> Engeloji : Engellilik

Translate

Engellilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Engellilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2018 Pazar

376 YIL SONRA KONULAN TEŞHİS



Operatör Doktor Kadir Abul, ünlü İspanyol Ressam Jusepe de Ribera'nın "Çarpık Ayak" isimli yağlıboya tablosunu inceledi. Ribera bu resmi 1642 yılında yapmıştı. Dr. Abul, resimde yer alan dilenci çocuğun hastalığının "Çarpık Ayak" değil, o dönemde henüz adı bile konulmamış "Çocuk Felci" (poliomiyelit) hastalığı olduğunu belirledi. Doktorumuz tam 376 yıl sonra bu teşhisi koydu. Böylece tablonun sırrını çözdü.

Jusepe de Ribera (ya da Jose Ribera) 1591 yılında doğmuş, 1652 yılında Napoli'de ölmüştür. Ribera, 20 yaşında iken İtalya'ya gitmiş bir daha ülkesine dönmemiştir. Caravaggio ve Corregio gibi İtalyan ressamların etkisinde kalsa da İspanyol resminin özelliklerini de bırakmamıştır. Dini motifleri kullansa da acılı olayların ve umutsuzluğun ressamı olarak anılır. Acıyı bayağılığa kaçan gerçekçilikte anlatmıştır. "Çarpık Ayak" (bazı yerlerde "Topal"  diye de geçiyor) yani söz konusu  tablo da bunlardan biridir. 

Jusepe de Ribera'nın sağ ayağı sakat bir dilenci çocuğu resmettiği tablosu önceleri "Cüce" diye anılmış, daha sonra çocuğun engelinin "Çarpık Ayak" olduğu değerlendirilmiş ve bu  isim verilmiş. Eser, Paris'te bulunan ünlü Louvre Müzesi'nde bulunuyor. Dr. Kadir Abul, bu tabloyu bir arkadaşının sosyal medya paylaşımında görüyor. İlgisini çekiyor ve bu eseri inceliyor. Yaptığı analizde çocuğun hastalığının "Çarpık Ayak" değil de o dönemde henüz adı konmamış "Çocuk Felci" olduğunu belirliyor.
 
Dr. Abul, tabloyu incelemeye başladığında, çocuğun elinde tuttuğu bir kağıt ve sol omzunda tuttuğu  sopa dikkatini çekiyor. Bu sopanın bir koltuk değneği olabileceğini düşünüyor. Çünkü "Çarpık Ayak" hastalarının koltuk değneğine ihtiyaç duymadığını bildiği için heyecana kapılıyor. Hemen bilgisayarda sopanın boyunu ölçüyor. Değneği hizaladığında tam koltuk altı seviyesine geldiğini görüyor. Değnek düz değil de bir seviyeden sonra eğri duruyor. Çocuğun boynunun tam önüne gelen kısmı aşınmış ve eğrilmişti. Buraya bir bası geliyor olmalıydı. İşte bu aşınma ve eğilme, çocuğun dizi kilitlemek için, değneğini dizin hemen üzerine ve ön kısmına bastırarak kullandığını gösteriyordu. Bu  yürüme şekli "çocuk felci" hastalığının karakterine uyuyordu.


Çocuğun neden elini dizinin üstüne bastırarak yürümek yerine koltuk değneği kullandığını düşündü. Bu sorunun cevabı da çocuğun elinde tuttuğu kağıtta gizliydi. Kağıtta Latince "Da mihi elimo/sinam propter/amorem dei! (Allah aşkına bana sadaka verin!) yazıyordu. Bu kağıt o dönemde hükümetten alınan dilencilik belgesiydi. Bu belge olmadan dilenince hırsız olarak kabul edilir dilenemezdi. Belge sayesinde hem dilenme hakkını elde ediyor. Hem de koltuk değneğini dizine yaslayıp kilitleyerek yürüyünce kendisini daha aciz ve acınır durumda gösterip para alma şansını arttırıyordu. 

Doktorumuz, çalışmasını ilk olarak Türk Milli Ortopedi Kongresi'nde sunuyor. Çalışma daha sonra Op. Dr. Fettah Büyük ve Op. Dr. Adbulhamit Mısır'ın katkılarıyla bilimsel bir makale haline getiriliyor. Yazışmalar sonrası Louvre Müzesi'nden telif hakları alınıyor ve Amerika'nın ünlü tıp dergisi Clinical Orthopaedics and Related Research'de yayınlanıyor. Makale, derginin ana editörlerinin ilgisini çekiyor. Derginin, Mayıs 2018 sayısının kapağında yer alıyor. Dr. Kadir Abul ve meslektaşları şimdi, tablonun adını değiştirmek için Louvre Müzesi'ne başvuracaklar.

Op. Dr. Kadir Abul, teşhisini "Tablonun çizildiği sene 1642, çocuk felci hastalığının tanımlanması 1789 senesi. Arada 150 yıl gibi bir süre var. Ressam çiziyor ama hangi hastalığı çizdiği belli değil. Tabii bizim iddiamız çocuk felci yönünde, elimizde bunu net kanıtlayacak MRI veya EMG gibi tetkiklerimiz de yok. O yüzden tablodaki gizli ayrıntıların analizi önem kazanıyor. Bizim yaptığımız tam da bu oldu" diye açıklıyor.

Haberi önce Show TV'de gördüm. Sonra da Hürriyet Gazetesi'nde okudum. Araştırmak için baktığımda bir çok yerde haberinin yapıldığını gördüm. Çok dikkatimi çeken bir haber oldu. Belki de çocuk felci olması daha da ilgimi çekti. Gerçekten de ilginç bir haber... Her şey iyi güzel. Ancak engelli çocuğun dilenci olma ihtimali oldukça çok can sıkıcı... Engelliler dilenci değil ki... Engellilere acımak ve sadaka vermek yanlış bir davranış. Onlara maddi değil, manevi destek verilmesi gerekir. Sevgi, anlayış, empati gibi...

ALİYE YÜCEL

13 Mayıs 2018 Pazar

OLMALI, OLACAK, İSTİYORUM



Engelliler Haftası'ndayız. 10 - 16 Mayıs arası Birleşmiş Milletlere üye olan ülkelerde engelliler hatırlanıyor. Unutulan bir şey var ki bu hafta kutlanmak için değil. Bu hafta engelli ve engellilik konusuna dikkat çekmek içindir. Bu hafta engelli sorunlarını ele almak içindir. Bu nedenle bu hafta yapılması gereken en önemli  etkinlik engelli farkındalığının oluşturulması için çaba harcamak olmalıdır. Bu nedenle bu hafta Engelli Farkındalığı Haftası olmalıdır.

Engelli farkındalığının oluşması için de; engelliye bakış açımızın doğru olması gerekir. Engellilik daima negatif bir durum gibi görülmüştür. Oysa bu en büyük yanlıştır. Bakış açısı artık değişmelidir. Engel ve engellilik negatif bir durum olmaktan çıkıp, bir farklılık olarak kabul edilmelidir. Engelliliğin bir farklılık olduğu kabul edilirse bakış açısı da o yönde olacaktır.

Bu hafta boyunca, engellilerin yaşadığı zorluklar ele alınıyor. Hayat şartlarını iyileştirme için yapılan çabalardan bahsediliyor. Ama biliyoruz ki engellilerin sıkıntıları hala devam ediyor. Bunlar; eğitim, mimari engeller, istihdam ve engellilere yönelik yanlış bakış açısı... Engelliliğin yanlış bilinmesi, engellilerin yanlış tanınması ne acı... Belki hepsinden de zoru...


