> Engeloji : 01.09.2013 - 01.10.2013

Translate

29 Eylül 2013 Pazar

KONU "TOPAL ÖYKÜLER" OLUNCA...


Yazarının yakın bir arkadaşım olması sebebiyle ayrı bir merak ile okudum Topal Öyküler’i… Kitapta bedensel engellilerin başından geçen ilginç hatıralar yer alıyor. Kimi güldürüyor, kimi hüzünlendiriyor. Ama hepsi de düşündürüyor! Konu Topal Öyküler olunca çok tanıdık cümleye, olaya ve duyguya rastladım. Okuduklarım; bana yaşadığım ve pek çok engellinin de yaşadığını tahmin ettiğim durumları hatırlattı.

Topal Öyküler kitabının yazarı Ayhan Bahçeli, küçük yaşta geçirdiği ateşli bir hastalık sonucu bedensel engelli olmuş ve kol değnekleriyle yürüyor. Yıllardır tekerlekli sandalye basketbolu oynayan milli bir basketbolcu...  Evli ve bir çocuk babası olan Bahçeli,  halen bir kamu kuruluşunda yönetici olarak çalışıyor.  Engellilerle ilgili sivil toplum kuruluşlarında çalışmalar yapıyor ve engellileri çok iyi tanıyor. Kitabında da bir çok engellinin hayatından kesitler anlatıyor.

İlmek Yayınları’ndan çıkan Topal Öyküler; parlak kırmızı renkli kapağıyla çok güzel bir kitap... Kapakların kitapları sevdirmekte çok etkili olduğunu düşünür ve bu yüzden kitap kapaklarını çok önemserim. Topal Öyküler,  nesne olarak da beğenilecek ve sevilecek bir kitap... İnanıyorum ki Topal Öyküler'i kitapçıda, kitap vitrininde görseniz eliniz gidiverir ve almak istersiniz.


Kitabın arka yüzünde “Bu kitap, toplumda tam olarak adını alamamış, çok bilindik, çok tanıdık ve yıllarca hep yanlış tanıtılmış, farklı insanların ve bu farklı insanlarla birlikte yaşayan insanların “kimi zaman mizah kimi zaman düşündüren kimi zaman da hüzünlendiren yaşanmış öykülerini” anlatıyor…” yazıyor. “Neler Dediler?” bölümünde; Beşiktaş Spor Kulübü Fahri Başkanı Süleyman Seba, Televizyon Programcısı ve Yazar Kenan Işık ve Kaliteli Yaşam Danışmanı Dr. Haluk Saçaklı'nın kitap hakkında görüşleri yer alıyor.

Kitapta anlatılan kısa hikayelerin bazısı yazarın başından geçmiş, bazılarını da çevresindeki kendi gibi bedensel engelli olanlardan dinlemiş. Hepsi de gerçek yaşanmış öyküler... Topal Öyküler'de anlatılanlardan anlıyoruz ki; toplum engelliyi tanımıyor, onlara nasıl davranacağını bilmiyor. Bu nedenle kitap bir rehber olma özelliğini de taşıyor. Böylece okuyucu engellinin araba kullandığını, spor yaptığını, evlendiğini, siyasette var olduğunu öğreniyor.

Kısa kısa yaşanmış hikayelerden oluşan kitapta toplumun engelliye bakışını görüyoruz. Engellilere bakışımız çok önemli... Hem görmek amacıyla bakışımız, hem de bakış açımız... Engelliye yanlış baktığımız sürece onların hayatını zorlaştırıyoruz. Onlar günlük hayatta yaşadığı her türlü zorluğun üstesinden gelebiliyor. Ama toplumun bu bakışı engellilerin hayatını zorlaştırıyor.

Düşünün bir kolunuz veya bacağınız yok ya da koltuk değneği ile yürüyorsunuz. Biri size çok dikkatli, meraklı ya da alaycı bir şekilde bakıyor. Ne hissedersiniz? Görme engelliler galiba daha şanslı... Çünkü onlar bu bakışları görmüyor! Fiziki görünümün bu kadar önem taşıdığı dünyamızda bedensel engellinin neler yaşadığını bu kitap sayesinde öğreniyorsunuz.

