> Engeloji : 01.12.2011 - 01.01.2012

Translate

24 Aralık 2011 Cumartesi

BEN ÖLDÜKTEN SONRA...



“Ben öldükten sonra…” Bu cümleyi öyle çok duydum ki… Pek çok özürlü çocuk, özellikle de kendi hayatını yardımsız yürütemeyen ve öz bakımını bile kendi yapamayan çocuk annesi bunu söyler. Yüksek sesle söyleyemeyenler de mutlaka aklından geçirir. Ne büyük bir çaresizlik cümlesi… “Ben öldükten sonra…”
Bunun için sosyal olarak bir şeylerin yapılması ya da çocuğun yakınları, kardeşleri olması yetmez bir anne için… O hep içinde bir yaradır. “Ben öldükten sonra çocuğum ne olacak?” “Ben öldükten sonra ona kim bakacak?” “Çocuğum bensiz ne yapacak?” der durur. Çünkü bilir ki tüm bunlara bir anneden başkası dayanamaz! Kimse ne kadar mükemmel olursa olsun, anne gibi çocuğa bakamaz! 

Engelli çocuk annesi, kendi çektiği sıkıntı, üzüntü, dışlanma, zorluk (hele de kocası duyarsızsa) gibi pek çok şeye göğüs gerer… Bu durumun psikolojik, sosyal, maddi ve manevi her türlü zorluğuna katlanır… Savaştığı ne çok şey vardır. Bizim aklımıza bile gelemeyecek ne çok şey… Kendi için her şeye razıdır da, kendisi olmadan çocuğunun ne yapacağını düşünür!

En ilginci de içi yanarak, yüreği parçalanarak “Benden sonraya kalmasın!” diye dua eder! Bu ne inanılmaz bir duadır! Canını vermeye razı olan ve evladına bir zarar gelecek aklı çıkan anne böyle bir dua eder! Ne demektir bir evlat için böyle bir dua edebilmek! Buradaki hassasiyet ve inceliği anlayabilmek çok önemli… Bir anneye bunu dedirten ruh halini anlayabilmek! Bir annenin en büyük duası “Bana evlat acısı gösterme…” diye ettiği dua değil midir? O ruh halinden bu ruh haline gelebilmek kolay mıdır? Yine sadece evladını düşündüğü için böyle dua eder.



Yemek yeme, giyinme gibi normal bir çocuğun rahatlıkla yapabildiği şeyleri yapabilmesi bile anneyi öyle mutlu eder ki… “Kendine bakabilse, kendi işini kendi görse bile yeter…” diye düşünür. Bu konudaki her adımı, her gelişimi en büyük mutluluğudur. Belki kendisi olmadan da yaşayabilecektir!

Bu konuda yazacak çok şey var. Sayfalarca da yazılabilir. Bu yazılanlardan sonra tüm bunları da sosyal politikalara bağlamak ve Türkiye’de neler yapılabildiğine getirmek gerekir. Ama ne yapılırsa yapılsın maalesef ki “Ben öldükten sonra…” cümlesi daha çok annenin aklından geçecek… Geçmeye devam edecek…

Sonuç olarak; engelli evlat sahibi olmanın büyük bir imtihan olduğunu bilmek her şeyden önemli! Olaya böyle bakmak, bunu idrak etmek gerekir. Bizim onlar için yapmamız gerekense, yapabileceğimiz her konuda yardımcı olmamız ve en önemlisi onlar için bol bol dua etmemizdir. Allah bu annelerin yar ve yardımcıları olsun…

