep ve latife bulunur idi. Hatta küfürün sözcüklerini seçemeyenler için bazı kişilerce özel dükkanlar kurulurdu. O dükkanların biri de Eyüp Sultan'daydı.


Vaktiyle Eyüp Sultan'da birçok helvacı dükkanı varmış. Helva, kelime anlamı itibariyle şeker demektir. Yani eskiler bugün kullandığımız şeker sözcüğünün helva biçiminde kullanırlardı. Bu helvacılardan bir tanesi var ki şeker satmanın yanında küfür de satarmış. Biri başka birine küfredeceği vakit bu adamdan küfür satın alırmış. Küfür satan adam, bir müşteri geldiğinde onun dükkana helva için mi küfür için mi geldiğini gözünden tanır ve ona göre davranırmış. Mesela, küfür satacaksa hokka ve divitini alır. Müşteriye, "Okuma yazman var mı?" diye sorar. Eğer, okuma yazma bilmiyorsa kimsecikler duymasın diye müşteriyi kulağına yaklaştırır gelen adam söyler. Küfürü yazar ve söyleyen kişiye telif ücretini verir imiş.

Başka bir müşteri geldiğinde ise maksadının helva ile alakalı olmadığını küfür için geldiğini anlar ve "Alıcı mısın? Satıcı mısın?" diye sorar. "Alıcıyım" derse. "Gel kardeş. Otur söyle..." der. Küfürü satmadan önce birkaç sual sorar. O sualler şöyledir:
1- Küfürü kime edeceksin?
2- Küfür etmeni gerektirecek ne yaptı?
3- Toplum içindeki itibarı ve görevi nedir?
4- Küfür edeceğin kişinin bedenen bir arızası (sakatlığı) var mı?
Evet... Bu soruları cevapladıktan sonra tüccar, uygun olan küfürü alıcıya verirdi...

Söyleşilerinde bunları anlatan Pala, programda da "Kişinin bedenen bir arızası (sakatlığı) varsa o yönde küfür yazılmaz ve söylenmezdi..." diye ilave etti. Ne büyük bir hassasiyet ve incelik değil mi? Öyle ya, küfür insana söylenecek en kötü sözdür. Orada bile engelli kişi düşünülerek hareket edilmiş. Engellileri küçük düşüren ve rencide edenler kullanmamış. Oysa halk arasında; kör, topal, sağır, deli, şaşı, kambur gibi engellileri niteleyen kelimeler rahatlıkla söyleniyor. Bunlar lakap olarak veriliyor. Bunlar söylenerek alay ediliyor. Yani küfür için bile tercih edilmeyen, küfürde bile söylenmeyen sözler rahatlıkla sarf ediliyor. Küfürde bile söylenmeyen sözler duymamak dileğiyle...

ALİYE YÜCEL



5 Temmuz 2015 Pazar

İYİ TATİLLER


Engelli bireylerin de herkes gibi gezmeye, yeni yerler görmeye, seyahat etmeye, tatil yapmaya ihtiyacı var. Engelliler de tatil yapmak istiyor. Onlarda tatili hak ediyor. Ancak gidilecek, kalınacak tesisler nerede? Pek çok tesis engellilere uygun değil. Bazı tesislerde düzenlemeler var. Ama bunların birçoğu engellilerin ihtiyacını karşılayacak düzeyde değil. Karşılayanların da bazı alanları engellilere uygun olmuyor.