ALİYE YÜCEL

22 Eylül 2013 Pazar

YAZIK, ÇOK YAZIK!



Bir milletvekilinin engellilere ve engelli ailesine bakış açısından bahsetmek istiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin engelliler için yaptığı çalışmaları anlatmaya çalışırken; engellileri rencide eden, onlara hakarete varan sözler sarf eden  bir düşünceden... Tekirdağ Milletvekili Ziyaeddin Akbulut'un engelliler için söylediği sözleri şaşkınlıkla ve üzülerek okudum.

Haberi bilmeyenler için: Tekirdağ Çerkezköy'de Müjgan Serkan Karagöz Mesleki ve Özel Eğitim Merkezi'nin açılış töreninde konuşan AK Parti Tekirdağ Milletvekili Ziyaeddin Akbulut, hükümetin engelliler için çıkardığı yasaları hatırlatarak "Bu insanlar sokağa çıkamıyorlardı, evlerde saklanıyorlardı. Anneleri babaları bu insanları sokağa çıkarmaya sıkılıyordu, utanıyordu. Ama hükümetimizin 2005 yılında çıkardığı yasa ile biz engellileri insan yerine koyduk, adam yerine koyduk. Bazıları 'Eskiden evimizdeki engelli, yatalaklar bir an önce ölse de kurtulsak diye Allah'a yalvarırdık' diyordu. Şimdi 'Aman ölmesin, evimizin bereketi bu. Ben onun yüzünden devletten 450-500 lira bakım ücreti alıyorum, aman ona bir şey olmasın diye bakıyoruz' diyorlar. İşte zihniyet değişikliği bu..." dedi. (17 Eylül 2013)

Milletvekilinin, engellilerle ilgili yaptığı bu konuşmasına öyle çok yorum yazılmış ki... Ziyaeddin Akbulut AK Parti Milletvekili, ancak bunu bir siyasi tartışma için yazmıyorum. Engelliler bunlara alet edilse de, engellilik bunların üstünde bir kavram... Ben başka bir şey söylemek istiyorum. Bir milletvekili engelliye böyle bir bakış açısıyla bakabilir mi? Böyle bir zihniyet olur mu? Vekil böyle düşünürse milletten ne beklenir?

Bu ne talihsiz bir açıklama... Yazık, çok yazık! Adam yerine koymak, insan yerine koymak ne demek? Bunlar aslında insan değillerdi... Eee... Peki önceden bunlar neydi? Bunu açıklasaydı da bilseydik. Ne üzücü… Nereden bakarsak bakalım çok kötü... Engelliler için söyledikleri çok acı... Aileleri soktuğu durum içler acısı...


Engelliyi istemeyen aile, para için isteyebiliyor. Böyle bir şey olur mu? Vekilin söylediklerinden ne gibi bir zihniyet değişikliği olmuş, onu da anlamak mümkün değil. Bakıma muhtaç bir engelinin ölmesi için dua eden bir zihniyetle, engelliyi geçim kaynağı gören bir zihniyet arasında nasıl bir fark var? Ne ile gurur duymuş onu da anlayamadım. Böyle bir zihniyeti para ile beslemek övünülecek bir şey de değil ki... Bu olsa olsa utanılacak bir durum olur.

Söylenecek ne çok şey var… Engelliler toplumda hep normal dışı olarak algılanıyor. Bize hep engellilerin başarısız ve trajik bir yaşam sürdükleri anlatılıyor. Normal olmanın ve normal bir hayat sürdürmenin “engelli olmamaktan” geçtiği empoze ediliyor. Engellileri küçük düşüren ve rencide edenleri bu düşüncelerden ne zaman kurtulacağız. Engelliler pozitif ya da negatif ayrımcılık yapılmadan, olduğu gibi kabullenilemez mi?

Akbulut “Yanlış anlaşıldım..." demiş... Ama, maalesef bu talihsiz söyler onun ağzından çıkmış... Zihniyetini ortaya koymuş... Bizler engelinin ayrımcılık görmemesi, olumsuz sunulmaması için uğraşalım… Bunun mücadelesini verelim… Bir milletvekili böyle düşünsün... Bırakın böyle düşünmeyi, konuşmasında da anlatsın... Herkesin, ama özellikle de yetkililerin ağzından çıkanları kulaklarının duyması gerektiğine inanıyorum.

