> Engeloji : 2014

Translate

28 Aralık 2014 Pazar

AKIL OYUN EDERSE


Orijinal ismi A Beautiful Mind olan Akıl Oyunları filmini pek çok kişi seyretmiş ya da adını duymuştur diye tahmin ediyorum. Filmde Nobel Ekonomi Ödüllü ünlü matematikçi John Forbes Nash'ın hayatı ve dolayısıyla şizofreni hastalığı anlatılıyordu. Nash'ı dünyaca ünlü Avustralyalı oyuncu ve yönetmen Russell Crowe başarıyla canlandırmıştı. 2002 yılında gösterime giren filmi Ron Howard yönetmiş ve iki dalda Oscar almıştı.

Russell Crowe, ülkemizde çektiği yeni filmi Son Umut'un galası için geldiğinde TV 8'de bir programa katıldı. Bu programda Gladyatör'den, Cinderella Man'a kadar pek çok filminden bahsedildi. Bu filmlerle ilgili sorular soruldu. Bir soru da Akıl Oyunları filmi için geldi. Bu soru bu filmdeki şizofreni hastasını nasıl bu kadar başarıyla canlandırdığı oldu. Russell Crowe, bu konuda profesyonelliğini gösterdi. Şizofreni hastalarının videolarını izlediğini ve onların karakteristik 21 vücut hareketini öğrenip öyle hazırlandığından bahsetti. Böylece John Forbes Nash rolünü nasıl oynadığını açıkladı.

John Forbes Nash, 1928 yılında doğmuş ve halen hayattadır. 1994 yılında Oyun Teorisi ile Nobel Ekonomi Ödülü'nü almıştır. İlginç olan taraf şudur ki, Oyun Teorisi'ni 21 yaşında doktora tezi olarak sunmuş ve 45 yıl sonra ödül almıştır. Nash, genç yaşta gizli bir görevde profesör olarak çalışmaya başlamış, soğuk savaşta şifre çözücü olarak çalışmıştır. Çarpıcı fikirleri ile matematik alanında önde gelen isimlerden biri olarak görülmüştür. 30 yaşından önce eşi Alicia Larde ile evlenmiş ve bir çocuğu olmuştur.


John Forbes Nash, öğrencilik yıllarından itibaren hayaller görse de normal bir şekilde hayatını sürdürmeye çalışmıştır. Kendisi fark etmese de arkadaşı sayesinde hasta olduğu ortaya çıkmış ve paranoid şizofreni hastası olduğu anlaşılmıştır. Bu arada hastanede kalması gerekse de eşi ve kendisi istememiştir. Bu hastalıkla baş etmesinde ki en büyük destek eşinden gelmiştir. Ödülünü de ona ithaf etmiştir. Nash, dünyayı dolaşıp Oyun Teorisi hakkında konferanslar vermiştir. 2012 yılında Türkiye'ye de gelmiştir.

Akıl Oyunları, süresi iki saati aşsa da ilgiyle seyredilecek bir film... Film sayesinde şizofren birini ve şizofreni hastalığını bir ölçüde öğrenmiş oluyoruz. Psikolojik engellilik çevre açısından en zor engellilik türlerinden biridir. Çünkü çoğu zaman hasta yaptıklarının ve davranışlarının farkında değildir. Ama ailesi ve çevresi bundan büyük ölçüde etkilenir. Filmin belki de en umut verici yönü bu hastalığın tedavi edilebileceği ve şizofren birinin de büyük başarılara imza atabileceğini göstermesidir.

Akıl Oyunları yani A Beautiful Mind aynı adlı kitaptan senaryolaştırılmıştır. Türkiye olarak yabancı film isimlerini çevirme konusunda hangi noktadayız bilemem. Kimi çok başarılı buluyor, kimi de başarısız... Bazı filmlerin Türkçe isimleri uygun olmayabilir. Ama ben A Beautiful Mind isminin Akıl Oyunları olarak çevirisini çok başarılı bulmuştum. Psikolojik engelliliği çok güzel anlatıyor. Çünkü bu hastalıkta, akıl insana gerçekten oyun ediyor! Kişi de bu duruma gelebiliyor ve böyle davranıyor. Yoksa bütün bu davranışları ve yaptıkları nasıl açıklanabilir ki? Allah hepimizi nefsin ve aklın oyunlarından korusun.


ALİYE YÜCEL

21 Aralık 2014 Pazar

STELLA YOUNG'UN ANISINA 2


Geçen hafta Engelli Aktivist, komedyen ve gazeteci Stella Young'tan bahsetmiş ve "Onunla ilgili yazacaklarım bitmedi. Haftaya..." demiştim. Engelliliği bu kadar kolay kabullenen, büyük bir özgüven sahibi ve bu konuda mizah yapabilen bu kadınla ilgili yazmak istediğim çok şey var. Bence çok farklı, çok özel biri... Bu farkındalığa nasıl ulaşmışsa artık, insan keşke bütün konuşmalarını dinleyebilseydim ve tanışma imkanım olsaydı diye düşünüyor. 

Young, Osteogenesis İmperfecta (Cam Kemik Hastalığı) hastası olarak dünyaya gelmiş. Kemiklerde kolayca kırılmalara yol açan bu genetik hastalık nedeniyle hayatını tekerlekli sandalyede sürdürmüş. Böyle bir durumda aile çok önemli... O daima yanında olan bir aileye sahipmiş. 15 yaşında iken yerel halktan biri onun Toplumsal Başarı Ödülü için aday gösterilmesini istemiş. Bunun üzerine ebeveynlerinin cevabı da:  "Çok hoş! Ancak bariz bir problem var. Kızımız hiç bir şey başarmadı ki..." olmuş.

Burada engelliye bakışta ailenin önemini görüyoruz. Anne ve babası çok haklı... Okula gitmiş, güzel notlar almış, okul sonrası annesinin kuaför salonunda bulunmuş ve dizilerini seyrederek zaman geçirmiş... Yaptıkları arasında sıradan şeyler dışında hiçbir şey yok. Engelini bir kenara bırakırsak, başarı sayılabilecek bir şey yapmamış... Ailesi de onu öyle kabul etmiş, normal yaşantısını sürdürmesinde bir olağanüstü durum görmemiş. Bu da Stella'ya özgüven olarak geri dönmüş...


