> Engeloji : Engelli

Translate

Engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2017 Pazar

İŞTE ŞAMPİYON


Avrupa Ampute Futbol Federasyonu (EAFF) Avrupa Şampiyonası ülkemizde yapıldı. Final maçında İngiltere'yi mağlup eden Ampute Futbol Milli Takımımız şampiyon oldu. Bu şampiyonluk çok büyük ilgi gördü. Pek çok haberi yapıldı. Her yerden tebrikler geldi. Bir çok ödül verildi. Duymayan kalmadı. Eminim millilerimizi kazandıkları şampiyonluk kadar onlara gösterilen bu ilgi de mutlu etmiştir.
   
Milli takımımızın bu başarısı asla tesadüf değildi. Çünkü, maçları çok başarılı geçti. Gruptaki ilk maçında Almanya'yı 7-0, ikinci maçında Gürcistan'ı 9-0  mağlup etti. Son maçta da İspanya'yı 4-0 yenerek çeyrek finale yükseldi. Çeyrek finalde Rusya ile karşılaştı ve uzatmalarda 2-1 galip geldi ve yarı finale yükseldi. Millilerimiz yarı finalde Polonya'yı 2-0 mağlup etti. Böylece finale yükseldi. Final maçında da İngiltere'yi 2-1 mağlup eden milli takımımız Avrupa şampiyon oldu.

Şampiyonlukta büyük katkısı olan Gazi futbolcu Osman Çakmak, Rusya maçının sonunda yayıncı kuruluştan final maçını Beşiktaş'ın stadı Vodafone Park'ta oynamak istediklerini bildirdi. Bu istek sosyal medyada da gündem oldu. Beşiktaş Kulübü, ertesi günü açıklama yaparak finale çıkmaları takdirde maçı orada yapabileceklerini açıkladı. Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da devreye girdi. Program değişikliği konusunda talimat verdi. Sonunda final maçı Vodafone Park'ta oynandı ve böylece şampiyonluğa herkes şahit oldu.


Gel gelelim bu milli takımımızın ikinci Avrupa şampiyonluğu! Evet daha önce de şampiyon oldular. Ama kaç kişi biliyor? Pek çok kişinin bundan hiç haberi yok. Oysa ki Ampute Milli Takımımız 2015 yılında da şampiyon olmuşlardı. Pek çok kişi bu yıl ki şampiyonluğun ilk kez olduğunu düşündü. Bunda final maçının Vodafone Park'ta olması çok etkili oldu. Bu kesin... Çünkü daha önceki şampiyonluğu kimse duymamıştı. Bu kadar ses getirmemişti.

Bu konu ile ilgili olarak defalarca yazdım. Çünkü, futbolun çok büyük ilgi gördüğü ülkemizde Ampute futbolun bilinmemesi, ilginin az olması, elde edilen başarıların görülmemesi bana hep çok anlamsız geldi. Ampute Futbol Milli Takımımız bu kadar önemli başarılar yakalarken medyada yeteri kadar yer almaması ise garip bir durumdu... Neyse ki bu defa gereken ilgi ve önem veridi. Takdir edildi. Olması gereken buydu ve sonunda oldu...

Milli Takımımızın bu başarısı bir anda engelli sporuna dikkat çekti. Bedensel, görme ve işitme engelli sporcularımız pek çok başarılar kazandılar. Umarız bu günden sonra engelli sporlarına gereken önem ve ilgi verilir. Son olarak şunu yazmadan edemeyeceğim. Geçtiğimiz yıl İşitme Engelliler Erkek Milli Takımımız da İşitme Engelliler Dünya Şampiyonası'na katıldı ve dünya şampiyonu oldu. Üstelik 2012 yılında da şampiyon olmuşlardı. Yani üst üste ikinci kez şampiyon oldular. Kaç kişi biliyor? Şimdi soruyorum bu başarıların görülmesi ve takdir edilmesi için maçların Vodafone Park'ta mı yapılması gerekiyor?


ALİYE YÜCEL

8 Ekim 2017 Pazar

BLOGUM 6 YAŞINDA


Her hafta ne yazacağım bazen son güne kadar belli olmuyor. Gündemdeki bir konu, ilgimi çeken bir haber, seyrettiğim bir film, okuduğum bir kitap yazıma konu olabiliyor. Ama ekim ayının ilk haftası konum hep belli... Konu blogum... Blogum "Engeloji" 6 yaşında... Evet tam altı yıl önce bir ekim günü yazmaya başlamıştım. Benim için güzel bir ekim oldu! O günden bu yana her hafta yazmaya devam ediyorum.