Son yıllarda engelsiz turizm, engelsiz tatil, erişilebilir tatil adı altında bazı çalışmalar yapılsa da... Engellilere rahat bir tatil sağlayacak çok az tesis var. Engelliler için ayrı bir tesis yapmak, engelli ve engelsiz kişilerin birbirlerinden daha da yabancılaşmasına yol açar. Önemli olan engelli kişilerin de herkesle aynı ortamda tatil yapması olmalıdır. Engellilerde hayatın her alanında aynı şartlarda yararlanmalıdır. Turizm de bu alanlardan biri... Bu nedenle  bunun göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı; "Engelli Dostu" tesislere “Herkes İçin Erişilebilirlik Belgesi" veriyor. Bu belgeyi almaya hak kazanan tesisler engellilerin daha rahat konaklayabilmesi için düzenlemeler yapıyor. Bu düzenlemeler tesislere girişten başlıyor. Merdivenler, odalar, yemekhaneler, havuz, tuvaletler ve banyolar gibi her alanda devam ediyor. Böylece bir engellinin de tek başına özgürce tatil yapabileceği şartlar sağlanıyor.


Turistik tesislerin engellilere göre düzenlenmesi ve engelli odaları denilince, bedensel engelliler için düzenlenmiş odalar akla geliyor. Evet, bedensel engellilerin  rahat kalabileceği odalar, hareket edebileceği alanlar ve denize girebileceği sahiller gerekiyor. Ancak diğer engel gruplarının da farklı ihtiyaçları var.  İşitme engelliler için işaret dili bilen bir personel, görme engelliler için de hissedilebilir zeminler, ses uyarıcıları, Braille alfabesiyle yazılmış broşür gibi... Ancak bütün bunların yasal zorunluluklar yerine teşvik edici bazı unsurlar sayesinde olması en doğrusu olur.

Engelliler için yapılacak düzenleme ve uygulamaların maliyetinin yüksek olacağı düşünülebilir. Ancak bu uzun vadede bunlar kar olarak dönecektir. Herkes gibi engellilerde rahat hareket ettiği ve alıştığı ortama tekrar gelmek isterler... Ayrıca; bir gerçekte engelliler için yapılacak bazı düzenlemelerin yaşlılarında hayatını kolaylaştırmasıdır. Çünkü yaşlılarında birçoğu hareket zorluğu yaşarlar. Dünyada yaşlı nüfusun arttığını düşünürsek yapılan düzenlemeler onlara içinde faydalıdır. Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktır.

Ülkemizin her yerinde engellilere uygun otel, motel ve pansiyon ve tesisler olmalıdır. Ama özellikle de tatil yörelerinde... Engelli gittiği yerde rahat hareket edip, zorluk çekmezse ve erişilebilir bir tatil yaparsa tekrar gitmek isteyecektir. Aslında bu engelli, engelsiz herkes için böyledir. Zorluk ve sıkıntılarla dolu bir tatili kim ister ki... Herkes için erişilebilir bir tatil için gerekli çalışmalar devlet ve özel sektör işbirliği ile olmalıdır. Böylece engellilere de iyi bir tatil yapabilir.

ALİYE YÜCEL  


28 Haziran 2015 Pazar

PARK DEĞİL ÇARK EDELİM


Engelli park alanlarına, engelsiz kişilerin park ettiği araçları görmüşsünüzdür. Bu durumu görünce insan hayrete düşüyor. Bir insan bunu nasıl yapar? Bir kişiyi zor durumda bırakacağını nasıl anlamaz? Engelliye zarar vereceğini nasıl düşünmez? Bir insan empatiden nasıl bu kadar yoksun nasıl olur? diye... Ama bu manzara ile maalesef çokça karşılaşıyoruz. Bununla ilgili pek çok fotoğraf yayınlanıyor. Haber yapılıyor...

Gelelim bu konuda yazmama neden olan ilginç habere... Brezilya'da bir sürücü engeli olmadığı halde engellilere ayrılan yere park ediyor. Sen misin buraya park eden! Duyarsız sürücü geldiğinde otomobilini tanınmaz bir halde buluyor. Otomobilinin üzeri baştan sona mavi çıkartmalarla kaplanıyor ve üzerine de engelli logosu yerleştiriliyor. Otomobil görülmeye değer... Gelip geçen herkes ilgiyle seyrediyor.