ALİYE YÜCEL


16 Aralık 2011 Cuma

ENGELLER YOK OLUR


Televizyon izlerken reklam girdiğinde uzaktan kumandayı alıp kanal kanal gezmeyen var mıdır? Bilmiyorum! Ama son günlerde yayınlanan bir reklam var ki kolaysa başka kanala geç ve seyretme! Türk Telekom’un yeni reklamından bahsediyorum. “Bizde de ne kadar güzel reklamlar yapılıyor” dedirten kısa film tadında bir reklam filmi…
Bir sosyal sorumluluk projesinin reklamı bu kadar mı kaliteli olur! Müzik, seslendirme, çekim, oyuncular hepsi çok etkileyici... Hedef kitlesi görme engelliler olan reklam filmi işitsel olduğu kadar, görsel zenginliklerle de dolu. “Bir fark yaratsak yeter, Türkiye’ye değer” demişler ve değmiş doğrusu!
Türk Telekom ve Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji Merkezi (GETEM) işbirliğiyle gerçekleştirilen “Telefon Kütüphanesi” projesinin anlatıldığı reklam filminde ünlü Rus yazar Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanından bir bölüm ele alınıyor… Ve en etkileyici roman karakterlerinden Raskolnikov’un evden çıkışını, merdivenlerden inişini ve sokakta yürüyüşünü görüyoruz… Sesli kitap dinleyen bir görme engelli, kahvesini yudumlarken dinlediği bu romanı zihninde canlandırıyor. Bizi de bu anlara şahit ediyor. Defalarca seyrettim. Her seyredişimde sanki orada bitmeyecek ve devamı gelecekmiş gibi bir his duyuyorum… Ve öyle etkileyici ki arayıp devamını da dinlemek istiyorum. Reklam Ajansı Publicis Yorum ve yönetmen Gürkan Kurtkaya’yı kutlamak gerekir.

Gelelim hizmete… Yapılan hizmet en az reklamı kadar güzel! Türk Telekom ve Boğaziçi GETEM işbirliğiyle Türkiye’nin ilk “Telefon Kütüphanesi” hizmeti görme engellilere binlerce sesli kitabı ev telefonlarından ücretsiz dinleme olanağı sunuyor.
Uygulama,  0800 219 91 91 numaralı telefon üzerinden hizmet veriyor. Sadece ev telefonları üzerinden faydalanılabilen hizmette kullanıcılar; dilediği kitabı seçme, sonraki aramada kaldığı yerden devam etme, ileri–geri gidebilme gibi özelliklerinden faydalanabiliyorlar.
Hizmetten faydalanmak için GETEM’e en az % 40 görme engelli raporuyla başvurup üye olup olmak gerekiyor. Üyeler alınan kullanıcı adı ve şifreyle istedikleri kitapları dinleyebiliyorlar. Ayrıca, basılı kaynaklardan faydalanamayan felçli, disleksi gibi engellilerde raporlarıyla başvurduklarında bu hizmetlerden yararlanabiliyorlar. Aksi takdirde hizmet ücretli!
GETEM’in arşivine baktığımızda pek çok çeşitli kitaplar var. Reşat Nuri Güntekin, Elif Şafak, Necip Fazıl Kısakürek, Orhan Pamuk, William Shakespeare, Jules Verne, Amin Maalouf, Charles Dickens, Emile Zola, Agatha Christie gibi binlerce yazarın kitapları bu sayede konuşuyor! Engeller yok oluyor!

ALİYE YÜCEL

7 Aralık 2011 Çarşamba

BARBIE VE TEKERLEKLİ SANDALYEDEKİ ARKADAŞI


Oyuncaklara karşı büyük ilgi duyuyorum. Cinsiyet gereği özelliklede bebeklere… Bunun galiba çocuk olmakla, yaşla da alakası yok. Her türlü oyuncak bebeği hala severim. Bu nedenle gördüğüm her bebeği ilgiyle incelerim. Bir kaç yıl oluyor. Bir gün internette gezinirken tekerlekli sandalyede oturan oyuncak bir bebek gördüm. Çok ilginç geldi. Hemen fotoğrafını kaydettim.

Geçenlerde aklıma geldi ve hikayesini araştırdım. Bu bebeğin Barbie’nin tekerlekli sandalyedeki arkadaşı Becky olduğunu öğrendim. Ünlü Barbie bebeklerinin yapım firması Mattel 1997 yılında Barbie'nin tekerlekli sandalyedeki arkadaşı Becky'yi piyasaya sürmüş…

Barbie, Amerikalı Ruth Handler’in kızı Barbara için yetişkin bir kadını model alarak tasarlamasıyla 1959 yılında doğmuş! Barbie’nin günümüze gelene kadar kardeşi, erkek arkadaşı, çok çeşitli arkadaşları üretilmiş... Bilindiği gibi Barbie’ler, sadece oyuncak olarak kalmadı. Filmleri, dergisi, çantası, defteri, nevresimi, tişörtü ve akla gelebilecek pek çok şeyi yapıldı.