Engellileri küçümsemek ya da onlara acımak... Onları, “sakat, aciz, cüce, topal, çolak, kör, sağır, spastik, kambur” gibi çeşitli sıfatlarla anmak... Bunlar büyük bir yanlış... Engelliye küçümsemeden ve acımadan yaklaşılamaz mı? Engellilerin de herkes gibi eşit haklara sahip olduğu kabul edilemez mi?  Dünyaya onların penceresinden bakılamaz mı? Engellilerle empati kurmak bu kadar zor mu?

Edebiyat, sanat, spor, siyaset, iş dünyası gibi hayatın çeşitli alanlarında engellilerle karşılaşıyoruz. Engellilerin de pek çok alanda engeli olmayan bireylerden çok daha başarılı olduğu gerçeğini görüyoruz. Öyle ise neden hala engelli ve engellilik konularında bakış acısı değişmiyor anlamak zor. Bu bakış acısı mutlaka değişmeli... İşte bu bakış açısı değiştiği gün engelli farkındalığı sağlanmış olacağız.

Her yıl Engelliler Günü'nde ve Engelliler Haftası'nda aynı şeyleri duymak ve görmek çok can sıkıcı... Ama sorunlar devam ettiği ve bu bakış acısı değişmediği sürece bunlar hep yazılacak, hep duyulacak. Belki gün gelip, düşünce ve değerlendirmeler değişince bunlar yazılmayacak ve duyulmayacak. Biliyorum çok zor. Ama olmalı, olacak, istiyorum.

ALİYE YÜCEL

8 Nisan 2018 Pazar

ANNE VE KIZININ GÜCÜ



Amerika'nın Kuzey Carolina eyaletinde yaşayan Natalie ve Mark Weaver çiftinin üç çocukları var. İlk çocukları Sophia; yüzünde, ellerinde ve ayaklarında deformasyon olduğu halde dünyaya gelmiş. Sophia, daha bir yaşında iken nörolojik bir hastalık olan "Rett Sendromu" teşhisi konulmuş... Şimdi dokuz yaşında olan küçük kız doğduğundan bu yana tam 22 kez ameliyat geçirmiş... Yürüyemiyor, konuşamıyor, bir tüp yardımıyla besleniyor. Ailesiyle, çıkardığı sesler ve göz teması yardımıyla iletişim kuruyor.

Rett Sendromu; X kromozomunun üzerinde bulunan MECP2 geninin kusurlu olmasından dolayı meydana geliyor. Sendromu, ilk kez Dr. Andreas Rett tanımlamış. Özellikle kız çocuklarında görülüyor. Çünkü, bu hastalığı yakalanan erkek ceninler doğmadan ölüyor. Rett sendromlu çocuklar;  bir, bir buçuk yaşına kadar normal ve normale yakın gelişim gösteriyorlar. Sonra duraklama ve gerileme sürecine giriyorlar. El becerileri ve konuşma yetenekleri kayboluyor. Rett Sendromu olan çocuklarda; denge bozukluğu, yürümede zorlanma, solunum güçlüğü, bel kemiği eğriliği gibi pek çok etkiler görülüyor.

Ailesi, Sophia'nın yüzündeki deformasyon nedeniyle söylenenler yüzünden çok incindiği için onu tam 7 yıl boyunca gizlemişler. Sonra anne Natalie, hayatın bu şekilde süremeyeceğini anladığı için kızını ortaya çıkarmış. Bunun üzerine sosyal medyada pek çok kişi Sophia'ya hakarete varan sözler sarf etmeye başlamışlar. Hiç doğmaması gerektiğini, ölmesi gerektiğini yazıyorlarmış... Natalie ise, kızı ve onun gibi olan çocuklara gösterilen; nefret, zorbalık, alay, küçümseme gibi tavırlara karşı çıkmaya ve savaşmaya karar vermiş.


Sosyal medyadaki paylaşımlarla mücadele etmeye çalışan Natalie, bir gün kürtajla ilgili bir paylaşım görmüş. Bu bardağı taşıran son damla olmuş... Kürtajı öven bir paylaşımda Sophia'nın fotoğrafı kullanılmış... Natalie, bunun üzerine twitter hesabını şikayet etmiş ancak mesaj silinmemiş. Buna çok sinirlenen Natalie Weaver, Rett sendromlu kızı Sophia için yapılan hakarete dayanamayıp bir savaş açmış. Medyanın da gücünü kullanarak bir hareket başlatmış.

Natalie, gücü sayesinde bu savaşı kazanmış. Bu paylaşımı yapan tweet silinmiş, yazan kişinin hesabı askıya alınmış... Twitter yetkilileri Natalie Weaver'den özür bile dilemişler. Bunun üzerine Twitter; artık engelli kişilere karşı kırıcı, tehditkar ve nefret içerikli söylemlerin de yasaklar arasına girdiğini açıklamış. Ayrıca; dil, din, ırk, cinsiyet ve yönelim gibi doğrudan hedef alınması yasak olan kategorilere "engel" seçeneği de eklenmiş... Natalie'nin kızını korumak için verdiği bu zafer bütün engellilerin yararına olmuş...

Engelli haklarının savunucusu Natalie, kızı ve diğer engellilerin hakları için savaşmaya devam edecek... Sophia, bakıma muhtaç ve zor bir hayat yaşasa da oldukça mutlu bir çocuk... Annesi, babası ve iki küçük kardeşi onu çok seviyor. Annesi onun mükemmel olduğunun düşünüyor. Natalie kızı için: "Tanıdığım en güçlü insan..." diyor. Mutlaka öyle olmalı, çünkü hayatta baş etmesi gereken çok şey var. Sosyal hayata katıldığında olumsuz bakışları işte bu gücü ve özgüveni sayesinde aşacak...

ALİYE YÜCEL

18 Mart 2018 Pazar

BİR ÖLÜMÜN ARDINDAN



Ünlü İngiliz evrenbilimci ve fizik profesörü Stephen Hawking 76 yaşında hayatını kaybetti. 1942 yılında doğan Hawking, 21 yaşında ALS (motor nöron) hastalığına yakalanmıştı. Ünlü fizikçi, ALS sebebiyle elli yıldan fazla vücudunu yönetemeden, hareket edemeden ve konuşamadan hayatını sürdürdü. İletişimini ve  konuşmasını makineye bağlı olarak gerçekleştirdi. Hawking, bir yazılım sayesinde konuşuyor, yazıyor ve kendisini ifade ediyordu.

ALS açık adıyla Amyotrofik Lateral Skleroz, merkezi sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı bölgesinde motor sinir hücrelerinin (nöronlar) kaybı ile ortaya çıkıyor. ALS, sinir sistemini felç ediyor. Bu nedenle kaslarda güçsüzlük başlıyor. Kasların zayıflığı önce ellerde başlıyor. Sonra sıra bacaklara, ağza ve dile kadar geliyor. En sonunda da tüm vücut etkileniyor. Ancak, ALS sinir sistemini felç etse de beynin zihinsel faaliyetlerine zarar vermiyor.

Hawking bir röportajında "8 Ocak 1942'de Galileo'nun 300. ölüm yıldönümünde doğdum. Fakat, tahminimce iki bin diğer bebek de benimle aynı gün doğdu. Onların astronomiye merak sarıp sarmadığını bilemiyorum. Ayaklarınıza değil, gökyüzüne bakın... Gördüğünüz şeylerin mantığı anlamaya çalışın. Evren'in neden ver olduğunu düşünün. Meraklı olun..." diyordu. Ne ilginçtir ki kadere bakın. Ölümü de ünlü fizikçi Albert Einstein'ın doğum günü olan 14 Mart gününe denk geldi. Stephen Hawking, Einstein'den sonra en büyük dahi olarak kabul ediliyordu.