Aracını bıraktığı gibi bulamayan sürücü büyük bir şok yaşıyor. Aracına biniyor, pencerelerde kaplı olduğu için göremiyor dışarı çıkıyor. Çıkartmaları sökmeye çalışıyor. Yaptığına bin pişman oluyor ve çok öfkeleniyor. Çevredekiler, bu durumu görenler onun bu cezayı hak ettiği için gülerek "Oh olsun" der gibi bakıyor. Böylece sürücü engelli yerine park etmenin cezasını çekiyor. Umarız bu ona bir ders olur. Onu ve arabasını bu halde görenlere de örnek olur.


Rusya'da da engelli park yerine araç bırakmayı önlemek için çok çarpıcı bir uygulama yapılmıştı. Otoparktaki engelli park alanına kameralar yerleştirilmişti. Kamera gelen aracın ön camında "engelli" işaretini görmeyince (engelli aracı değilse) aracın önüne bir engelli kişinin hologramı beliriyor. Bu hologram duyarlılık göstermeyen sürücüleri uyarmak için konuşmaya başlıyor. Sürücülere  bunu neden yaptığını diye soruyor. Bu yaptıklarının yanlış olduğunu, engelli park yerine park etmemeleri gerektiğini çok etkileyici bir biçimde anlatıyor. 

Ülkemizde de engelli yerine park etmenin yanlışlığını anlatmak için çeşitli farkındalık çalışması yapılıyor. Bunlardan en anlamlılarından biri de engelli park alanlarına yazılan bir slogan... Bu sloganda "Yerimi aldın. Engelimi de alır mısın?" yazıyordu. Oldukça etkileyici olan bu söz pek çok park yerinde kullanılmış ve oldukça ses getirmişti. Bu uyarıcı söz keşke tüm otoparklara yazılsa... Böylece duyarsız kişilerin gözüne sokulsa... 

Türkiye'de ve dünyada engelli park yerine aracını bırakmanın yanlışlığı çeşitli şekilde ortaya konuluyor. Ama çok doğal bir durummuş gibi hala park edenler sürücüler oluyor. Bu yanlış hep devam ediyor. Kişi hiç düşünmüyor. Bu engel kendisinde olsaydı ve park yeri bulamasaydı ne yapardı. Biraz empati yapalım ve bu alanlara park etmeyelim. Bir engelliye zarar vermeyelim, onu zor durumda bırakmayalım. Bu alanlar engelliler için... Bu yanlıştan dönelim. Artık park değil, çark edelim!
                                                                                       
ALİYE YÜCEL         

31 Mayıs 2015 Pazar

PROTEZ BACAKLI POP STAR


Viktoria Modesta, ünlü bir pop star ama herhangi pop star gibi değil. Kusursuz vücutlarıyla önde olanların aksine takma bacağıyla ipi göğüsleyen biri... Dünyanın ilk protez bacaklı pop starı... 1987 yılında doğan şarkıcının doğuştan gelen bir hasar sonucu bir bacağı gelişememiş ve bu nedenle dizinden aşağısı ampute olmuş... SSCB doğumlu şarkıcı aynı zamanda şarkı sözü yazıyor, DJ'lik ve modellik yapıyor.

Viktoria Modesta'nın doğumu sırasında sol bacağının sinirlerinde büyük hasar meydana geliyor. Böylece sol bacağı gelişemiyor. Bu nedenle küçük yaştan itibaren defalarca ameliyat geçiriyor. 12 yaşında iken ailesiyle birlikte İngiltere'ye yerleşen Modesta'nın ameliyatları orada da devam ediyor. Çok zor yıllar geçiren şarkıcı 20 yaşına geldiğinde pek çok ameliyata rağmen düzelmeyen sol bacağının dizinden aşağısını amputasyon operasyonu ile aldırıyor.