Bu yazıyı kötü sözlerin % 50'sini içimde tutarak yazdım. Bir Tekirdağlı okur mu bilemem. Ama onu insan yerine koyup milletvekili seçenlere seslenmek istiyorum. Kime oy verdiğimize dikkat edelim. Artık insan yerine konulduğum için daha fazla yazmıyorum, burada susuyorum!

ALİYE YÜCEL

15 Eylül 2013 Pazar

CENNETİN RENGİ'Nİ GÖRMEK



Biliyorum hiç belli olmayacak. Ancak yazarken en çok duygulandığım yazı bu olacak... 1999 yapımı "Cennetin Rengi" filminden bahsetmek istiyorum. Bu filmdeki duygular öyle gerçekçi ki... Bir film insanı bu kadar etkileyebilir. Yazarken bile filmin bazı sahnelerini düşündükçe içim parçalanıyor. Yönetmen, muhtemelen bu çarpıcı etkiyi yaratmak istemiş ve çok güzel başarmış...

Cennetin Rengi, görme engelli bir çocuk olan Muhammed'in hikayesini anlatıyor. Tahran'daki körler okulunda yatılı eğitim gören Muhammed, yaz tatili için ailesinin yanına gelir. Babaannesi ve iki kız kardeşi onu sabırsızlıkla beklerken; babası onu almaya bile geç gelmiştir. Annesi öldüğü için, babası yeniden evlenecektir. Ancak Muhammed kör olduğu için, onu bu evliliğe engel olarak görür ve ondan kurtulmayı ister....

Görme engelli bir çocuğun dünyası bu kadar güzel anlatılır. Muhammed'i canlandıran çocuk oyuncu Mohsen Ramezani de görme engelli... Yani rol yapmıyor, kendini oynuyor. Öyle güzel oynuyor ki... Bazı sahneleri gerçek hayatında da yaşadığını anlıyorsunuz.  Bunu bilmek sanki insanı çok daha derinden etkiliyor. Hani bir an, "Film icabı, rol icabı işte..." dersiniz ya... İşte burada diyemiyorsunuz!

Muhammed ve babaannesi Aziz'in sevgileri görülmeye değer... Her sahnesi akıllarda kalacak kadar etkili... Babaannesi ona okumasını öğütlerken "... Senin durumunda meslek sahibi olmuş pek çok insan var. Tek engel cehalettir..." diyor. Yaşlı, eğitim almamış, köylü bir kadının ferasetine hayran kalıp "İnsan olmak başka bir şey..." diyorsunuz.


Bir sahnede Muhammed, elinden tutan babaannesine "Senin ellerin bembeyaz Aziz..." diyor. Babaannesi "Ne beyazı, iş yapmaktan nasırlaşmış, kırışık kuru bir el işte..." diye cevaplıyor. Muhammed bunun üzerine "Sen çok iyi birisin. Senin ellerin bembeyaz..." diye karşılık veriyor. Anlıyoruz ki Muhammed'e göre iyiliğin ve iyilerin rengi beyaz!

Filmde öyle dokunaklı sahneleri var ki... Hele Muhammed'in ağladığı sahne insanın içini koparıyor. Yanında kaldığı marangoz ustasına "Kimse beni sevmiyormuş. Ben ona ağlıyorum. Ama sebebini biliyorum. Beni kör olduğum için istemiyorlar. Öğretmenimiz Allah'ın körleri sevdiğini söyler. Ben de bir keresinde "Madem seviyor neden bizi kör etti? Neden kendisini görmemize izin vermedi? diye sormuştum. Öğretmen de Allah'ın görünmez olduğunu söylemişti. Ama O'nu her an her yerde hissedebilirmişiz. Ellerimizi uzatırsak O'na ulaşabileceğimizi söylemişti. O günden beri her yerde Allah'ı arıyorum. Ellerimi uzatıp O'na ulaşmayı bekliyorum." dediği sahne için bile seyredilir.