Engelliler hakkındaki bazı yargılar Stella Young'a çok saçma gelmiş... Söylenenleri anlamsız bulmuş. Bir konuşmasında "Hayattaki en büyük engel kötü bakış açısıdır" cümlesini ele alıp: "Bu cümle beş para etmez. Çünkü gerçek değil ve engelli sosyal modeline aykırı. (Doğru cümleler şunlar:) 'Hiç bir gülümseme merdivenleri rampaya dönüştüremez!' " Bu konuşması (gülüşmeler ve alkışlar eşliğinde) şöyle devam ediyor: " 'Televizyon ekranına gülerek, duyma engelli bir insan için kapalı olan altyazıyı görünür kılamazsınız!' ve 'Kitapçıda saatler geçirmeniz ve etrafa pozitif sinyaller vermeniz o kitapları kabartma harfli (Braille Alfabesiile yazılan) kitaplara dönüştürmeyecektir!' " diyor. Farkındalığını görebiliyor musunuz?

Stella Young, pek çok engelli gibi engelli olmanın özel değil, normal kabul edildiği bir dünyada yaşamak istiyor. 15 yaşında kız çocuğunun yatak odasında Buffy the Vampire Slayer seyretmesinin bir şeyleri başarmak kabul etmediği bir dünyada yaşamak istiyor! Engelli birinden, sabah yataktan kalktığı ve ismini hatırladığı için tebrik edilmediği (beklentinin bu kadar düşük olmadığı) bir dünya istiyor! Melbourn'de bir lisede öğrencilerin, öğretmeninin tekerlekli sandalye kullandığını göründüğünde şaşırmadığı bir dünyada yaşamak istiyor!

Engellilerin ilham olarak gösterilmesine karşı çıkan küçük dev kadın, kendisinin engellilerden sürekli bir şeyler öğrendiğini, çünkü zekice fikirleri olduğunu belirtiyor. Ancak öğrendiklerinin birbirlerinin gücünden ve sabrından olduğunu, bedenlerinden ya da rahatsızlıklarından olmadığını açıklıyor. Söylediklerinin hepsi çok etkileyici, hepsi insanı düşündürüyor. Son olarak yine onun bir sözüyle bitirmek istiyorum. Şöyle diyor: "Engeller sizi özel kılmaz. Düşüncelerinizi sorgulamak sizi özel kılar!" Ne muhteşem değil mi?

ALİYE YÜCEL



14 Aralık 2014 Pazar

STELLA YOUNG'UN ANISINA


Engelli Aktivist, komedyen ve gazeteci Stella Young, geçtiğimiz hafta (6 Aralık 2014) 32 yaşında hayatını kaybetti. Bu küçük dev kadının fotoğraflarını hep görüyordum. Yaptığı bir konuşmayı izlemiş, çok etkilenmiştim. Her söylediğini yazmak istiyordum. Maalesef ölünce yazabiliyorum. Stella Young'un engele ve engelliye bakışı çok etkileyici, farklı ama olması gereken gibi... Her cümlesi insanı sarsıyor. Söylediklerinin hepsinin altına imzamı atmak isterdim.

Stella Young, 1982 yılında doğuştan bedensel engelli olarak dünyaya gelmiş. Hayatını tekerlekli sandalyede sürdürmüş. Anlattığına göre normal bir çocuk olarak yetiştirilmiş. Okula gitmiş, arkadaşlarıyla zaman geçirmiş, küçük kız kardeşleriyle kavga etmiş. Yani pek çok çocuk gibi büyümüş, engelli olması onu farklı kılmamış. Özgüveni öyle yüksek, kendisiyle öyle barışık ki  insan gıpta ediyor. Hayatı boyunca engele ve engelliye bakışın yanlışlığını anlatmış...

Stella Young, büyük bir salonda yüzlerce kişiye yaptığı  bir konuşmasında "Bir çoğunuzun gözünde engelli insanlar birer öğretmen, doktor ya da manikürcü olamıyor. Bizler gerçek bile değiliz. İlham olmak için buradayız. Aslında ben şu an bu sahnedeyim. Tüm bu konuşmayı tekerlekli sandalyede yapıyorum ve sizler benden size ilham olmamı bekliyorsunuz. Haksız mıyım? Değil mi? Bayanlar baylar, korkarım ki sizleri büyük hayal kırıklığına uğratacağım. Burada size ilham vermek için bulunmuyorum!" diyerek pek çok ezberi bozuyor.

İlham kaynağı olmak istemeyen ve bunu övgü olarak kabul etmeyen Stella Young, konuşmasında orada olmasının nedenini insanlara söylenen ve onlarında inandığı bir yalanı açıklamak için olduğunu söylüyor. Bu yalan, "Engelli olmak kötü bir şeydir. Engelle yaşamak sizi özel kılar." Doğrusu: "Engelli olmak kötü bir şey değil ve sizi özel  kılmaz." diyor. Sosyal medyanın son yıllarda bu yalanı propagandasını yaptığından şikayet ediyor.


"Hayatta tek engel kötü yaklaşımdır", "Özrünüz kabul edilmiyor", "Vazgeçmeden önce dene!" gibi bazı engelli fotoğraflarına yazılan sloganların yanlışlığını vurgulayarak: "Bunlar sadece bir kaç örnek, bunlar gibi daha çok resim var. Bilirsiniz işte, elleri olmayan kızın ağzında kalem tutarak resim çizdiğini görmüşsünüzdür. Karbon fiber protez bacakla koşan çocuğu görmüş olabilirsiniz..."  diyor. Bu tür fotoğrafların bir grup insanı diğer bir grubun çıkarı için yani; Engelli insanları, engelsiz insanların çıkarı için nesneleştirdiğini düşünüyor.