Operasyondan sonra protez bacakla yürümeye başlıyor. Bu duruma kolayca adapte olup hareket kabiliyetini kazanıyor. Şarkıcılığın yanı sıra model olan Viktoria Modesta müzik ve moda çalışmalarına devam ediyor. Modesta; müzik, moda ve görsel konularda her şeyle ilgilendiğini belirtiyor. Protezlerini de kendi tarzına uygun özel olarak hazırlatıyor. Öyle farklı ve ilginç protezleri var ki hepsi birer sanat eseri...


Şarkıcının ününe ün katan parçası "Prototype". Bu şarkının çok orijinal bir klibi var. Bu 6 dakikalık video klip Channel 4'te yayınlandıktan kısa bir süre sonra YouTube'da izlenme rekorları kırıyor. Klip kısa film tadında... Biyonik protez bacaklarıyla insanı şaşırtacak kadar hızlı ve bir o kadar da güzel dans ediyor. Klipte kullandığı kostüm ve protezler çok şık ve çarpıcı... ViktorModestaia , çok rahat ve kendinden emin bir kadın... Kesik bacağını protezi olmadan da çekinmeden sergiliyor.

Viktoria Modesta, "İnsanların; engellilere, bir organını kaybetmiş kişilere bakışlarını gözden geçirmesini hedefliyorum. Böyle bir şey herkesin başına gelebilir. Sağlam kişilerde hiç ummadıkları bir zamanda; bir kaza ya da başka bir şekilde vücutlarının bir parçasını kaybedip engelli hale gelebilirler... Engellilik üzerine yapılan sıkıcı etik tartışmaların miladı doldu. Engelliliğe farklı bir bakış açısı getiriyorum... Bu konuda ilerlemenin tek yolu tutku, hayranlık, merak ve imrenme..." diyerek bir farkındalık ortaya koyuyor.

Tüm dünyada pop starların fanları oluyor ve rol model olarak görülüyorlar. Viktoria Modesta da bunlardan biri... Bu durumda kendini kabul ettirmesi, özgüveni insanı etkiliyor. Şarkıcı engelliler ile ilgili önyargıları yıkıyor. Düşünüyorum da bizde böyle biri pop star olabilir mi? Düşünelim bakalım "protez bacaklı bir pop star"... İnsan vücudunun sesinden daha ön planda olduğu, fiziksel özelliklerin önemli olduğu bir alanda galiba çok zor. Türkiye için henüz erken!

ALİYE YÜCEL

12 Nisan 2015 Pazar

ENGELOJİ’DEN BAHSEDENLER 2


Engeloji’den Bahsedenler’i daha önce paylaşmıştım. Kitabım; Milliyet Gazetesi Ali Eyüboğlu, ATV Müge Anlı, Fox TV İsmail Küçükkaya (Çalar Saat), 24 TV Murat Çiçek (Günün Manşeti), Akşam Pazar Eki, Yeni Akit Gazetesi, Yazar Ümit Şimsek, Kadınlar Arası, Hürriyet Sosyal Ayşe Baykal, Türkiye Gazetesi, Fikir Haber, Fatih Gazetesi, Yaşadıkça gibi pek çok medyada yer almıştı.

Bu geçen zaman içinde yine Engeloji’den bahsedenler oldu. İşte onlar:


Posta Gazetesi

Küçük Kırmızı Pabuçlar

Millet Gazetesi

Varide

Dünya Bizim

Milliyet Blog



Özürlüler Gazetesi

Bedrekaa

Haberler

Duyabilirsin

Engelsiz Dostlar

Ne Okuyabilirim

Bunlar bulabildiklerim, rast geldiklerim. Belki bu günden sonra da yer alacak. Ancak biriktiği için yer vermek istedim. Bu arada Instagram, Facebook ve Twitter’da da çok güzel paylaşımlar yer aldı. Engeloji’den bahseden herkese yer verdikleri ve yazdıkları övgü çok sözler için çok teşekkür ediyorum.

ALİYE YÜCEL