Cennetin Rengi'nin sade, duygu yüklü, sürükleyici ve etkileyici bir anlatımı var. Yönetmen Mecid Mecidi çok başarılı... Senaryo da kendisine ait... Filmde oyunculuk, müzik, görsellik hepsi mükemmel... Yer yer belgesel tadında görüntüler var. Aldığı ödülleri fazlasıyla hak ediyor. İran sinemasını takdir etmemek mümkün değil... Onlar bu işi biliyorlar.

Cennetin Rengi'ni görmediyseniz mutlaka seyredin. Film, gören görmeyen herkese bir şeyler söylüyor. Bu filmi seyrederken bir kez daha anladım ki, engelliyi engeli değil; engeli nedeniyle istenmemek, işe yaramaz görülmek ve sevilmemek üzüyor... Muhammed engeli ile barışık, sevgi dolu bir çocuk. Onu üzen ve zorlayan engeli değil. İstenmemesi ve sevgiden mahrum kalışı...


ALİYE YÜCEL

8 Eylül 2013 Pazar

2020 PARALİMPİK OYUNLARI DA TOKYO’DA


Bu yazımın başlığına “2020 Paralimpik Oyunları da İstanbul’da” yazmayı ne çok isterdim. Ama maalesef olmadı… 2020 Yaz Olimpiyatları ve 2020 Paralimpik Oyunları (Engelli Olimpiyatları) da Tokyo’da yapılacak… İstanbul kaybetti. İstanbul’la beraber binlerce engelli de kaybetti...

Paralimpik Oyunları, çeşitli engel gruplarından sporcuların katıldığı ve farklı sporların yapıldığı bir etkinlik… Paralimpik Oyunları Yaz ve Kış Oyunları olmak üzere olimpiyatların bitmesinden iki hafta sonra yine aynı ülkede yapılıyor. Yani 2020 Olimpiyatları’nı İstanbul kazansaydı, 2020 Paralimpik Oyunları ülkemizde yapılacaktı.

Bilindiği gibi; 2020 Yaz Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunları için aday kentler İstanbul, Tokyo ve Madrid’ti… Dün akşam Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te yapılan oylamanın ilk turunda Tokyo 94 oydan 42’sini alarak finale kaldı. İstanbul ve Madrid ise 26’şar oyla eşit durumdaydı.

Finale kalacak diğer aday şehrin belirleneceği bir oylama daha yapıldı. O oylamada İstanbul 49, Madrid ise 45 oy aldı. O zaman biraz ümitlendik. Acaba İstanbul alacak mı? diye… Ancak finalde Tokyo 60, İstanbul ise 36 oy aldı. Böylece 2020 Yaz Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunları’na ev sahipliği yapacak ülke Japonya oldu.


Türkiye’nin de, Japonya’nın da tanıtım filmlerini izledim. Hakkını vermek lazım, Tokyo’nun tanıtım filmini daha çok beğendim. Farklı spor ve engel grubundan engelli sporcuların gösterilmesi beni çok etkiledi. Bu sunum bile olimpiyatları hak ediyordu. Tanıtım film deyip geçmeyelim. Beni etkiledi… Komiteyi de etkilemiştir mutlaka…

Tokyo’nun tanıtım filminde Olimpiyatlar’dan hemen sonra düzenlenecek Paralimpik Oyunları için engelli sporcular da yer alırken, bizdeki tanıtımda bir tek engelli bile yoktu. Oysa geçtiğimiz yıl yapılan Londra 2012 Paralimpik Yaz Oyunları’na ülkemiz 67 sporcu ile 10 branşta katılmış ve çok önemli başarılar elde etmişti…

Kendi adıma ve tüm engelliler adına 2020 Olimpiyatları’na İstanbul’un ev sahipliği yapmasını çok isterdim. Çünkü o zaman bu konuda ciddi düzenlemeler ve çalışmalar yapılacak, böylece engellilerin hayatı çok kolaylaşacaktı. İstanbul için tüm engeller kalkmış olacaktı…