Ünlü fizikçi yaptığı çok önemli bilimsel çalışmalar dışında söyledikleriyle de hep dikkat çekiyordu. Ben onun engellilik kavramıyla ilgili söylediklerini çok önemsiyorum. O , "Engelli bir bireyseniz, büyük ihtimalle bu sizin suçunuz değildir. Fakat insanlardan acıma beklemenin ya da dünyayı suçlamanın bir yararı da yoktur. Olumlu bir tavır takınmalı ve içinde bulunduğunuz durumu en iyiye döndürmeyi bilmelisin. Fiziksel bir engeliniz varsa, bunu psikolojik bir engele dönüştürmeyin. Bana göre, fiziksel engelli biri, kendisine fazla engel teşvik etmeyecek fiziksel aktivitelere yönelmeli..." demiştir.

Kendisiyle ilgili "Benim engellerim, çalışma alanım olan teorik fizikte bana büyük bir sorun teşkil etmiyor. Aslına bakarsanız bana faydaları da dokundu. Derslerden ve yönetimsel işlerden muafım. Engellilik hayatım boyunca karımdan, çocuklarımdan, iş arkadaşlarımdan, öğrencilerimden aldığım yardımı es geçemem. İnsanların size yardım etmeye hazır olduklarını anladım. Yeter ki, yardımlarının işe yarayacağına dair bir şeyler gösterin onlara. Elinizden gelenin en iyisi yapın..." diyerek, engellileri bir şeyler yapmaya teşvik etmiştir.

Engelli, hatta "ağır engelli" biri olarak neler yapabildiği ortada... Allah'ın hikmeti bu... Allah kudretini onda bize gösterdi. Onda düşünebilmenin, akıl sağlığının ve zekanın önemini gördük. O tekerlekli sandalyesinde aciz gibi görünse de aslında ne kadar güçlüydü. Hareket edemeyen hatta kıpırdayamayan bir adam ancak yaptıklarına, yapabildiklerine bir bakın. İnsanlık için gerekli olan bilime büyük hizmet etti. Dünyanın en büyük bilim insanlarından biriydi. Bu ne kadar değerli ve önemli... Bizi bu ilgilendirmeli... Engelli ya da engelsiz herkesin ondan ve onun hayatından çıkaracağı çok ders var.

ALİYE YÜCEL


28 Ocak 2018 Pazar

GÖNÜLLÜLÜK VE GENÇLER


Bir sivil toplum kuruluşu olan Türkiye Beyazay Derneği, 1988 yılından bu yana engelli ve engellilik konusunda çeşitli çalışmalar yapıyor. Engellilerin umut ışığı oluyor. Onların eğitim ve yaşam kalitelerini yükseltiyor. Yurt içinde ve yurt dışındaki pek çok şubesiyle engellilere hizmet veriyor. Dernek, hedeflerini her geçen gün büyütmeye devam ediyor.  Derneğin her şubesi önemli çalışmalara imza atıyor. İstanbul Şubesi de yaptığı etkili çalışmalara bir yenisini ekledi.

Türkiye Beyazay Derneği İstanbul Şubesi, "Engelli çalışmalarında ben de varım" diyen genç gönüllülere bir çağrı yaptı. Üniversite gençliğinin engellilerle ilgili çalışmalarda rol alması ve farkındalık kazanması amacıyla bir çalışma başlattı. Gebze Teknik Üniversitesi öğrencileri ile ortak bir projede buluşuldu. "Gençlerle El Ele Engelleri Aşalım" etkinliği düzenlendi.

Gebze Teknik Üniversitesi'nin gönüllü öğrencileri, Türkiye Beyazay Derneği İstanbul Şubesi'nin düzenlediği "Gençlerle El Ele Engelleri Aşalım" projesi kapsamında eğlenceli bir wokshop etkinliğine katıldılar. Ön yargılar olmadan tanışmalar, daha güzel bir Türkiye için aksiyon planları ile bavula neler sığdırabileceğiz gibi pratik çalışmalar ele alındı. Etkinlikte hep birlikte hem eğlenceli vakit geçirdiler, hem de farkındalık kazandılar.


Gönüllü gençlerin çalışmaları devam ettiği sırada etkinliğe İstanbul Milletvekili ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ravza Kavakçı da katıldı. Derneğin çalışmalarına destek veren Kavakçı, gençlerin engelli çalışmalarında olmaları ve onları desteklemelerinin önemini anlatan bir konuşma yaptı. Gönüllü gençleri tebrik eden Ravza Kavakçı, onlarla kısa bir sohbette bulundu.

Türkiye Beyazay Derneği Genel Başkanı Lokman Ayva ise etkinlikle ilgili olarak şunlar söyledi: "Üniversitelerimiz, liselerimiz kendi bünyelerinde oluşturacakları bu tarz kulüpler ile toplumsal farkındalık çalışmalarına mutlaka destek vermelidir..." Lokman Ayva ayrıca gençlerin her alanda öne çıkmasının önemine dikkat çekti.

Gönüllü çalışmalarında yer alan gençler ile birlikte "Beyazay İstanbul Gençlik Kulübü" oluşturarak farkındalık çalışmalarının renkli aktiviteler ile toplumun tüm kesimine yayılmasını amaçladığını belirten Türkiye Beyazay Derneği İstanbul Şube Başkanı Hanife Baykal "Amacımız Beyazay İstanbul Gençlik Kulübü'nü oluşturarak çalışmalara gençleri de dahil etmektir. Engelliler ile ilgili çalışmalar, toplumun tüm katmanlarına eşit olarak yayılmalıdır" diye açıklama yaptı.  Baykal, gönüllü çalışmalarında gençlerin rolünün büyük olduğunu vurgulayıp tüm gençleri sosyal sorumluluk projelerinde yer almaya davet etti.
                                                         

ALİYE YÜCEL

7 Ocak 2018 Pazar

ENGEL IRK KADAR GÖZ ÖNÜNDE


Maysoon Zayid; oyuncu, komedyen, senaryo yazarı ve yapımcı. Serebral palsili oyuncu olan Zayid'in adını duymuştum. Geçtiğimiz gün şu meşhur TED Konferansı'nda yaptığı konuşmasını izledim. Nasıl bir öz güven anlatamam. Öylesine kendisiyle barışık ki... Resmen kendiyle kendiyle dalga geçiyor. Hayran kalmamak elde değil. İnsana ilham veren bir konuşma... Seyretmeniz gerekir. Bu kadından çok etkilendim. Engele, engelliye bakışı tam olması gereken gibi...

Filistin asıllı Amerikalı Maysoon Zayid, 1974 yılında New Jarsey'de doğmuş. Doğum anında sereblal palsi geçirmiş. Ama durumu oldukça iyi. Yürüyebiliyor. Sadece titriyor ve titremesinin çok yorucu olduğu olduğunu söylüyor. "Sarhoş değilim. Ama beni doğurtan doktor öyleydi. Annemi altı farklı yerden altı kere kesmiş, bu arada zavallı ben de boğulmuşum. Sonuç olarak serebral palsi olmuşum, bunun anlamı sürekli titriyorum. Bakın. Bu çok yorucu, Shakira'nın Muhammed Ali'yle birleşimi gibiyim..." diyerek durumunu esprili bir biçimde açıklıyor.