Kişisel değil... Temasal bir blogum var. Hep engelliyi, engelliliği ve engelli farkındalığını anlatıyorum. Biliyorum ki bu kadar düzenli bir şekilde; moda, kadın, kozmetik, alışveriş ve magazin gibi konularda yazsaydım. Daha çok okunacak, daha çok ilgi görecek ve reklamlar alacaktım. Ama benim asıl isteğim bir engelli  farkındalığı meydana getirmek. Engellilerin anlatmak istedikleri aynı ve pek çok sorunları ortak. Birilerinin de bunu anlatması gerekiyor. Bunları yazarken birilerinin sesi olmak istiyorum.

6 yıldır her hafta mutlaka yazdım. Bu yıl çeşitli sebeplerden dolayı "Bu hafta yazmasam mı acaba?" dediğim anlar çok oldu. Ama içim rahat etmedi. Yazmaktan hiç vazgeçemedim. Bugüne kadar da 300'ün üstünde post yayınladım. Toplam sayfa görüntülenme sayısı da 300 bini geçti. Engelli ve engelsiz herkese sesleniyorum. En çok da engelsizlerin okuyup anlamasını istiyorum. Yanlış bildikleri pek çok şeyi öğrenmeleri için... Engellileri doğru tanımaları için... Bir gün biri rastlar da okursa engellileri doğru anlarsa ne mutlu bana!


Uzun  zamandır sadece "engelli ve engelliler" konusunda her hafta farklı bir konu bulmak ve bunu yazmak şaşırtıcı olabilir. Ama bana zor gelmiyor. Sadece hep aynı şeyleri yazma istemediğim için farklı konularda yazmaya ve aynı konudaki yazıyı iki hafta üst üste yazmamaya dikkat ediyorum. Konularım belli; engelli, engellilik, engelli farkındalığı... Engelliliğin yanlış bilinmesi, engellilerin yanlış tanınması beni bu konuda yazmaya zorluyor.

Blog yazılarımla ilgili hep güzel ve olumlu eleştiriler alıyorum. "Bir arama yaparken blogunuza rastladım, çok beğendim" , Uzun zamandır ilk defa engellilik ve engellilerle ilgili doğru kurulmuş cümleler okudum...", "Yazınızı okudum.  Anlatmak istediklerinizi çok güzel anlatmışsınız..." gibi yorumları görmek çok mutlu edici... Yazdıklarımın beğenilmesi ve en önemlisi anlaşılmak çok güzel. Okuyan bir kişide bile engelli farkındalığı meydana getirmek en büyük isteğim.

Engelli, engellilik ve engelli farkındalığı konularında anlatmak istediğim daha çok şeyin var olduğunu görüyorum. Bu yüzden ilk günkü istek ve heyecanla yazmaya devam etmek istiyorum. Bu arada 6 yıl boyunca  blogumu okuyan, takip eden, beğenen, paylaşan, eleştiren, yorum yazan, ziyaret eden ve beni motive eden herkese, arkadaşlarıma ve aileme teşekkür ediyorum. Anlaşılmak dileğiyle...


ALİYE YÜCEL                      

1 Ekim 2017 Pazar

TEKERLEKLİ SANDALYEDE OLMAK


Bazı kişiler kaza ya da hastalıklar sonucu yürüyemedikleri için hayatlarını tekerlekli sandalyede sürdürürler. Hayatını tekerlekli sandalyede geçiren bu kimseler için genellikle "tekerlekli sandalyeye mahkum" cümlesi kullanılıyor. Bilinmeli ki onlar bu tabirden hiç hoşlanmıyorlar. Mahkum kelimesi çok rahatsız edici geliyor. Onlar sadece hayatlarını tekerlekli sandalyede sürdüklerinin bilinmesini istiyorlar.

Tekerlekli sandalyede yaşayanların bir çoğu küçük yaştan beri durumlarının farkında ve bunu kabullenmişler... Günlük yaşantılarında zaman zaman mimari engellerden dolayı zorlansalar da yaşantılarını bu şekilde sürdürebiliyorlar. Evet yürüyemiyorlar ancak yürüyemeseler de tekerlekli sandalyeleriyle pek çok yere gidebiliyorlar. Bu şekilde eğitimlerini sürdürüyorlar, çalışıyorlar, sosyal hayata katılıyorlar...