Stella Young'a göre bu fotoğrafların amacı ilham vermek, motive etmek... Böylece fotoğraflara bakanlar "Yaşamım ne kadar kötü olursa olsun daha kötü olabilirdi. Bu kişi ben olabilirdim..." diye düşünecekler. Engeli olmayanlar onlara bakacak, haline şükredecek ve endişelerine bakış açısı getirecekler. Bana göre de en büyük yanlış bu... Stella Young, "Evet engelli bir insan olarak hayatın bazı zorlukları var. Bazı şeylerin üstesinden geliyoruz. Ancak üstesinden geldiğimiz şeyler sizin düşündüğünüz şeyler değil... Bizleri engelli kılan şey bedenlerimiz ve hastalıklarımızdan ziyade daha çok toplumun kendisi... " diyor.

Ünlü aktivist engelli bedenini sevdiğini, yapması gerekenleri yaptığını ve onu en üst kapasite de kullanmayı öğrendiğini söylüyor. Engellilerin yaptığının da bu olduğunu, sıra dışı bir şeyler yapmadığını belirtiyor. "Bu fotoğrafları paylaşarak onları nesneleştirmek hak mıdır?" diye soruyor. Stella Young'un anlattıkları insanı derinden etkiliyor. Engele, engelliye böyle bakan bir kadının hayata erken veda etmesine üzülmemek elde değil. Kim bilir söyleyecek ne çok şeyi daha vardı. Bu arada benim de onunla ilgili yazacaklarım bitmedi. Haftaya...


ALİYE YÜCEL

7 Aralık 2014 Pazar

ENGELOJİ'DEN BAHSEDENLER


- A TV Müge Anlı
(20. Dakikadan Sonra...)
http://www.youtube.com/watch?v=1AhxJ3usLIo


- Milliyet - Ali Eyüboğlu

 - Fox TV - İsmail Küçükkaya
3 Saatlik programında (Çalar Saat) üç kez Engeloji'den bahsetti. 

- 24 TV Murat Çiçek (Günün Manşeti)
(Hemen Başında...) 


- Akşam Pazar Eki

Takip edebildiklerim bunlar... Umarım unuttuğum yoktur. Engeloji'den bahseden herkese katkılarından dolayı çok çok teşekkür ediyorum. Anlaşılmak çok güzel...


ALİYE YÜCEL









30 Kasım 2014 Pazar

PSV'DEN GÜZEL BİR ÇALIM



Futbol en çok sevilen ve takip edilen spor dallarının başında geliyor. Her kesimden pek çok fanatiği oluyor. Futbol sevgisi engel de tanımıyor. Görme engelliler de maçları sahada takip ediyor. İşte PSV Eindhoven Kulübü bunu iyi bildiği için, sahasında görme engelli futbolseverler için bir tribün oluşturmuş. Hollanda'nın ünlü futbol takımı görme engelli taraftarlarını burada ağırlıyor. Bu özel tribün dünyada bir ilk...

Bu uygulama şöyle; PSV Eindhoven Kulübü takımının iç saha maçlarını oynadığı Philips Stadyumu'nda görme engelli taraftarlar için tribünde özel bir bölüm oluşturmuş. Onları bu özel bir bölüme alıyorlar. Orada hepsine birer kulaklık veriliyor. Onlarda maçı anlatan birinden bu kulaklıklarla dinliyorlar. Bu bizim; televizyon yokken, maçları radyodan dinlediğimiz durumun aynısı...

PSV Eindhoven Kulübü'nün dünyada ilk defa uygulamaya koyduğu bu uygulama ile görme engelliler maçı takip ederken, stadyum atmosferini de yaşamış oluyor. Şimdi bu uygulamayı gereksiz bulanlar da olacaktır. Buna eminim. "Nasılsa görmüyor, sahada olmasının ne anlamı var?" diyecekler. Ama aslında öyle değil. Neden görme engellilerde maça gitmesin? Görmüyor diye bu atmosferi neden tatmasın? Görmüyor diye bu büyük heyecanı ortamında neden hissetmesin?


Tribünde özel bölüm bir uygulaması geç kalınmış bir uygulama... Daha önce neden düşünülmedi, neden yapılmadı acaba? Görme engelli arkadaşlarımdan biliyorum maça giderlerken ve yanlarında da bir radyo götürürlerdi. Maçı naklen anlatan radyoyu açıp kulaklarına dayayarak bir taraftan dinlerken, bir taraftan da maçın atmosferini yaşarlardı. Bu arada fanatik görme engellilerin maça gittiğini ve yakınlarının da onlara maçı anlattığı haberlerini medyada görüyoruz. Ama böyle bir özel tribün bizde de olsa hiç bunlara gerek kalmazdı.

Bu takdir edilecek ve örnek uygulamayı bizde de Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi büyük Türk kulüpleri de yapsa ne kadar anlamlı olur. Bu hem bir gereklilik olduğu için faydalı, hem de çok anlamlı bir sosyal sorumluluk projesi olacaktır. Futbolu sadece kariyer, kazanç, şöhret olarak görmemek gerekir. Şimdi merakla bekliyorum. Bu uygulama bizde de yapılacak mı? Yapılırsa da ilk önce hangi kulüp yapacak?

ALİYE YÜCEL

23 Kasım 2014 Pazar

"DUR"


Bir kaldırıma görme engelli yolu yani hissedilir zemin uygulaması yapılır ve bu yolun tam ortasına da bir "Dur" işaret levhası konulursa ne düşünürsünüz? Bu şaka gibi olay Zonguldak'ın Ereğli İlçesi'nde olmuş... Karayolları; Ereğli'de, Kepez Mahallesi ile Gülüç Beldesi arasında bakım onarım çalışmaları sırasında kaldırımları da düzenlemiş. Bu düzenlemede görme engelliler için yürüyüş yolu da yapılmış. Yapılmış yapılmasına da tam ortasına da sürücüler için bir uyarı olan "Dur" işaret levhası konulmuş!

Şaşırmamak elde değil... Bunu görenler de büyük şaşkınlık yaşamışlar, bir anlam verememiş ve büyük tepki görmüş. Haberi de yapılınca işaret levhası Karayolları tarafından hemen kaldırılmış... Trafik işaret levhasının "Dur" olması da manidar! Başka bir trafik işaret levhası da olabilirdi. Uyarı sürücülere... Ancak bu yolu takip ederek yürüyen görme engelliler de ister istemez duracak! Umarız bu arada zarar gören bir görme engelli olmamıştır.