Sereblal palsili kişilerin pek çoğu yürüyemiyor. Ancak Maysoon Zayid, yürüyebiliyor. Çünkü ailesi onun yürüyemediğine inanmamış... "Yapabilirsin" demişler ve yürüyebileceğine inanmışlar... Babası  5 yaşındayken ayaklarının üzerine ayaklarını koyarak yürürmüş. Bir de parayı sallayarak paraya doğru yürümesini sağlarmış... Üç ablası olan Zayid, onlar ne yapıyorsa yapıyormuş. Yerleri siliyorlarsa, o da silermiş. Ablaları devlet okuluna gittikleri için onu almayan eğitim sistemine dava açan ailesi onun da o okula gitmesini sağlamış...Yaz tatilleri genellikle babasının onu tedavi çabalarıyla geçmiş. Fizik tedavi yerine dans okuluna gitmiş. Topuklu ayakkabı giymiş ve topuklularla dans etmiş. Yoga yapmış... Ailesi her şeyi yapabileceğine inanıyormuş. Onun hayali ise oyuncu olmak ve "General Hospital" dizisinde oynamakmış.


Üniversiteye girmiş, bir burs almış. Tiyatro bölümünde herkes onu çok seviyormuş. Her sahne sergilediğinde profesörleri çok beğenseler de, ona hiç rol verilmemiş. Son sınıfta serebral palsili bir genç kızın hayat hikayesini anlatan bir oyun sergilenecekmiş... Sonunda bir rol kapacağını düşünmüş... Ancak rolü başkası almış. Nedeni öğrenmek için ağlayarak tiyatro bölüm başkanına sorduğunda ise, bazı numaraları yapamayacağını düşündüklerini söylemiş. O da "Af edersiniz ama, numaraları ben yapamazsam, asıl karakter de yapamaz" demiş. Kelimenin tam anlamıyla oynamak için doğduğu rolün palsisi olmayan bir oyuncuya verildiğini düşünmüş... "Tekerlekli sandalyedeki birisi nasıl Beyonce'yi oynayamazsa, Beyonce'de tekerlekli sandalyedeki birisini oynayamaz" diyor.

Üniversiteden sonra hayatta da aynı durum ile karşılaşmış. Hollywood'da da perdede engelli karakterleri, engelsiz oyunculara oynatırlar. Bir diziden teklif almayı beklerken anlamış ki; kilolu, etnik, engelli oyuncular seçilmiyor. Sadece mükemmel olanlar seçiliyor. Ama bu kuralın istisnası olduğunu anlamış... Whoopi Golberg, Roseanne Barr ve Ellen gibi ünlülerin ortak noktasının komedyen olduğunu fark ederek komedyen olmuş... Filmlerde, dizilerde oynamış, gösteriler yapmış... Yapmaya da devam ediyor. Çok çeşitli çalışmalar yapan sanatçı, Filistinli göçmen çocuklar için "Maysoon'un Çocukları" adını verdiği bir hayır kurumu da kurmuş.

Bir çok engelli gibi Maysoon Zayid de engelini başına gelen en kötü olgu, hayatındaki en vahim durum olarak görmüyor. "99 sorunum var, palsi bunlardan sadece birisi..." diyor. "Baskı olimpiyatları olsaydı, altın madalya kazanmıştım. Filistinli'yim, Müslüman'ım, kadınım, engelliyim ve New Jersey'de yaşıyorum..." diye ekliyor. Zayid, sosyal medyadan yakınıyor. Küçükken ve yetişkinken kimse onunla dalga geçmemiş... Ama şimdi internetten dalga geçenler oluyormuş. "Neden kıpraşıyor?", "Geri zekalı mı?" gibi yorumlar yazmışlar. Hatta yorum yapan biri engelini de unvanları arasına koymasını istemiş! Engelin ırk kadar göz önünde olduğunu düşünüyor. Engellilerin en büyük azınlık olduğunu ve eğlence dünyasında en az gösterildiğine inanıyor. Engelliler için birlikte daha pozitif bir imaj yaratılabileceğini umuyor.

ALİYE YÜCEL


31 Aralık 2017 Pazar

DÜNYADA ENGELLİ SAYISI ARTIYOR


2017 yılının son gününde bir istatistik konusunu ele almak istedim. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) raporuna göre; dünyada 1 milyardan fazla engelli olduğu açıklanmıştı. Yani dünya nüfusunun % 15'i... Az bir rakam değil. 720 milyon yetişkin kişi işlev güçlüğü yaşıyor. Şiddetli engellilik (omurilik felçlisi, görme engelli, şiddetli depresyon gibi) yaşayan yetişkin kişi sayısı da 190 milyon olarak belirtilmiştir.

Dünyada 93 milyon çocuk engelliden (0-14 yaş grubu), 13 milyonunun ağır engelli olduğu tahmin ediliyor. 59 ülkede yapılan araştırmaya göre, 18 yaş ve üzerindeki yetişkinler arasında engellilik oranı ortalama % 15,6 olduğu belirtilmiştir. Bu oran, yüksek gelirli ülkelerde % 11,8, düşük gelirli ülkelerde ise % 18'dir. 60 yaş ve üstü kişilerde engelli yaygınlık oranı ise; yüksek gelirli ülkelerde % 29,5, düşük gelirli ülkelerde ise 43,4 olduğu açıklanmıştır.
  
Engellilerin de eğitim almak en büyük haklarından biri... Ancak biliyoruz ki; engelli olmak eğitim almayı da büyük ölçüde engelliyor. İstatistikler de bunu doğruluyor. Rapora göre; 51 ülkede engelli erkeklerin % 50,6'sı, engelli olmayan erkeklerin % 61,3'ü ilkokul eğitimini tamamladığı kaydedilmiştir. Engelli kadınların ise % 41,7'si, engelli olmayan kadınların ise % 52,9'unun ilkokul eğimini tamamladığı bilgisine yer verilmiştir.


Engellilerin iş bulmakta zorlandığı ve işsiz kalmaları ihtimallerinin daha yüksek olduğu ve istihdam edilseler bile genellikle daha az kazanç elde ettikleri raporda da belirtilmiş. 51 ülkeden alınan sonuçlara göre;  istihdam oranları engelli erkeklerde % 52,8, engelli kadınlarda ise %19,6 olduğu bildirilmiştir. Engelli olmayan erkeklerde oran % 64,9, engelli olmayan kadınlarda ise % 29,9 olduğu belirtilmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü'nün raporunda, engellilikle ilişkili dezavantajların aşılması için bazı öneriler de yer alıyor. Genel politikalara dikkat çekiliyor. Sistemlere ve hizmetlere erişimin sağlanması, ulusal engellilik ve eylem planı hazırlanması, gerekli ve yeterli finansman sağlanması, insan kaynağı kapasitesinin güçlendirilmesi, engelliliği anlama ve engelli farkındalığının arttırılması, engellilik üzerine araştırmaların güçlenmesi ve desteklenmesi gerekliliği vurgulanıyor.

Engellilik riskinin yaşlanmaya paralel olarak arttığı, dünya nüfusunun ise önceden görülmemiş bir hızla yaşlandığı vurgulanmış. Nüfusun yaşlanması ve kronik hastalıklardaki artış engelli sayısını da arttırıyor. Dünya nüfusu büyük bir hızla yaşlandığı için buna bağlı olarak engelli sayısı da artıyor. Dünya çapında; diyabet, kalp ve damar hastalıkları, akıl hastalıları da artıyor. Rapora göre bir ülkede engelliliğin izlediği seyrin, kronik sağlık durumlarının, çevresel faktörlerin, trafik kazaları, doğal afetler, savaş ve madde kullanımı gibi faktörlerden etkilendiği belirtiliyor. Son araştırmaların sonuçlarını bilmiyoruz ancak dünyada engelli sayısı artıyor. Umarız engelli sayısı değil  de engelli farkındalığı artar...