Bazen normal insanlar (!) tekerlekli sandalyede yaşayanlara acıma ya da küçümsemeyle bakıyorlar. Oysa onlar kendilerine  farklı bakılmamasını ve ilk tanışmada herkese nasıl davranılıyorsa onlara da öyle davranılmasını istiyorlar. Tekerlekli sandalyede yaşayanlar dışlanmayı istemedikleri gibi fazla ilgi de beklemiyorlar.


Tekerlekli sandalyede oldukları için onlara “sakat, aciz" gibi etiketlerle yaklaşılıyor. Bu da onları oldukça rahatsız ediyor. Hiç kimsenin acıyarak yaklaşmasını ve acıma hissi veren bir ses tonu ile konuşmasını istemiyorlar. Sonuçta bazı engellere sahip olduklarını biliyorlar. Ancak  hasta ya da mutsuz olmadıklarının bilinmesini istiyorlar.

Onlar, karşılarında çok dikkatli ve özenli olmaya çalışanları da hiç anlayamıyorlar. Diğer insanlarla nasıl konuşuluyorsa onlarla da öyle konuşulmasını istiyorlar. Bazı kişilerin kelimeleri vurgulayarak veya yüksek sesle konuşmasını anlamsız buluyorlar, çünkü duyma sorunları olmadığının bilinmesini istiyorlar! Ayrıca zeka ve algılama sorunu olduğunu ima eder gibi tane tane ve vurgulayarak konuşulmasını da istemiyorlar.

Tekerlekli sandalyede oldukları için onlara yardım etmek isteyenlerin aniden atılmamalarını, onlardan yardım istemesini beklemelerini istiyorlar. Eğer yardım istiyorlarsa da kendileri söylemek istiyorlar. Doğru bir yardım yapılabilmesi için yardım edecek kişiyi kendi yönlendirmeleri gerekiyor. Tekerlekli sandalyelerine aniden yaslanılması ve dokunulması onları rahatsız edebiliyor.

Hayatını tekerlekli sandalye sürdüren kişiler, kendisiyle konuşan kişinin tam karşılarında ve rahatlıkla görebileceği şekilde durmasını istiyorlar. Sanıldığının aksine, onlar engelleriyle ilgili soru sorulmasından rahatsız olmuyorlar. Sadece soruların samimi olmasını ve uygun bir dille sorulmasını bekliyorlar. Kısaca onlar bizden çok şey beklemiyorlar. Onları oldukları gibi kabullenmemizi istiyorlar...

ALİYE YÜCEL

            

24 Eylül 2017 Pazar

ENGELLİ MOLA EVLERİ


Antalya Büyükşehir Belediyesi "Engelsiz Antalya" hedefiyle engellilere yönelik projelerini hayata geçirmeye devam ediyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi, şimdi de engelli aileleri için çok önemli bir hizmet başlatıyor. Engelli ailelerinin günübirlik işlerini rahatlıkla yapabilmesi için "Engelli Mola Evleri" projesi hayata geçirilecek. Antalya Valisi Münir Karaloğlu ve Antalya Belediye Başkanı Menderes Türel, bu önemli projenin protokolünü imzaladı. Böylece aileler engelli çocuklarını mola evlerine bırakarak, çarşıda pazarda ve nerede işleri olursa olsun rahatlıkla yapabilecekler.

Menderes Türel mola evleri hakkında yaptığı açıklamada "... Özel bir bireyi olan bir aile su faturasını, elektrik faturasını veya günlük çarşı alışverişini yapmak için engelli bir bireyle çarşıya çıkması kolay olmuyor. İşte bu yüzden bu engelli mola evlerimize çocuklarını bırakarak, günlük rutin işlerini gün boyu rahatlıkla yapabilecek. Bankada işi varsa banka işini görecek. Çarşıda pazarda alışverişi varsa onu yapacak, elektrik, su faturası varda onu ödeyecek. Bütün gün boyunca engelli mola evlerimizde aileler adına bu hizmeti vereceğiz. Günübirlik bir hizmet olacak tabi ki. Gün sonunda veya birkaç saat sonunda da aileler engelli vatandaşlarımızı mola evlerimizden alarak tekrar evlerine dönebilme şansı olacak." dedi.