İstanbul’da yaşayan binlerce engelliyi yok sayıp, “Olimpiyatlar için İstanbul’u engellilere göre düzenleyeceğiz…” demek çok yanlış… Olimpiyatlar olmasa engelliler için bir şey yapılmayacak mı? Bunun için yıllar sonrasına, 2020 yılına umut bağlamak ve olimpiyatları beklemek çok acıydı… Ama ne yapalım buna da razıydık… O da olmadı…


ALİYE YÜCEL

1 Eylül 2013 Pazar

KÖR ÖYKÜLER'İN ANLATTIĞI


“Kör Öyküler” tahmin edileceği gibi görme engelli bir yazarın kaleminden çıkmış bir kitap… Kitabın yazarı Halis Kuralay, görme engelli bir eğitimci… Kör Öyküler, görme engellilerle birlikte yaşam kültürünü arttırmak için, yaşanmış mizah ve ibret dolu hatıralardan yola çıkarak hazırlanmış… İlmek Yayınları’ndan çıkan kitabın çizimleri de Salih Memecan tarafından yapılmış… Kitabı gördüğünüzde ve elinize aldığınızda bir an önce okuma hissi uyandırıyor.

Bir kitap için yazılacak en olumlu cümle belki de “Hiç sıkılmadan okunacak…” ibaresidir. İşte Kör Öyküler tam da böyle… Bir solukta ve hiç sıkılmadan okunacak bir kitap… Kısa kısa; güldüren, gülümseten, düşündüren, şaşırtan ve bir sonrakini merak edeceğiniz bölümlerden oluşuyor. Gerçekten de elinizden bırakmak istemiyorsunuz.

Kitap görme engellilerin başından geçen ilginç hatıraları anlatıyor. Kitabın arka yüzünde “Bu kitaba bir hatıra kitabı deseniz doğrudur.  Bir fıkra kitabı deseniz o da doğrudur. Ama yaşanmış fıkra gibi hatıralar demek daha doğru olur kanaatindeyim…” yazıyor. “Neler Dediler?” bölümünde; Sunucu İnci Ertuğrul, Türkiye Beyazay Derneği Genel Başkanı Lokman Ayva ve Yazar Senai Demirci’nin kitap hakkında görüşleri yer alıyor.


Kör Öyküler, “Yanlış Empati” ile başlıyor. Halis Kuralay, “Görme engelliyi anlamak için gözlerini kapamak; onu anlamak değil, bilakis yanlış anlamaktır.” diyor. Bu cümleye önce çok şaşırıyor. Ancak nedenini okuyunca hak veriyorsunuz... İlk bölüm bitince şaşkınlıkla karışık bir beğeniyle, kitabı okudukça her bölümde çok ilginç ve bilmediğiniz detaylara rastlayacağınızı anlıyorsunuz.

Halis Kuralay, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu… Yıllarca eğitimci olarak çalıştı. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Özel Eğitim Şube Müdürlüğü yaptı. Evli ve üç çocuk sahibi... Kör Öyküler, onun ilk kitabı değil… O, dünyanın sadece göz ile algılanmayacağına inananlardan… Hayatı, çalışmaları ve yaptıklarıyla bunu ispatlıyor. Bu arada kendisini şahsen tanıyor olmanın gururunu da taşıyorum.

Kör Öyküler, görme engellileri tanıma açısından büyük katkıda bulunan bir kitap… Görme engelli birini tanımamışsanız bu kitap sayesinde onu çok iyi tanıyabileceksiniz. Eğer tanıyorsanız da görme engelliler hakkında bazı şeyleri yanlış biliyormuşum ya da çok az şey bilmiyormuşum diyeceksiniz.

Kitap, bildiğimizi ve tanıdığımızı sandığımız görme engellileri doğru tanımak için… Ama Kör Öyküler’de sadece görme engellilerin hayatından kesitler değil, çok daha fazlası var… Hikayelerin bazısında kendimizi buluyoruz. Bu kitabı okuyunca, görme engellilerin bizim görmediğimiz pek çok şeyi gördüğünü anlıyor; baktığımız halde bazı şeyleri de göremediğimizi idrak ediyoruz!


ALİYE YÜCEL