ALİYE YÜCEL 

24 Aralık 2017 Pazar

AH ŞU ÖN YARGI


Uzun yıllardır devam eden "Kim Milyoner Olmak İster?" yarışma programına farklı kesimlerden çok farklı kişiler katılıyor. Zaman zaman engelli yarışmacılar da katılıyor. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan fragmanında görme engelli bir yarışmacı olduğunu görünce seyretmek istedim. Maalesef o bölümü kaçırdım. Ancak çok merak ettiğim internetten bulup izledim. Görme engelli yarışmacı Ahmet Yıldırım'dı.

Ahmet Yıldırım, 5 yaşına kadar az görüyormuş daha sonra görme yeteneğini tamamen kaybetmiş. Boğaziçi Üniversitesi'ni bitirmiş. Sonra İngiltere'de yönetim ve organizasyon masteri yapmış. Daha sonra yine İngiltere'de inovasyon ve girişimcilik alanında doktora yapmaya başlamış. Aynı zamanda bir ulaşım şirketinde inovasyon alanında çalışıyor. Tanıdığım bir çok görme engelli gibi, zeki, esprili ve güler yüzlü... Soruları, programın sunucusu Murat Yıldırım okudu. Ekranı görmediği ve soruları kendisi okumadığı halde soruları bir daha tekrarlatmadan bir bir cevapladı.

İzlemek için araştırırken; Ahmet Yıldırım'ın başarısı medyanın da ilgisini çekmiş olacak ki, haberleri yapıldığını gördüm. "Görme Engelli Yarışmacı İzleyenleri Ekrana Kilitledi" diye başlık atılmış. Ama nedense adı yazılmamış.. Haberlerin bir çoğunda sadece "Görme Engelli Yarışmacı" diye bahsediliyordu. Halbuki bir adı var. Bunu bulup yazmak çok mu zor? Bu kadar takdir ediyorsun, başarısını görüp haber yapıyorsun. Ama adı yerine "Görme Engelli Yarışmacı" olarak yazıyorsun. Neden? Anlamak zor.


Ahmet Yıldırım, başarılı bir yarışma çıkardı. "Hangi hayvanın vücudundaki kan basıncı diğerlerinden daha yüksektir?" sorusuna mantık yürütüp "zürafa" cevabını verdi. Böylece 125 bin liralık soruya kadar geldi. Cevabından emin olamadığı için çekilme kararı aldı. Yarışmadan 60 bin lira ile ayrıldı. Onun bu başarısına hiç şaşırmamak gerekir. Anlattığı üzere anlıyoruz ki, eğitim hayatı da oldukça başarılı bir şekilde geçmiş, halen de başarılı bir şekilde sürüyor.

Başarıları arasında yarışmadaki başarısı belki de son sıralarda...Tabii ki Kim Milyoner Olmak İster? yarışmasındaki başarısı da küçümsenmemeli... Bu da önemli bir başarı (daha ilk sorularda elenen yarışmacılardan sonra)... Ancak "Aaa bu görme engelli ama soruları da biliyor" diye düşünmek bana anlamsız geliyor. Görme engelli olması onun başarılı olmasını engelleyecek bir unsur olamaz ki. Bu neden hep unutuluyor?

Görme engellilerin neler yaptığını, neleri başardığını gördüm, çok iyi biliyorum. Onların yaptığı bazı işleri ve bunun sonucu gelen başarıları görme engeli olmayan kişilerin yapamayacağını da çok iyi biliyorum. Her zaman yazıyor, söylüyorum. Benim şaşırdığım bunun bir türlü bilinmemesi... Bu konu da bir ön yargı olması... Görme engelliler ne sanılıyorsa? Yarışmalara katılıp soruları bilip, başarılı olunca neden şaşırılıyor? Böyle düşünmekten, bu ön yargıdan ne zaman vazgeçilecek?


ALİYE YÜCEL 

17 Aralık 2017 Pazar

PARK EDERKEN BİRAZ DİKKAT!


Geçtiğimiz günlerde engelli farkındalığına dair güzel bir haber vardı. Haberde engeli geçiş yerine arabasını koyan bir sürücüye ilginç bir ceza verildiği yazıyordu. Olay İzmir'in Konak ilçesinde gerçekleşmişti. Bir sürücü Kordon boyunda engelli geçiş yerine arabasını park ediyor. Videolarıyla çok sayıda izleyicisi olan Semih Uyulgan isimli Youtuber da engelli rampasına park eden bu arabayı post it adı verilen not kağıtlarıyla kaplıyor. Böylece tepkisini ortaya koyuyor. Arabanın her yeri not kağıtlarıyla kaplanırken, çevredekiler de buna destek veriyor.

Arabanın hali görülmeye değer bir durumda... Sürücü (videoda yüzü kapatılmıştı) arabasının yanına gelince çok şaşırıyor. Önce arabasındaki not kağıtlarını sökmeye çalışıyor. Sonra da "Bunu siz mi yapıyorsunuz kardeşim? Verirsin plakayı çektirirsin arabayı..." diyor. Sonrada şoför tarafındaki kağıtları söküp arabasına binip oradan uzaklaşıyor. Umarız bu ona bir ders olmuştur. Arabasını bu halde görenlere de örnek olmuştur. Bu arada arabayı bu halde görenler bol bol fotoğraf çektirerek bunları sosyal medyada paylaşıyorlar.

Yapılan engelli farkındalığı adına etkili bir eylem. Fikir oldukça güzel. Ancak yapılan bu eylem orijinal değil. Bu olayın aynısı Brezilya'da engelli park yerine arabasını bırakan bir kişiye yapılmıştı. Brezilya'da bir sürücü, engeli olmadığı halde engellilere ayrılan yere otomobilini park ediyor. Bunu görenler arabanın üzerini baştan sona mavi çıkartmalarla kaplıyor ve üzerine de engelli logosu yerleştiriyor. Duyarsız sürücü geldiğinde arabasını tanınmaz bir halde buluyor. Büyük bir şok yaşıyor. 


Sürücü o haldeki arabasına biniyor, pencereler kaplı olduğu için göremiyor, çok öfkeleniyor. Hemen dışarı çıkıyor. Çıkartmaları sökmeye çalışıyor. Gelip geçenler ilgiyle seyrediyor. Bu cezayı hak ettiği için gülerek "Oh olsun" der gibi bakıyor. Böylece sürücü engelli yerine park etmenin cezasını çekiyor. Yaptığının yanlış olduğunu anlıyor. Yaptığına bin pişman oluyor. Brezilya ve Türkiye'de yapılan bu eylemler, engelli park ve engelli geçiş yerlerine arabaları bırakmanın yanlışlığı etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor.

Engelsiz kişiler, engelliler için yapılan geçiş rampalarının önüne ve engelli park alanlarına arabalarını park etmeye devam ediyor. Bunları görünce şaşırmamak mümkün değil. Engellinin geçeceği yolda araba park ettiği için yoluna devam edememesi, park yerine ihtiyacı olan engellinin yer bulamaması ve uzaklara park etmek zorunda kalması ne büyük bir engel... Bu niye yapılır ki? Bunun engellileri zor durumda bırakacağı ortada... Ancak maalesef yapılıyor. Bazı insanlar empatiden yoksun olabiliyor.

Engelliler için yapılan geçiş rampalarının önüne ve engelli yerine park etmenin yanlışlığını anlatmak için çeşitli farkındalık çalışmaları yapılıyor. Ancak engelliler için yapılmış olanlara park etmemek hassasiyeti insan olmakla ilgili... Vicdanla ilgili...  Empati yapabilmekle ilgili... Aslında şikayet edilirse cezası da var. Ama hiç yapılmasa da engelliler zor durumda kalmasa daha iyi değil mi? Park ederken biraz dikkatli olabilsek... İstenilen çok mu zor?