Antalya Belediye Başkanı Türel'in proje ile yaptığı açıklamalara göre; Engelli Mola Evleri, ilk olarak Muratpaşa, Kepez ve Konyaaltı ilçelerinde belirlenen 3 pilot okulda başlayacak. Daha sonra önce 5 ve daha fazla okulda mola evleri açılacak. Okul bahçelerinde belirlenen alanlara engellilerin rahatlıkla ulaşabileceği, kısmı zamanlı veya günübirlik bakılarak, keyifli zaman geçirebileceği tek katlı binalar inşa edilecek. Binaların kapalı ve açık alanlarının toplamı 400 metrekareyi bulacak.


Ağır engellilerin bakımı oldukça zordur. Engelli çocukları olan aileler oldukça meşakkatli günler geçirirler. Bir yere gitmek istedikleri zaman çocuklarını bırakabilecek birini bulmak, bırakacakları bir yer bulmak imkansızdır. Hiç olmazsa bazı günler; bir zaruret durumunda, bir sağlık sorunu olduğunda, zorunlu gidilmesi gereken yer olduğunda engelli çocukların bırakılacağı bir yerin olması onlar için ne kadar büyük bir kolaylık olur. İşte Engelli Mola Evleri buna cevap verecek.

Bu projenin ne kadar gerekli olduğu ortada... Engelli çocukları olan aileler çocukları orada iken sosyal hayata katılabilecekler ve çocukları ile uğraşırken yapamadıkları pek çok şeyi yapabilecekler. Bu projenin bir diğer yararı da engelli çocuklara olacak. Evinden hiç çıkmayan, daima evinde oturan, sadece belli kişileri gören engelli çocuklar dört duvar arasında kalmaktan kurtulacaklar. Böylece onlarda sosyalleşecek ve üstelik bazı beceriler de kazanacaklar.

"Engelli Mola Evleri" projesi Türkiye'de bir ilk. Daha önce niye düşünülmedi? Bugüne kadar neden yapılmadı acaba? Anlamak zor. Halbuki çok gerekli olduğu ortada... Bu proje engelli çocuğu olan bir çok aileyi büyük ölçüde rahatlatacak ve onları mutlu edecek. Umarız bu proje sadece Antalya ile kalmaz. Diğer illere ve hatta ilçelere de örnek olur ve pek çok yerde Engelli Mola Evleri açılır. Engelli Mola Evleri'nin çoğalması dileğiyle...


ALİYE YÜCEL

17 Eylül 2017 Pazar

INSTAGRAM'DAN İNSANLIK AYIBI


Charlie Beswick, Goldenhar Sendromlu küçük oğlunun fotoğrafını Instagram'da paylaşıyor. Ancak, Instagram bunu beğenmediği için kaldırıyor! Evet doğru okudunuz. Instagram, çocuğun fotoğrafını beğenmiyor! Geçtiğimiz hafta Charlie, Harry'nın protez gözü olmadan çekilen bir fotoğrafını Instagram'da paylaşıyor. Instagram bu fotoğrafı yüzünün şekli yüzünden, "ihlal kuralları" gerekçesiyle kaldırıyor. Daha sonra bu yanlış düzeltilmiş, Harry'nin ailesinden özür dilenmiş ve fotoğraf tekrar yüklenmiş... Yüklenmiş ancak böyle bir zihniyetin ve ayrımcılık olması ne kadar can sıkıcı... İnsanlık ayıbı...

Harry, Goldenhar Sendromu nedeniyle bir gözü, gözünün yuvası, burun deliği ve bir kulağı eksik olarak doğuyor. Goldenhar doğuştan gelen bir sendrom. Bu sendrom yüzü ve omuriliği etkiliyor. Goldenhar Sendromu'nda; yüzde asimetri (yüzün bir tarafı diğerinden farklı olması) oluyor. Gözde iyi huylu büyümeler veya göz ve yuvasının olmaması, hiç oluşmamış veya kısmen oluşmuş bir kulak, eksik burun deliği, omurilikte anormallikler oluyor. Ayrıca kalp, akciğer, böbrekler ve merkezi sinir sistemini de etkileyebiliyor.