Barbie bebekler Türkiye’de de çok yaygın... Hemen hemen her kız çocuğunun en az bir Barbie'si var. Barbie bebek sahibi olmak nedense kız çocukları için çok önemli… Kız çocuğu olanların da, Barbie bebeklere ilgisiz kalmaları imkânsız bir durum…

Barbie’ler vücut hatlarını ve bütün bir yaşam biçimini çocuklara dayatıyor diye pedagojik bakımdan hep sakıncalı bulunmuş, çok eleştiri almış ve çocuklara kötü örnek olduğu hep kamuoyunu meşgul etmiştir. Bütün çeşitleriyle çocuklar için uygun bir oyuncak olmadıklarını ortaya koyan tartışmalar açılmıştır. Barbie’nin vücut ölçüleri en çok eleştiri alan kısmı olmuştur.  Barbie bebeklerinin gerçekçi olmayan bir vücut imajı yarattığı ve genç kızları anoreksik olmaya özendirdiği söylenmiştir.



Pedagoglar ne der bilemem! Ama ben tekerlekli sandalyedeki bebek fikrinin çocuklar için faydalı olacağını düşündüm. Dış görünüşü ve hayat biçimiyle çocuğun düş gücüne hitap ediyorsa, belki de tekerlekli sandalyedeki Becky olumlu bir sunum…

Gerçek hayatta böyle bir durum varsa çocukların da bunu bilmesi ve tanıması daha uygun değil mi? Çocuklar engelli olgusunu iyi bilmiyor. Bununla ilgili ailede ve çevrede bir örnek görmemişse, okullarda da bu öğretilmeyince (Bildiğim kadarıyla, okullarda engellilik kavramıyla ilgili bir müfredat yok ve öğretmelerin de bu anlamda bir eğitimi yok…) çocuklar engelli biriyle karşılaştıklarında çok şaşırıyor. Engelliyle nasıl konuşacaklarını ve onlara nasıl davranacaklarını bilemiyor.

İşte Becky çocuğu engelliliğin bir çeşidi olan ortopedik engellilikle tanıştırıyor. Bu hoş bir durum değil mi? Böyle bir bebekle oynayan çocuk tekerlekli sandalyede birini görse yadırgar mı? Engellilik kavramını ve engelli gerçeğini öğrenmez mi? Ayrıca, tekerlekli sandalyedeki çocuklar için de tıpkı onlar gibi bir bebek olması çok uygun bir durum değil mi?

Barbi’ler kusursuzluklarıyla çocukların sevgi ve merhamet gibi duygusal yeteneklerini olumsuz etkiliyorsa Becky tam tersi yönde bir etki yapmaz mı? Çocukların kendilerine hem fiziksel hem de kültürel olarak bu bebeğin yaşam biçimini model alıyorsa Becky belki de Barbie’lerin en faydalısı! Çünkü çocukların psikolojik deneyimlerini de farklılaştırıyor.

"Tekerlekli sandalye" olumsuz bir klişe gibi görülse de hayatın bir gerçeği… Bu tür oyuncakların olumlu bir etkisi olacağını düşünüyorum. Bu bebek engelli insanları tanımak ve onlarla ilgili tutumları değiştirmek için tasarlanmışsa, amacına ulaşmıştır. Çocuklar geleceğimizse engellilik olgusuyla küçük yaşta tanışması gerekir. Sonuçta; engellisi engelsizi sosyal hayatı hep beraber paylaşıyoruz.

Not:
Bu arada, Becky’nin hikayesini araştırırken bir gerçeği de öğrendim. Barbie'nin tekerlekli sandalyedeki arkadaşı Becky ilginç bir durumla da karşılaşmış! Omurilik felçli Kjersti Johnson’ın bebeği Becky, Barbie’nin 100 dolar değerindeki Barbie Bebek Evi’nin asansörüne sığmamış! Bu şikayet üzerine Mattel firması evi tekrar tasarlayacaklarını duyurmuş… Bir engellilik gerçeği olan “mimarı engeller” ilginçtir ki bu noktada da ortaya çıkmış…


ALİYE YÜCEL

2 Aralık 2011 Cuma



"3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ"

3 Aralık gününün "Herkes bir engelli adayıdır!" sözünün söylenmeyeceği bir gün olmasını diliyorum!