ALİYE YÜCEL                                                               


3 Aralık 2017 Pazar

BİRİ BİZİ ENGELLİYOR


Bugün, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü… Engellilerin sorunlarının alındığı, dile getirildiği ve engellilerin hatırlandığı gün… Belki daha önce yazdıklarıma benzer şeyler yazacağım. Ancak, engelli farkındalığını anlattığım blogumda bugün başka bir konu yazamazdım. Dünya Engelliler Günü'nün amacı; engelliler adına pozitif ayrımcılık yapılması, engellilerin topluma kazandırılması ve en önemlisi engelli farkındalığının meydana gelmesidir.

Birleşmiş Milletler, 1992 yılında aldığı bir kararla 3 Aralık gününü Uluslararası Engelliler Günü (International Day of Disabled Persons) olarak ilan etti. 1993 yılından itibaren de kutlanmaya başladı. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü ülkemizde de kutlanıyor. Türkiye’de de engelliler konusunda dikkat çekmek ve duyarlılığı sağlamak için çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Medyada bu konu ile ilgili çeşitli haberler yapılıyor. Engellilerin hayat şartlarını iyileştirme için yapılanlardan bahsediliyor.

Dünya Engelliler Günü için düzenlenen ve yapılan her şey önemli. Ancak, engellileri bir gün hatırlamak, bir tek gün onların sorunlarını görmek ve çözüm aramak yetmez. Son yıllarda engelliler adına iyi gelişmelerde olsa da engellilerin sıkıntıları devam ediyor. Üstelik pek çok alanda... Eğitim, mimari engeller, istihdam, engellilere yönelik yanlış bakış açısı ve ön yargı…


Bugün en çok sarf edilen cümleler: "Herkes bir engelli adayıdır...", "Bizler de birer potansiyel engelli adayıyız..." Bunlar anlam olarak doğru ve iyi niyetle söylenen cümlelerdir. Ancak beni en çok rahatsız eden de bu cümleler... Engelliye olan yaklaşım ve duyarlılık "Ya ben de bir gün ben de engelli olursam..." düşüncesinden yola çıkarak olmamalıdır. Bir gün engelli olmasak da bu duyarlılıkta olmalıyız. Nasıl hayvan haklarını savunmak için hayvan, kadın haklarını savunmak için kadın olmak gerekmiyorsa; engelli haklarını savunmak için de bir gün engelli olacağımızı düşünmek anlamsız...

Bir de sadece yetkililer değil bir şeyler beklemek ok yanlış... Herkes engellilerin sorunlarına karşı ilgili ve duyarlı olmalı... El birliği ile her alanda bir şeyler yapılmalıdır. Engellilerin de herkes gibi eşit haklara sahip olması gerekir. Engelli olmak diğer bireylerle beraber yaşamaya engel olmamalı... Yoksa bugün için söylenen sahte dilekler çok yersiz olur. "Dünya Engelliler Günü" demenin de bir anlamı olmaz.

"3 Aralık" bana göre engelli farkındalığı günüdür. Engellileri fark etme günüdür. Empati kurup, dünyaya onlar gibi bakma günüdür. Hep beraber engelleri kaldırma günüdür. Ama elinizden hiç bir şey gelmiyor ve yapamıyorsanız; engellilere küçümseyen gözlerle bakmayın. Onlara acımayın. Engelli park alanlarına park etmeyin. Engelli rampalarının önlerini kapatmayın... Biri bizi engelliyor! Bu siz olmayın!

ALİYE YÜCEL


26 Kasım 2017 Pazar

BEKLENEN TEKERLEKLİ SANDALYE


Teknoloji ilerledikçe engelliler içinde hayat kolaylaşıyor. Yürüyemeyenler için tekerlekli sandalyelerin pek çok çeşidi yapılıyor. Manueli, akülüsü, hatta elektriklisi... Şimdi bunlara bir yenisi ekleniyor. "Laddroller" adı verilen tekerlekli sandalyenin en büyük özelliği ise engelliyi ayağa kaldırabilmesi... Laddroller, Yunan Mimar Dimitrios Petrotos tarafından tasarlandı. Bu sandalyeyi medikal alanında çalışan bir uzman değil de bir mimarın yapması da oldukça ilginç...

Laddrollerin ortaya çıkma hikayesi şöyle: Engelli bir müşterisi, Mimar Dimitrios Petrotos'a kendisi için tekerlekli sandalye ile kolayca dolaşabileceği bir ev tasarlamasını ister. Mimar, evi tasarlarken tekerlekli sandalye kullananların evlerinde yaşadıkları zorlukları görür, sorunları tespit eder. Bunun üzerine bazı engelleri aşabilecek ve gerektiği durumlarda yükselebilme özelliği olan bir sandalye yapmaya karar verir. Bu projesini gerçekleştirmek için bir ekip kurar ve çalışmalara başlar.

Dimitrios Petrotos'un kurduğu ekip proje üzerinde birkaç yıl çalışarak projeyi tamamlar. Yaptıkları sandalyenin bir versiyonunu da piyasaya sürerler. Ancak, laddroller henüz prototip aşamasında ve çalışmaları halen devam ediyor. 2020 yılında seri üretiminin yapılması ve dünyada satışa sunulması planlanıyor. Laddroller, Paralimpik Oyunları olan Cybathlon'da yer almış. Şimdi Dimitrios Petrotos, laddroller'in 2020 yılında Zürih'te gerçekleştirilecek 2. Cybathlon'da da yer almasını istiyor.


Laddroller, motorlu bir tekerlekli sandalye... Çekiş özelliğine sahip, ön taraftakileri daha büyük olmak üzere dört tekerleğe sahip... Oturulan yerin yükselmesini sağlayan pistonlu bir mekanizması var. Böylece ayakta durma pozisyonuna geçebiliyor. Tüm parçaları da sökülüp takılabiliyor. Laddroller, ayağa kalkma özelliği sayesinde engellilere evlerinde olduğu kadar dışarıda da faydalı olacak. Büyük tekerlekleri sayesinde kaldırım ve tümsekler daha kolay aşılacak. Parçalarının takılıp sökülebilmesi arabanın bagajına koyma ve taşınma açısından büyük kolaylık sağlayacak.

Tekerlekli sandalye olumsuz bir klişe gibi görülse de kullananlar için özgürlük ve hareket demektir. Yürüyemediği için yatağa bağımlı olacak kişiler tekerlekli sandalye sayesinde rahatlıkla gezip dolaşabilirler. Mimari engeller olmazsa her yere gidebilirler. Ancak tekerlekli sandalyelerin hareket yeteneği bir yere kadardır. Kişiye özel olarak tasarlansa bile hareketleri oldukça sınırlıdır. Sadece belli bir oturma pozisyonunda kullanılabilirler. ATM'lere, kapalı kapılara, yüksek yerlere ulaşmak zordur.

Görülüyor ki laddroller sayesinde tekerlekli sandalye kullananların günlük yaşantısı oldukça kolaylaşacak. Bugüne kadar nasıl düşünülmedi, neden yapılmadı anlamak zor. Oysa çok büyük bir ihtiyaç olduğu ortada... 2020 yılında piyasaya sürüleceği söyleniyor. Ancak bu kadar beklenmemeli... Bir an önce tamamlanıp, tüm dünyaya satışı yapılmalı. Tekerlekli sandalyede hayatını sürdürenler bir an önce bunu kullanabilmeli ve hayatları daha kolaylaşmalı...   