Anne Charlie, oğlunun fotoğrafının kaldırılmasından sonra "Instagram'ın bu tavrı iğrenç bir şey ve bana ayrımcılık gibi geliyor. Oğlumu ve onun yüzünü gösterdiğim için gurur duyuyorum" diyerek Twitter hesabından "Çocuğuma bakınca ne görüyorsunuz? En güzel gülümsemeyi, harika kalbi ve en saf sevgiyi görüyorum" diyerek paylaşmış. Bunun üzerine bu tweet 100 binden fazla RT almış. Instagram'dan da bu ayrımcılığa bir son verilmesi istenmiş...


Harry'nin fotoğrafının kaldırılmasından sonra fotoğrafın tekrar Instagram'da yer almasını isteyen pek çok mesaj gelince fotoğraf yeniden yükleniyor. Instagram sözcüsü bu konu ile ilgili "Fotoğraf yanlışlıkla kaldırıldı. Ancak hatayı fark ettiğimizde fotoğrafı hemen geri yükledik. Aileden özür dileriz." diye bir açıklama yapıyor. Aslında daha önce de böyle bir durum yaşanıyor. Morgan Bartley isimli 19 yaşında genç bir kızın zayıfladığını gösterdiği fotoğrafı da Instagram tarafından kaldırılmış...

Instagram'da; topluluk yönergeleri, çıplaklığı tasvir eden, organize suçu ve terörizmi kutlayan, çeşitli kitlelere uygun olmayan fotoğraflar yasak... Ayrıca ırk,  cinsiyet, cinsel yönelim, dini bağlılık, engellilik ve yaralanma gibi sebeplerle rahatsız edici fotoğraflar da yasak... Bütün bunları anladık, ama bir annenin sevgi ile koyduğu fotoğrafı kaldırmak neyin nesi? Sana ne? O anne çocuğunu öyle seviyor. Ondan hiç utanmıyor... Asla çirkin bulmuyor ve paylaşıyor. Kim bunu hangi hakla kaldırabilir?

Victor Hugo "Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere ne yazık. Ölüm her şeyi yok edecek. Ruhları sevmeyi deneyin." diyor ama bu çok zor galiba... Günümüzde hep kusursuz şeyler paylaşılıyor. Medya da bunu destekliyor. Bunu teşvik ediyor. Farklı, kusurlu görseller asla kabul görmüyor. Bu ayrımcılığı bazı kişiler yapabilir ancak dünyaca ünlü ve çok ilgi gören bir sosyal medya platformu yapınca insan büyük bir şaşkınlık duyuyor ve inanamıyor. Bu arada insanlığın geldiği nokta da insanı korkutuyor!
                                                                                       
ALİYE YÜCEL 

10 Eylül 2017 Pazar

STEPTEMBER PROJESİ


Cerebral Palsy'li (Beyin Felci) kısa adıyla CP'li çocuklara destek olmak ve bireyleri spora yönlendirmek için yapılan Steptember Projesi 4 Eylül Pazartesi günü başladı. 9 ülkede eş zamanlı yürütülen proje 1 Ekim tarihine kadar sürecek. Türkiye temsilciliğini Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı'nın yaptığı Steptember Projesi'nde CP'li çocuklar için günde 10 bin adım atılacak ve onlar için bağış toplanacak. Bu bağışlar çocukların özel eğitim, tedavi ve rehabilitasyonlarında kullanılacak.

Projeye katılmak isteyen gönüllüler steptember.org.tr üzerinden; en fazla 4 kişi olmak üzere takımlarını oluşturup, kayıt oluyorlar. Daha sonra bağış hedeflerini belirliyorlar. Üyelik sonrasında içinde "adımsayar" da olan bir Steptember Kiti gönderiliyor. 4 Eylül'den 1 Ekim'e kadar her gün web sitesine girip attığınız adımlar yazıp, sosyal çevrenize de bağış yapmak çağrı yapabiliyorsunuz. Stemtember'e katılanlar yürümek dışında koşabilecek, bisiklete binebilecek, yüzebilecek ve dans edebilecek. Yapılan her türlü aktiviteleri otomatik alarak adım sayısına çeviren 40 ayrı etkinlik bulunuyor.

İsmini, Eylül (September) ve Adım (Step) kelimelerinin birleşmesinden alan Steptember projesi 2011 yılında Avustralya'da başlatılmıştır. Bu ilginç sosyal sorumluluk projesi ile CP farkındalığı ortaya koyuluyor ve yapılan bağışlarla da Cerebral Palsy'li çocuklara yardımlar yapılıyor. Toplanan bağışlarla onların özel eğitimine, hidroterapi ve fizyoterapi gibi masraflarına destek olunuyor. Ayrıca gönüllüler attıkları adım ve aktivitelerle de kendi sağlıklarına olumlu bir katkı sağlamış oluyorlar.