Görme engelli yolu yani hissedilir zemin görme engellilerin dokunma duygusuna hitap ediyor; yönlendirmek ve engeller konusunda uyarmak için zeminde tasarlanmış kabarma dokulu yüzeylerden meydana geliyor. Görme engelliler bunu ayak tabanları ve beyaz bastonlarıyla hissedebiliyor. Böylece rahatça yürüyebiliyor. Bu yol ilk kez 1965 yılında Japonya’da bulunmuş ve 1967 yılında Okayama Görme Engelliler Okulu’nun yanındaki bir yolda uygulanmış... Avrupa Birliği normlarına göre; bu yollarda uzun çizgiler yolun devam ettiğini, yuvarlak kabartmalar ise yolun bittiğini gösteriyor.


Ereğli İlçesi'nde yapılan bu yanlış durumun haberini görünce, bu konuyu bir daha ele almak istedim. Belki de kasıt yok. Çünkü bu konu yeterince bilinmiyor. Eğer bilinse oraya görme engelli biri için bir tuzak olan o işaret levhası konulabilir mi? Bunu yapan kişilere bu yolun ne için yapıldığını, o taşların süs olarak değil de, bir anlam taşıdığı için konulduğunu anlatmak gerekiyor. Bu yolların görme engelliler için yapıldığını; onların yürümesini ve bağımsız hareketini kolaylaştırdığını... Bu yüzeylerin üzerine bir şey konulduğunda ya da kapatıldığında onların hayatını zorlaştırdığını, hatta hayati tehlikeye soktuğunu bilseler yaparlar mı? Sanmıyorum...

Bundan sonra herkes bu konuda biraz daha dikkatli olmalı... Görme engelliler de herkes gibi ve herkesle birlikte, yaşamın tüm alanlarındaki hak ve hizmetlere ulaşabilmeli... Bu nedenle bunlardan yararlanabilmesi için, hissedilir yüzeyler de her yerde olmalı... Bu yollar üzerine engeller konulmamalı ve park edilmemeli... Görme engellilerde sokağa çıkıp rahatlıkla yürümeli… Sosyal hayata katılmaları kolaylaşmalı… Bu yanlışa "Dur" demeli...


ALİYE YÜCEL


16 Kasım 2014 Pazar

ALİ'NİN HİKAYESİ



Ali, tekerlekli sandalyede bir çocuk... Ateşli bir hastalık geçirdiği için her iki bacağı da tutmuyor. Bu nedenle hayatını tekerlekli sandalyede sürdürüyor. Bazı kimseler hayatını tekerlekli sandalyede geçiren kimseler için "tekerlekli sandalyeye mahkum" diyor. Oysa Ali bu tabirden hiç hoşlanmıyor. O hayatını tekerlekli sandalyede sürdürdüğünün bilinmesini istiyor.

Ali, küçük yaştan beri durumunun farkında ve bunu kabullenmiş bir çocuk... Yürüyemese de tekerlekli sandalyesiyle okula gidiyor. Günlük yaşantısında zaman zaman (mimari engellerden dolayı) zorlansa da yaşantısını sürdürüyor. Ailesi, arkadaşları ve öğretmeni onu çok seviyor ve yardımcı oluyorlar... Sınıfı okulun giriş katında, okulunun girişinde bir kaç basamak merdiven var. Bu nedenle Ali'nin okula başladığı yıl, tekerlekli sandalyesiyle rahatça girebilmesi için girişe rampa yapılmış... Ali, mutlu ve çok başarılı bir çocuk...

Genelde normal insanlar (!) bazen Ali'ye acıma ya da küçümsemeyle baksa da o kendisine  farklı bakmamalarını, ilk tanışmada herkese nasıl davranılıyorsa ona da öyle davranmalarını istiyor. Tekerlekli sandalyede yaşasa da ekstra bir ilgiyi ya da dışlanmayı istemiyor.



Tekerlekli sandalyede olduğu için “sakat, aciz" gibi etiketlerle, acıyarak yaklaşılmasını ve acıma hissi veren ses tonu ile konuşmalarını da istemiyor. Sonuçta birtakım engellere sahiptir olduğunu biliyor. Ancak o hasta ya da mutsuz olmadığının bilinmesini istiyor.

Ali, karşısında çok dikkatli ve özenli olmaya çalışanları hiç anlayamıyor. Diğer insanlarla nasıl konuşuluyorsa onunla da öyle konuşmalarını istiyor. Kelimeleri vurgulayarak veya yüksek sesle konuşmayı anlamsız buluyor, çünkü onun duyma sorunu yok! Ayrıca onun zeka ve algılama sorunu olduğunu ima eder gibi tane tane ve vurgulayarak konuşulmasını da istemiyor.

Tekerlekli sandalyede olduğundan dolayı ona yardım etmek amacıyla aniden atılmamalarını; onun yardım istemesini beklemelerini istiyor. Eğer yardım istiyorsa kendi söylüyor ve yardım edecek kişiyi kendi yönlendiriyor. Tekerlekli sandalyesine aniden yaslanılması ve dokunulması onu rahatsız edebiliyor.

Tekerlekli sandalyede olduğu için onunla konuşan kişinin tam karşısında, rahatlıkla göreceği şekilde durması gerekiyor. Sanıldığının aksine Ali engeliyle ilgili soru sorulmasından rahatsız olmuyor. Sadece soruyu samimiyetle, uygun bir dille sormalarını bekliyor. Kısaca Ali çok şey beklemiyor. Onu olduğu gibi kabullenmenizi istiyor.


ALİYE YÜCEL

9 Kasım 2014 Pazar

MERHABA VE ELVEDA


ALS hastalığına dikkat çekmek için yapılan Ice Bucket Challenge (Bir Kova Buz) kampanyasını duymayan kalmadı. Böylece herkes bu tedavisi olmayan kas hastalığını öğrendi. "Merhaba" da ALS hastalığına dikkat çekmek için yapılmış kısa bir film. Bu nedenle bir sosyal sorumluluk niteliğini de taşıyor. 20 dakikalık filmde, ALS hastası bir adam ve kızı arasındaki ilişki anlatılıyor. Filmin oyuncuları; Fadik Sevin Atasoy, Sönmez Atasoy, Paxton Winters, Nursel Köse ve İskender Altın. Yapımcılığı Mandy Menaker yaptığı filmi yönetmen Lauren Brady yönetmiş.