ALİYE YÜCEL

8 Ekim 2017 Pazar

BLOGUM 6 YAŞINDA


Her hafta ne yazacağım bazen son güne kadar belli olmuyor. Gündemdeki bir konu, ilgimi çeken bir haber, seyrettiğim bir film, okuduğum bir kitap yazıma konu olabiliyor. Ama ekim ayının ilk haftası konum hep belli... Konu blogum... Blogum "Engeloji" 6 yaşında... Evet tam altı yıl önce bir ekim günü yazmaya başlamıştım. Benim için güzel bir ekim oldu! O günden bu yana her hafta yazmaya devam ediyorum.

Kişisel değil... Temasal bir blogum var. Hep engelliyi, engelliliği ve engelli farkındalığını anlatıyorum. Biliyorum ki bu kadar düzenli bir şekilde; moda, kadın, kozmetik, alışveriş ve magazin gibi konularda yazsaydım. Daha çok okunacak, daha çok ilgi görecek ve reklamlar alacaktım. Ama benim asıl isteğim bir engelli  farkındalığı meydana getirmek. Engellilerin anlatmak istedikleri aynı ve pek çok sorunları ortak. Birilerinin de bunu anlatması gerekiyor. Bunları yazarken birilerinin sesi olmak istiyorum.

6 yıldır her hafta mutlaka yazdım. Bu yıl çeşitli sebeplerden dolayı "Bu hafta yazmasam mı acaba?" dediğim anlar çok oldu. Ama içim rahat etmedi. Yazmaktan hiç vazgeçemedim. Bugüne kadar da 300'ün üstünde post yayınladım. Toplam sayfa görüntülenme sayısı da 300 bini geçti. Engelli ve engelsiz herkese sesleniyorum. En çok da engelsizlerin okuyup anlamasını istiyorum. Yanlış bildikleri pek çok şeyi öğrenmeleri için... Engellileri doğru tanımaları için... Bir gün biri rastlar da okursa engellileri doğru anlarsa ne mutlu bana!


Uzun  zamandır sadece "engelli ve engelliler" konusunda her hafta farklı bir konu bulmak ve bunu yazmak şaşırtıcı olabilir. Ama bana zor gelmiyor. Sadece hep aynı şeyleri yazma istemediğim için farklı konularda yazmaya ve aynı konudaki yazıyı iki hafta üst üste yazmamaya dikkat ediyorum. Konularım belli; engelli, engellilik, engelli farkındalığı... Engelliliğin yanlış bilinmesi, engellilerin yanlış tanınması beni bu konuda yazmaya zorluyor.

Blog yazılarımla ilgili hep güzel ve olumlu eleştiriler alıyorum. "Bir arama yaparken blogunuza rastladım, çok beğendim" , Uzun zamandır ilk defa engellilik ve engellilerle ilgili doğru kurulmuş cümleler okudum...", "Yazınızı okudum.  Anlatmak istediklerinizi çok güzel anlatmışsınız..." gibi yorumları görmek çok mutlu edici... Yazdıklarımın beğenilmesi ve en önemlisi anlaşılmak çok güzel. Okuyan bir kişide bile engelli farkındalığı meydana getirmek en büyük isteğim.

Engelli, engellilik ve engelli farkındalığı konularında anlatmak istediğim daha çok şeyin var olduğunu görüyorum. Bu yüzden ilk günkü istek ve heyecanla yazmaya devam etmek istiyorum. Bu arada 6 yıl boyunca  blogumu okuyan, takip eden, beğenen, paylaşan, eleştiren, yorum yazan, ziyaret eden ve beni motive eden herkese, arkadaşlarıma ve aileme teşekkür ediyorum. Anlaşılmak dileğiyle...


ALİYE YÜCEL                      

1 Ekim 2017 Pazar

TEKERLEKLİ SANDALYEDE OLMAK


Bazı kişiler kaza ya da hastalıklar sonucu yürüyemedikleri için hayatlarını tekerlekli sandalyede sürdürürler. Hayatını tekerlekli sandalyede geçiren bu kimseler için genellikle "tekerlekli sandalyeye mahkum" cümlesi kullanılıyor. Bilinmeli ki onlar bu tabirden hiç hoşlanmıyorlar. Mahkum kelimesi çok rahatsız edici geliyor. Onlar sadece hayatlarını tekerlekli sandalyede sürdüklerinin bilinmesini istiyorlar.

Tekerlekli sandalyede yaşayanların bir çoğu küçük yaştan beri durumlarının farkında ve bunu kabullenmişler... Günlük yaşantılarında zaman zaman mimari engellerden dolayı zorlansalar da yaşantılarını bu şekilde sürdürebiliyorlar. Evet yürüyemiyorlar ancak yürüyemeseler de tekerlekli sandalyeleriyle pek çok yere gidebiliyorlar. Bu şekilde eğitimlerini sürdürüyorlar, çalışıyorlar, sosyal hayata katılıyorlar...

Bazen normal insanlar (!) tekerlekli sandalyede yaşayanlara acıma ya da küçümsemeyle bakıyorlar. Oysa onlar kendilerine  farklı bakılmamasını ve ilk tanışmada herkese nasıl davranılıyorsa onlara da öyle davranılmasını istiyorlar. Tekerlekli sandalyede yaşayanlar dışlanmayı istemedikleri gibi fazla ilgi de beklemiyorlar.


Tekerlekli sandalyede oldukları için onlara “sakat, aciz" gibi etiketlerle yaklaşılıyor. Bu da onları oldukça rahatsız ediyor. Hiç kimsenin acıyarak yaklaşmasını ve acıma hissi veren bir ses tonu ile konuşmasını istemiyorlar. Sonuçta bazı engellere sahip olduklarını biliyorlar. Ancak  hasta ya da mutsuz olmadıklarının bilinmesini istiyorlar.

Onlar, karşılarında çok dikkatli ve özenli olmaya çalışanları da hiç anlayamıyorlar. Diğer insanlarla nasıl konuşuluyorsa onlarla da öyle konuşulmasını istiyorlar. Bazı kişilerin kelimeleri vurgulayarak veya yüksek sesle konuşmasını anlamsız buluyorlar, çünkü duyma sorunları olmadığının bilinmesini istiyorlar! Ayrıca zeka ve algılama sorunu olduğunu ima eder gibi tane tane ve vurgulayarak konuşulmasını da istemiyorlar.

Tekerlekli sandalyede oldukları için onlara yardım etmek isteyenlerin aniden atılmamalarını, onlardan yardım istemesini beklemelerini istiyorlar. Eğer yardım istiyorlarsa da kendileri söylemek istiyorlar. Doğru bir yardım yapılabilmesi için yardım edecek kişiyi kendi yönlendirmeleri gerekiyor. Tekerlekli sandalyelerine aniden yaslanılması ve dokunulması onları rahatsız edebiliyor.

Hayatını tekerlekli sandalye sürdüren kişiler, kendisiyle konuşan kişinin tam karşılarında ve rahatlıkla görebileceği şekilde durmasını istiyorlar. Sanıldığının aksine, onlar engelleriyle ilgili soru sorulmasından rahatsız olmuyorlar. Sadece soruların samimi olmasını ve uygun bir dille sorulmasını bekliyorlar. Kısaca onlar bizden çok şey beklemiyorlar. Onları oldukları gibi kabullenmemizi istiyorlar...

ALİYE YÜCEL

            

17 Eylül 2017 Pazar

INSTAGRAM'DAN İNSANLIK AYIBI


Charlie Beswick, Goldenhar Sendromlu küçük oğlunun fotoğrafını Instagram'da paylaşıyor. Ancak, Instagram bunu beğenmediği için kaldırıyor! Evet doğru okudunuz. Instagram, çocuğun fotoğrafını beğenmiyor! Geçtiğimiz hafta Charlie, Harry'nın protez gözü olmadan çekilen bir fotoğrafını Instagram'da paylaşıyor. Instagram bu fotoğrafı yüzünün şekli yüzünden, "ihlal kuralları" gerekçesiyle kaldırıyor. Daha sonra bu yanlış düzeltilmiş, Harry'nin ailesinden özür dilenmiş ve fotoğraf tekrar yüklenmiş... Yüklenmiş ancak böyle bir zihniyetin ve ayrımcılık olması ne kadar can sıkıcı... İnsanlık ayıbı...