Cerebral Palsy, beyin ve beyincikte meydana gelen bir hasar sonucu ortaya çıkıyor. Cerebral Palsy doğum öncesi, doğum sırasında ve 3 yaşına kadar olabiliyor. Hamile iken olan sorunlar, hamilelikte kullanılan ilaçlar, düşük tehlikesi, annenin stresli bir hamilelik geçirmesi, yüksek ateşli hastalıklar, başa alınan darbeler, zor doğum, kordon dolanması ve kan uyuşmazlığı gibi pek çok etken CP'ye sebep oluyor. Beyin Felci (CP), geçiren kişilerde beyin ile vücuda giden sinyallerin tam olmaması nedeniyle istem dışı hareketler ortaya çıkar.

Cerebral Palsi, çocukluk çağında en çok görülen bedensel engellilik durumudur. Dünyada da 17 milyondan fazla CP'li kişi var. İstatistikler ülkemizde her 8 saatte bir CP'li bebeğin doğduğunu gösteriyor. Rakamlar oldukça yüksek. Bu nedenle  onlar için bir şeyler yapılmalı... Çünkü onların ömür boyu özel eğitim ve rehabilitasyona ihtiyaçları var. Bu hizmetlere kavuşabilmeleri ve sosyal hayatta yer almaları için onlara destek olmak gerekiyor. Onların yanında olmamız çok önemli...

Steptember Projesi, 1 Ekim Pazar günü bitiyor. Ancak bağış kampanyası Ekim ayı boyunca  da devam ediyor. Dünyada pek çok kişi ve şirket Steptember'e katıldı. Türkiye'den de katılanlar var. Ancak keşke ünlüler fanlarıyla birlikte bu sosyal sorumluluk projesine katılsalar ve adımlarını engelli çocuklar için atsalar. Özellikle de spor yapanlar... Günde 10 bin adım atmak hiç kolay değil. Ancak yürüdükçe engelli çocuklara faydalı olmak fikri oldukça güzel değil mi? Atılacak her adım onlar için bir umut...


ALİYE YÜCEL 

27 Ağustos 2017 Pazar

CANIM OĞLUM DİYEBİLMEK


Seyretmeyi merakla beklediğim bir film var. Henüz vizyona girmedi. Yapılan haberlere göre çekimleri yeni tamamlandı. Yönetmenliğini Nihat Durak'ın yaptığı "Babam" filmi... Babam, bir baba ve zihinsel engelli oğlunun hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde; Çetin Tekindor, Melisa Şenolsun, Berker Güven, Erkan Kolçak Köstendil ve Cezmi Baskın var. Filmde Çetin Tekindor babayı, Berker Güven ise zihinsel engelli oğlu canlandırıyor. Dram yüklü bu film yılın en iddialı filmleri arasında yer alacak gibi...

Filmin konusu şöyle: "Yusuf (Çetin Tekindor) batacak olan konserve fabrikasını kurtarmaya çalışmaktadır. Bu arada karısı ölmüş ve zihinsel engelli oğlu Arif'le (Berker Güven) baş başa kalmıştır. Oğlunu, zihinsel engeli sebebiyle yıllardır kabullenemeyen ve iletişim kuramayan Yusuf, bu durumda büyük bir imtihan geçirmektedir. Genç öğretmen Feride (Melisa Şenolsun) ise atanamadığı için Yusuf'un fabrikasında çalışmaya başlar. Feride'nin ilgisi Arif'i değiştirmeye başlayınca, Yusuf 'un da oğluna bakışı değişir. Çevrede olanlar ve yaşadıkları Yusuf, Arif ve Feride'yi birbirine yakınlaştırır..."

Çekimleri Çanakkale Gelibolu'da yapılan filmin yönetmeni Nihat Durak, Babam filmi için şunları söylüyor: "Filmin bir yaşanmışlığı yok, birden çok şeyden esinlendim. Zeka özürlü bir çocuğun aile olarak yakınıyım. Bunun zorluklarını bire bir gözlemledim. Başka bir hikayeyle "Yusuf" karakteriyle buluşturdum. Filmde Yusuf'un farklı bir yaşam muhasebesine girmesini, oğlu ile ilişkisini restore etmesini işledim. Feride karakteri, Yusuf ve Arif'in yaşamlarının değişmesini sağladı."