Filmin konusuna gelince: Özge (Fadik Sevin Atasoy) Amerika'da yaşayan genç bir cerrahtır. İstanbul'daki halası (Nursel Köse) bir gün onu babasının hastalığı için arar. Bunun üzerine Özge sevgilisi Brian'la beraber hemen İstanbul'a gelir. Babası Osman (Sönmez Atasoy) ALS hastasıdır. Hızla ilerleyen bu hastalığı kabullenmek tüm aile için hiç de kolay değildir. Özge çok sevdiği babasıyla ilgilenmek için İstanbul'da kalmakla, kariyeri için Amerika'ya gitmek arasında bir karar vermek zorundadır...

Amerikan yapımı Merhaba Türkiye'de; hem Türkçe, hem de  İngilizce olarak iki dilde çekilmiş. Filmin bazı sahneleri ALS-MNH Derneği'nde gerçekleştirilmiş. Lauren Brady, Dr. Alper Kaya'ya hastalık ve ilerleyişi hakkında danışmış. 2011 yılı yapımı film 6 dalda birden ödül almış. Fadik Sevin Atasoy, bu filmdeki oyunculuğuyla New York University Tisch - First Run Film Festivali'nde "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü kazanmış.


Genç yönetmen Lauren Brady, Merhaba'da kendi hayat hikayesinden esinlenmiş. Babasının da ALS hastası olması sebebiyle, böyle bir film çekerek farkındalık oluşturmak istemiş... Lauren Brady ve Fadik Sevin Atasoy önceden tanışıyormuş. Brady, filmi Türkiye'de çekmeye karar vermiş. Fadik Sevin Atasoy ise bu film teklifini alınca, babasıyla görüşerek onu da bu filmde oynamaya ikna etmiş. Böylece baba kız filmde karşılıklı oynamışlar...

Filme konu olan hastalığa gelince: ALS; merkezi sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı denilen bölgenin motor sinir hücrelerinin kaybı nedeniyle meydana geliyor. Bu hücrelerin kaybı nedeniyle kaslarda güçsüzlük ve erime başlıyor. Önce ellerde, bacaklarda, ağız ve dilde meydana geliyor. İlerleyince tüm vücut etkileniyor. Genellikle 40-50 yaşlarında başlıyor ve erkeklerde daha sık görülür. Zihinsel fonksiyonlarda ve bellekte ise bir kayıp olmuyor. ALS'nin kesin tedavisi yok. Bu nedenle tedavisi ve bakım süreci oldukça zor... Filmde de buna değiniliyor.

Merhaba'yı izleyen engelli, engelsiz herkes bu filmden çok etkilenecek bundan eminim... Bir engelin olumsuz etkilerini görmeye başlamak ve bunu kabullenme süreci çok güzel aktarılmış. Pek çok engelli kendi yaşadıklarını beyazperdede görmüş oluyor. Filmde çok dokunaklı sahneler var. Hele baba kızın veda sahnesi görülmeye değer. Bazen çaresizliğe üzülüyorsunuz, bazen de aile olmak böyle bir şey diyorsunuz... Usta oyuncu Sönmez Atasoy engelli rolüyle öyle başarılı ve inandırıcı ki ki gözleriniz doluyor. Filmde kim, neye, kime merhaba diyor, onu bulmak da size kalıyor!


ALİYE YÜCEL


2 Kasım 2014 Pazar

ZİHNİYETİN BÖYLESİ


Olay Ankara'da yaşandı. Bir çok polemiğe sebep olduğu için de pek çok haberi yapıldı. Şimdi bu yazıyı okuyanların bir çoğu da görmüştür, duymuştur eminim. Bir gazi ile otobüs şoförü arasında geçen tartışmadan bahsedeceğim. Bu konu çeşitli siyasi olaya alet edildi. O haklı, bu haklı demeyeceğim. Zaten şoför haklı bile olsa haksız durum düştü. Araçta bulunan kamera kayıtları da yapılan haberlerde gösterildi. Böylece her şey ortaya çıktı...

Olay şöyle gelişiyor. Gazi Yılmaz Yiğit,  Ankara'da bir belediye otobüsüne biniyor. Otobüsün şoförü gaziye kartını basmasını söylüyor. Gazi'de kartının arka cebinde olduğunu, her iki eli de olmadığı için çıkaramadığını söylüyor ve şoförden yardım istiyor. O andan itibaren şoför açıyor ağzını yumuyor gözünü... "Sizin gibi şerefsizlerden bıktım. Bana ne. Çıkarmak zorunda mıyım? Bunlar hep böyle. Benim için mi kollarını kaybettin? Sana iyi olmuş, iyi ki kaybetmişsin. Senin gibi şerefsiz bir gaziden 2 bin 500 TL. tazminat aldım, benim için mi gazi oldun? Şerefsiz..." gibi bir çok hakaret ettikten sonra gazinin kollarını kastederek "Allah görmüş de elini almış işte..." diyor.

Güzel bir sözümüz var "Kavgada bile söylenmez." Bu şoför söylüyor işte... "Allah görmüş de elini almış işte..." diyebiliyor. Böylesine bir hakareti hiç kimse hak etmez... Gazi Yılmaz Yiğit, 7 yıl Özel Hareket Birliği'nde görev yapmış. Yanında bir çok arkadaşı şehit olmuş. O ise iki kolunu, sağ ayağını ve bir gözünü çatışmada kaybetmiş ve bunun sonucu olarak da gazi unvanını almış biri...


Ankara'da belediye otobüsü şoförü Vahit Çatal ile Gazi olan Yılmaz Yiğit arasında yaşanan tartışmada olay kamuoyuna yansıyor. Ankara EGO Genel Müdürlüğü de Gazi Yılmaz Yiğit'in şikayeti üzerine böyle bir girişimde bulunan şoför açığa alıyor. Gazi ve arkadaşları Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde basın açıklaması yapıyorlar. Ama şoför Vahit Çatal görevine dönüyor... Olay büyüyor da büyüyor...