Harry, Goldenhar Sendromu nedeniyle bir gözü, gözünün yuvası, burun deliği ve bir kulağı eksik olarak doğuyor. Goldenhar doğuştan gelen bir sendrom. Bu sendrom yüzü ve omuriliği etkiliyor. Goldenhar Sendromu'nda; yüzde asimetri (yüzün bir tarafı diğerinden farklı olması) oluyor. Gözde iyi huylu büyümeler veya göz ve yuvasının olmaması, hiç oluşmamış veya kısmen oluşmuş bir kulak, eksik burun deliği, omurilikte anormallikler oluyor. Ayrıca kalp, akciğer, böbrekler ve merkezi sinir sistemini de etkileyebiliyor.

Anne Charlie, oğlunun fotoğrafının kaldırılmasından sonra "Instagram'ın bu tavrı iğrenç bir şey ve bana ayrımcılık gibi geliyor. Oğlumu ve onun yüzünü gösterdiğim için gurur duyuyorum" diyerek Twitter hesabından "Çocuğuma bakınca ne görüyorsunuz? En güzel gülümsemeyi, harika kalbi ve en saf sevgiyi görüyorum" diyerek paylaşmış. Bunun üzerine bu tweet 100 binden fazla RT almış. Instagram'dan da bu ayrımcılığa bir son verilmesi istenmiş...


Harry'nin fotoğrafının kaldırılmasından sonra fotoğrafın tekrar Instagram'da yer almasını isteyen pek çok mesaj gelince fotoğraf yeniden yükleniyor. Instagram sözcüsü bu konu ile ilgili "Fotoğraf yanlışlıkla kaldırıldı. Ancak hatayı fark ettiğimizde fotoğrafı hemen geri yükledik. Aileden özür dileriz." diye bir açıklama yapıyor. Aslında daha önce de böyle bir durum yaşanıyor. Morgan Bartley isimli 19 yaşında genç bir kızın zayıfladığını gösterdiği fotoğrafı da Instagram tarafından kaldırılmış...

Instagram'da; topluluk yönergeleri, çıplaklığı tasvir eden, organize suçu ve terörizmi kutlayan, çeşitli kitlelere uygun olmayan fotoğraflar yasak... Ayrıca ırk,  cinsiyet, cinsel yönelim, dini bağlılık, engellilik ve yaralanma gibi sebeplerle rahatsız edici fotoğraflar da yasak... Bütün bunları anladık, ama bir annenin sevgi ile koyduğu fotoğrafı kaldırmak neyin nesi? Sana ne? O anne çocuğunu öyle seviyor. Ondan hiç utanmıyor... Asla çirkin bulmuyor ve paylaşıyor. Kim bunu hangi hakla kaldırabilir?

Victor Hugo "Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere ne yazık. Ölüm her şeyi yok edecek. Ruhları sevmeyi deneyin." diyor ama bu çok zor galiba... Günümüzde hep kusursuz şeyler paylaşılıyor. Medya da bunu destekliyor. Bunu teşvik ediyor. Farklı, kusurlu görseller asla kabul görmüyor. Bu ayrımcılığı bazı kişiler yapabilir ancak dünyaca ünlü ve çok ilgi gören bir sosyal medya platformu yapınca insan büyük bir şaşkınlık duyuyor ve inanamıyor. Bu arada insanlığın geldiği nokta da insanı korkutuyor!
                                                                                       
ALİYE YÜCEL 

23 Temmuz 2017 Pazar

GÜZEL MÜCADELE


Onunla ilgili haberleri okuyunca etkilenmiş ve sosyal medyadan takip etmeye başlamıştım. Çok güzel bir kadın ve fotoğrafları çok etkileyici... Gören herkes bana hak verecektir. Jordan Bone'den bahsediyorum. Tekerlekli sandalyede hayatını sürdüren güzellik ve moda bloggerinden... İngiltere'de yaşayan genç kadının sosyal medyada binlerce takipçisi var. Hayat hikayesi ise insana ilham verecek kadar ilginç...

Şimdi 27 yaşında olan Jordan Bone, 15 yaşında bir iken bir trafik kazası geçiriyor. Kaza sonucu boynunda zedelenme meydana geliyor ve göğsünden aşağısı felç oluyor. Bu yüzden ellerini, kollarını, bacaklarını kullanamıyor. Bir daha yürüyemeyeceğini ve hep sırt üstü yatacağını öğreniyor. Yapılacak ameliyat onu daha da kötü hale getirebileceği bile bile tedavi olmayı kabul ediyor. Risk dolu bir operasyon geçiriyor. Aylarca hastanede kalıyor. O günden sonra hayatını tekerlekli sandalyede sürdürüyor.

Bone, kazadan sonra çok büyük bir üzüntü duymuş ve iki yıl boyunca depresyona girmiş. Hayatının onu nereye götüreceğini bilememiş... Çok genç yaşta engelli olduğu için bu durumda olması çok normal. Yürüyebilirken birden tekerlekli sandalyede olmak, kolaylıkla yaptığı şeyleri yapamamak herkes için zordur. Ancak o bu durumdan güçlenerek çıkıyor. Kendi durumunda olan kişilere yardımcı ve örnek olacağını umduğunu videolar hazırlamaya ve bunları sosyal medyada paylaşmaya başlamış...


Makyajını nasıl yaptığını soranlar için hazırladığı videolar milyonlarca kişi tarafından seyredilmiş. Şimdi; güzellik, motivasyon, moda ve yaşam tarzı konusunda ünlü bir blogger... Ayrıca, ünlü markaların sosyal medyadaki reklam yüzü olmuş. Yaşadıklarının anlattığı Benim Güzel Mücadelem (My Beautiful Struggle) isimli bir kitap yazmış... Kitabı daha ilk günden tükenmiş... Umarım Türkçeye de tercüme edilir.

Belki omuriliği tedavi olabilecek ya da bir çift biyonik bacakla yürüyebilecek. Ancak o bunlara bağlanıp, bunları düşünerek yaşamak istemiyor. Hayatına istediği gibi devam ediyor. "Şu anda hayatımda yaptığım şeyler, felçli olmasam da yapacağım şeyler... Çünkü her zaman makyaj yapmayı ve yazmayı çok sevdim..." diyor. Bu da bize engelli olup, tekerlekli sandalyede olmanın hayatı sürdürmek için engel olmadığını gösteriyor.

Paylaştıkları, söyledikleri, yazdıkları öyle yaşama sevinci dolu ki... Onun dış güzelliğin altında yatan bir iç güç olduğunu anlıyorsunuz. Tekerlekli sandalyedeki kız olmanın ötesine geçmiş. Vücudu engelli olsa da ruhu değil... O kazada çok şey kaybetse de kararlılıkla hayatın zorluklarını yenmiş. Jordan Bone, kendine inanarak, tüm umutlarının bittiği bir anda hayata tutunmuş... Engelliliğin ötesine geçen bir umudun olduğunu fark etmiş ve büyük zorlukların üstesinden gelmiş... Bize de "Mesajım şu şekildedir: Kendinize güvenin ve başaracaksınız" diyor. Güzel mücadelesi herkese örnek  oluyor.

ALİYE YÜCEL