Bu konuyu bir siyasi tartışma için yazmıyorum. Engelliler bunlara alet edilse de, engellilik bunların üstünde bir kavram diye düşünüyorum. Engellilik siyasete asla alet olmamalı... Ben burada başka bir şey söylemek istiyorum. "Allah görmüş de elini almış işte..." Ne demek? Bu nasıl bir zihniyet? İnsan nasıl böyle düşünebiliyor ve bunu hiç utanıp, sıkılmadan uluorta söyleyebiliyor. İnsan duyduklarına inanamıyor. İnanmak istemiyor.

Maalesef böyle bir zihniyet var. Ben de bu gibi söylemlere şahit oldum. Bu zavallılar, bir eksiklik ya da bir engel gördüklerinde böyle düşünebiliyor. "Bunun için görmüyor, onun için duymuyor, onun için kolu yok, bunun için bacağı yok" diyebiliyor. Bu tür bir düşüncede olmak ne büyük bir yanılgı, ne büyük bir yanlış... Allah'ın kime, neyi, niçin verdiğini anlamışlar gibi... Allah'ın kime, neyi, niçin verdiğini kim bilebilir? Böyle bir konuda neye güveniyorsa artık... Yarın bir kaza geçirip bir uzvunu kaybederse, Allah neyi görmüş olacak?


ALİYE YÜCEL

26 Ekim 2014 Pazar

İŞE KATILIP HAYATA ATILMAK


Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın engellilerin iş hayatına katılmasını hedefleyen yeni bir projesi var. "İşe Katıl Hayata Atıl" isimli projeyi Garanti Bankası da destekliyor. Bu proje bir koçluk ve mentorluk çalışması... Koçluk ve mentorluk yeni bir meslek... Biliyoruz ki koçlar ve mentorlar, kişilere önce hedef belirlemelerinde ve sonra da ona ulaşmalarında yardımcı oluyorlar. Bu kez de engellilere yardımcı olacaklar.

"İşe Katıl Hayata Atıl" projesi Türkiye'den daha gelişmiş ülkelerin kurumlarının incelenmesi ve bakanlık çalışanlarının bireysel olarak yurt dışına iş seyahatleri sırasında gözlemleri sayesinde ortaya çıkmış. Projenin tanıtım toplantısında gerekli bütün bilgiler Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam tarafından açıklanmış...

Bakan Ayşenur İslam projeyle ilgili  olarak "6 ay boyunca koçlar engellileri izleyecek... Projenin amacı engellilerin bir taraftan işe kazandırılması ama bir taraftan da bu işlerin sürekliliğinin sağlanması. Koçluk sisteminin, böyle bir mihmandarlık yapılmasının sebebi bu, muhtemel sorunları başlangıçta öngörmek..." diyor. 

Proje ile engellilerin çok geniş bir alan olan özel sektörde çalışmasının önündeki engellerin kaldırılması planlanıyor. Koçluk ve mentorluk sistemiyle engelli çalışanın sorunlarının; engelli, engelli kişinin ailesi ve iş yeri ile görüşülerek çözümün sağlaması amaçlanıyor. Engellinin işe devamındaki sorunlar, engellilerin işten beklentileri, işverenin engelliden beklentileri mentorluk sistemiyle ortaya çıkacak.


Proje öncelikle 6 aylık bir süre ile Ankara'da başladı. Daha sonra 4 ayrı şehirde yine 6 aylık sürelerle devam edecek. İlk etapta Ankara'da 15 koç; özel istihdam bürolarıyla çalışmaya başlamış, işe yerleştirmeye başlanılan engelli sayısı bir ay 10-15 olması hedeflenirken, 40 engelli için talep alınmış... 6 ayın sonunda 300 engellinin işe yerleştirilmesi hedeflenmiş... Ancak bu sayının artacağı görülüyor. Verimli bir atılım olduğu takdirde proje devam edecek. Sivil Toplum Kuruluşları, özel sektör, yerel yönetimlerin de koçluk ve mentorluk sistemini öğrenmesi ve uygulaması bekleniyor.

Bu projeye Gazi Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Zihinsel Engellilerin Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Necdet Karasu bilimsel destek vermiş. Karasu bu proje ile ilgili yaptığı açıklamada; işe yerleşen bireylerin bireysel yaşamındaki, aile hayatındaki, iş yerindeki değişiklikleri inceleyeceklerini... Engellilerin bireylerle iletişiminden tutun da, insanların onları kabulüne kadar her şeyi proje çerçevesinde takip edeceklerini, anlatıyor.

Karasu ayrıca "İş yeri koçları; görüşmeleri engelinin teyzesi, halası gibi çok sayıda akrabasıyla yapıyor. Süreç sonunda işe yerleşen bireylerin kaçının işe devam ettiğini, kaçının iş değiştirdiğini, kaçının bu işi neden değiştirdiğini, değişimde hangi zorluklarla karşılaştığını, sisteme nasıl adapta olduklarını inceleyeceklerini..." söylüyor.

Her birey gibi engelliler de bir iş sahibi olmak istiyor. Bu nedenle işverenlere ulaşmaya çalışıyor. İşverenler genellikle engelliyi tanımadığı için bir ön yargı var. "Engelli işe nasıl katılacak, nasıl çalışacak, sorunlar nasıl giderilecek" gibi soruların cevabı bu proje ile cevabını bulacak. İstihdam alanında engellilere karşı var olan ön yargılar yıkılacak. Böylece bir çok engelli işe katılıp, hayata atılacak!

ALİYE YÜCEL



19 Ekim 2014 Pazar

ENGELOJİ'NİN DOĞUŞU


Pek çok blog yazarı gibi ben de kitap yazarı oldum. Kitabım Engeloji çıktı. Güzel bir duygu... Sağlık problemlerim yüzünden bu sevincime gölge düşse de "Bunda da bir hayır vardır" diye düşünüyorum. Kitabın çıkma sürecinde bir gün çıkacağını biliyorsunuz. Ama matbaadan elinize ulaşması, elinizde olması bambaşka bir duygu... Bunu anlatmak zor. Sanıyorum ki her kitabın özel bir hikayesi vardır. Bu yazı da Engeloji'nin hikayesi...

Geçtiğimiz yıl “ICEVI Europe 2013 Turkey” Kongresi’nde yayınevimin koordinatörü Hasan Feyzi Giray'la karşılaştım ve tanıştım. Birlikte yaşama kültürüne katkıda bulunan çalışmalara imza atan Hasan Bey beni blogumdaki yazılarımdan tanıyormuş. Yazılarımı beğenip takdir ettiğini söyledi ve bir kitap çalışması önerdi. Ben önceleri biraz geri dursam da, sonra bir çalışma yapmayı kabul ettim. Daha sonra editörüm Melike Nur Çep ile tanıştım. Böylece kitap için süreç başlamış oldu. Aslında bu süreçte başlı başına bir yazı konusu olabilir... 

Yazdıklarımı derleyip, düzenledikten sonra Hasan Feyzi Giray ve Melike Nur Çep ile kitap için isim arayışına girdik. Ben hep kitabın adının bir cümle olmasını istiyordum. Hatta aklımda şöyle bir isim vardı: "Topal Demesinler Diye." Bu isim bir yazımı konu alan Mehmet Ali Birand ile ilgiliydi. Ama beni de anlatıyordu. Ya da "Hiç Engelli Tanıdın mı?" gibi... Ancak sonra kitabın adının tek kelime ve farklı bir isim olması gerektiğine karar verdik. O andan itibaren yayınevinden bir süre istedim.

O süre içinde yüzlerce isim buldum. Hiç biri içime sinmedi. Daha iyi bir isim bulacağımı hissettim. Ve sonunda Engeloji'yi buldum. Adı ilk bulduğumda arama motorunda sorgulayınca başka bir kelime yazıp " Yine de girdiğiniz şu sorguyu mu aramak istiyorsunuz?" yazdı. Benim de istediğim buydu! Hiç kullanılmamıştı, farklıydı ve anlamlıydı. Bulduğum an "İşte bu..." dedim. Engeli ve engelliyi doğru anlamak bir bilimdi!  Engeloji de bunu anlatıyordu. Alt başlık olarak da "Kör Topal Giden Bilim!" olsun istedim. Çünkü engelliler yanlış biliniyor ve tanınıyordu...


Sonunda kitap çıktı. Daha önce kararlaştırdığımız tarihte 10 Ekim Cuma günü de satışı başlamış oldu. Şimdi ise pek çok kitap sitesinde satışta... Yayınevim C Planı, "Sanal İmza Günleri" adlı bir kampanya ile imzalı olarak satıyor. Ben de pek çok kitabı imzaladım. İmzalarken bu kitabın birilerinin elinde olacağını ve onların yüreğine dokunacağını düşünmek bile güzeldi. Kimler alacak diye bir merak da oluyor tabii...

Kitap kapaklarını çok önemsiyorum. Kapakların, kitapları sevdirmek de etkili olduğunu düşünüyorum. Kitapları sadece okumayı değil nesne olarak da severim. Kitabım diye demiyorum. Engeloji, nesne olarak da güzel... Kapak tasarımı çok beğenildi. Bu arada alıp okuyanların kitap hakkındaki düşüncesi "Başladım, sıkılmadan okuyorum..." ve "Elime aldım okumaya başladım, bırakmak istemedim..." oluyor. Bu da beni mutlu çok ediyor.

İnsanın kitabının olması güzel... Kitap yazmak zor mu bilemem. Ama okutmak zor! Bunu anladım. Alanlardan ricam çevresiyle paylaşmaları... Bir engelli farkındalığının oluşması ve okuyanların engelliyi yanlış tanıdığının farkına varması benim için çok önemli... Alıp okuyanlar; klavye başına geçip olumlu, olumsuz her türlü yorumu yazabilir. Onları da blogumda paylaşacağım. Farkındalıklarımızın artması ve anlaşılmak dileğiyle...

Almak isteyenler için:

ALİYE YÜCEL



5 Ekim 2014 Pazar

KÖR TOPAL GİDEN BİLİM: ENGELOJİ



YAYINEVİNDEN...

Bir ilim dalı düşünün ki;
Toplum için maddi ve manevi olarak çok önemli olduğu halde
İlim dalı olarak görülmemiş ve ehemmiyet verilmemiş!
Bunun sonucunda da maddi ve manevi olarak toplum olarak zararlar görmüşüz, görmeye de devam ediyoruz!
İşte Engeloji bunun için yazılmış bir eser…

YAZARDAN…
Okuma serüvenimin arkadaşlarımın koşup oynarken, mecburen evde oturmamla başladığını düşünsem de se­viyordum okumayı… Öyle ya, zorla olmaz bazı şeyler… Yazmak en büyük hayalimdi. Ancak yazacağım, yazarım demekle de olmuyor. Söyleyeceği bir şeyleri varsa yazabiliyor insan… Engelli olmam okumama sebep olduysa da, engelleri yazmam tesadüf olmamalı…
Engellilik hakkında; kişisel olarak ve çevremde gözlemledik­lerimden bir fikrim vardı. Maalesef engellilik yanlış biliniyor, en­gelliler yanlış tanınıyordu. Hep “Bunu doğru anlatmalıyım” diye düşünürdüm. Blog yazarlığı serüvenim işte böyle başladı. Her yazı yazan kişi yazılarının beğenilip, takdir görmesini istese de galiba esas istediğim engelliliği doğru tanımlayıp, bir farkındalık ortaya koymaktı.
Blogumda engelli ve engelsiz herkese seslenmek istedim. Bu nedenle konularımı; araştırarak özenle ve günceli yakalayarak seçmeye çalıştım. Bir kişi bile blogumu okusa ve engelliyi yanlış tanıdığının farkına varsa benim için çok önemliydi. Yazdıklarımın bir gün kitaplaşacağını hayal ettim. Elinizdeki bu kitapla da gerçe­ğe dönüştü. Okuyacağınız metinler 2011 ile 2014 yılları arasında blogumda yayınladığım yazılardan oluşuyor.
Kör, Topal Giden Bilim (!) diyerek bir kinaye yapsam da, bu kitaptaki yani Engeloji’deki her yazım, bir engelli farkındalığının meydana gelmesi isteğiyle yazılmıştır.
Şimdi soruyorum, hiç engelli birini tanıdınız mı?

 EDİTÖRDEN...
Yayınevi olarak engellilerle birlikte yaşama kültürünü artırmak adına birçok çalışmaya imza attık. Çocuklar için görme engelli bir kahraman olan Fati’nin, “Fati ile Tanışmak” ve “Dirsekler Yalan Söylemez” isimli kitapları; gençler ve yetişkinler için de “Kör Öyküler” ve “Topal Öyküler” isimli eserleri yayınladık.
Şimdi ise “Engeloji” isimli yeni bir çalışmaya daha imza atmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Engeli ve engelliyi tanımak, anlamak, iletişim kurmak ve yeteneklerini keşfetmek için yazarımız tarafın­dan kaleme alınan bu eserin engellilerle birlikte yaşama kültürüne katkıda bulunacağına canı gönülden inanıyoruz.
Yayınevimiz, engellilerle birlikte yaşama kültürüne katkıda bulunmaya devam etmeyi bir yayın politikası ve sosyal sorumluluk olarak görmeye bundan sonra da devam edecektir.

Melike Nur Çep
Editör
C Planı Yayınları

YAZAR HAYATI

ALİYE YÜCEL

Bursa Mustafa Kemal Paşa doğumludur. 9 aylık iken çocuk felci geçirmiştir. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunudur.
1989 – 1990 yıllarında Kadın ve Aile Dergisi’nde editör olarak; 1991 – 1994 yılları arasında engellilere yönelik Yaşama Sevinci Dergisi’nde editör, yine engellilere yönelik hazırlanan ve TRT’de ya­yınlanan Her Şeye Rağmen programında yapım yardımcısı olarak çalışmıştır.
1994 – 2010 yılları arasında TGRT’de; Metin Yazarlığı, Yapım-Yö­netim Yardımcılığı (Kadın ve Sağlık Programlarında), TGRT – Basın ve Halkla İlişkiler Basın Tanıtım Sorumlusu ve TGRT HABER Med­ya Sorumlusu olarak görev yapmıştır.
2010 yılından bu yana Beyazay Derneği ve İŞ-KUR’un ortak pro­jesi olan engelli istihdamına yönelik Engelli Kariyeri’nde Değerlen­dirme Uzmanı olarak çalışmaktadır.
Engellilere yönelik çeşitli projelerde çalışmıştır. 2011 yılında yaz­maya başladığı “Engeloji” isimli kişisel bir blogu vardır.





 


21 Eylül 2014 Pazar

İLGİNÇ MEZAR


Dinimiz gereği biz de mezar taşlarının sade olması gerekiyor. Bu nedenle ülkemizde çok abartılı ve üzerinde heykel olan mezarlar yok. Ancak dünyada pek çok abartılı, ilginç mezarlar ve mezar taşları var. Bunlardan biri de  Amerika da Utah eyaletinin başkenti Salt Lake City'nin mezarlığında bulunuyor. Bu ilginç anıt mezar Matthew Stanford Robison isimli, küçük yaşta ölen bir çocuğa ait.

Matthew Stanford Robison 1999 yılında, 11 yaşında iken ölmüş... Matthew, bedensel engelli bir çocukmuş... Kısa yaşantısını tekerlekli sandalyede sürdürmüş. Mezarında da bir tekerlekli sandalyede ayağa kalkmış bir halde heykeli bulunuyor. Bir mezar için fazla abartılı olduğu düşünülebilir. Ancak kabul etmek gerekir ki bu mezar insanı duygulandıracak türden... Çok ilgi çekiyor. Bu mezarı görünce neden ve niçin yapıldığını... Orada yatan kişinin hayat hikayesini merak etmemek elde değil.

Matthew'in hayat hikayesi oldukça dokunaklı... Şimdi hayatta olmayan Matthew, 1988 yılında Salt Lake City'de doğmuş. Doğum sırasında oksijensiz kaldığı için beyin felci (Serebral Palsi) geçirmiş. Kısa hayatını da engelli olarak sürdürmüş... Matthew'in vücudunun felçli olmasının yanı sıra gözleri de görmüyormuş. Doğduğunda bir kaç saat yaşaması bekleniyormuş... Ancak kimin ne kadar yaşayacağını Allah'tan başka kim bilebilir? Matthew, 11 yaşına kadar yaşamış. O yaşına kadar da hayatını tekerlekli sandalyede geçirmiş. Ailesinin ve arkadaşlarının sevgisi ona güç vermiş...


Yaşantısı ve ölümü ailesinde büyük etki bırakmış. Ölümünden sonra babası Ernest Robison, Matthew için işte bu ilginç mezarı yaptırmış. Böylece oğlunun ayağa kalkabilme isteğini bu şekilde ortaya koymuş... Heykelde; Matthew'in hayattaki tüm sıkıntı ve yüklerden, tekerlekli sandalyenin üzerinden göğe doğru elini uzatarak kurtulduğu anlatılmış... Ölümünün üzerinden yıllar geçse de mezarındaki bu heykelin fotoğrafı tüm dünyada dolaşıyor. Böylece Matthew'in etkileyici hayat hikayesini merak edip öğrenmemizi sağlıyor.

Matthew, Serebral Palsi'li ilk çocuk değil, maalesef son da olmayacak. Bu durumda olan pek çok çocuktan haberdar olamıyoruz, olamayız. Bu duygusal heykel onun ve hayatının tüm dünya tarafından fark edilmesini sağlamış oldu. Yoksa küçük Matthew'in kim olduğunu, nerede, nasıl yaşadığını nasıl öğrenirdik? Matthew kısacık yaşantısında ailesinin hayatına dokunduğu gibi, yıllar sonra bu ilginç mezarıyla bizim hayatımıza da dokundu.

ALİYE YÜCEL