Filmde zihinsel engelli Arif'i canlandıran Berker Güven daha önce de bir tiyatro oyununda engelli bir karakteri canlandırmış... Filmle ilgili olarak; "Zihinsel engelli bireylerle bir hafta vakit geçirdim. Sonra Amerika'ya gidip oyuncu koçlarıyla çalıştım, Türkiye'ye döner dönmez de çekimlere başladım. Zorlukları olan ama oynaması keyifli bir rol. Çetin Tekindor ile baba-oğlu oynamak bir oyuncunun yaşayabileceği en şahane duygu. Onun karşısında çok rahat oynadım, çok güzel sahneler çıktı. Bu filmde oynadıktan sonra yaşam enerjim geldi" diyor.

İşim, çevrem, ilgim gereği pek çok engelli ve ailesini tanıma fırsatım oldu. Her ebeveyn engele farklı yaklaşıyor. Her engeli çocuğun farklı zorlukları oluyor, ancak zihinsel engelli olunca iş daha zorlaşıyor. Bu durumun sosyal, psikolojik, maddi ve manevi her türlü zorluğuna katlanmak gerekiyor. Yük genelde annelerde oluyor. Bazı babalar engelli bir çocuğu kolay kolay kabullenemiyor. Engelli olan çocuğuna gereken ilgiyi gösteremiyor. Onu görmezden görebiliyor.

Engelli çocuklar, bu dünyaya böyle gelmek istemediler ki. Bu onların suçu değil. Engelli çocuk da, engelsiz çocukla aynı ilgi ve sevgiyi hak eder. Sevgi ve ilgiyi genelde anne gösterir. Mücadele ve yük anneye kalır. Ama ya iş bir gün babaya düşerse... İşte filmde bunlar anlatılıyor. Acaba nasıl anlatılmış, nasıl bir bakış acısı getirilmiş? Zihinsel engelli çocuk babası olmak nasıl aktarılmış? Filmde baba, zihinsel engelli oğluna nasıl davranıyor? En önemlisi de "oğlum", "canım oğlum"  diyebiliyor mu? Bunları görmek istiyorum.


ALİYE YÜCEL

20 Ağustos 2017 Pazar

TERCİH CEZA ÖDEMEK


Anadolu Ajansı'nın haberine göre; CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrukulu yazılı bir soru önergesiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu'na, 2012-2017 yılları arasında ülke genelinde engelli işçi çalıştırması gerektiği halde çalıştırmayan işverenlere ne kadar para cezası kesildiğini soruyor. Bazı işverenler engelli çalıştırmıyorlar ve onun yerine ceza ödüyorlar. Bu yıllardır süren ilginç bir durumdur.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu bu konu ile ilgili: "Bakanlığımızca yürütülen programlı teftişlerle incelemelerden oluşan program dışı teftişlerde 2002 yılından 2017 yılları arasında mevzuat uyarınca engelli işçi istihdam etme yükümlülüğü bulunan 11 bin 504 iş yerinde tespit yapılmıştır. Engelli işçi istihdamı yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverenlikler hakkında kanun maddesi uyarınca 33 milyon 339 bin lira idari para cezası uygulamıştır." diye açıklamış.

Bakan bu konu ile ilgili ayrıca: "2017 yılı Nisan ayı itibarıyla 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Engelli ve Eski Hükümlü Çalıştırma Zorunluluğu" başlıklı 30. maddesi kapsamında, elli ve üzeri sigortalı çalıştıran işverenden kontenjan dahilinde veya kontenjan fazlası engelli sigortalı çalıştıran işverenler ile engelli çalıştırmakla yükümlü olmadıkları halde engelli çalıştıran işverenlerin çalıştırdıkları her bir engelli sigortalının prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan işveren hissesinin tamamı devlet tarafından karşılanan ve bu kapsamda çalışan engelli sigortalı sayısı ise İstanbul'da 21 bin 579, Türkiye genelinde 88 bin 873'tür" diyor.


4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesine göre; işverenlerin, iş yasasına göre elli ya da daha fazla işçi çalıştırdıkları takdirde meslek, beden ve ruhi durumlarına göre engelli çalıştırmak zorundadırlar. Bu oran özel sektörde % 3, kamu sektöründe ise % 4'tür. Aynı il sınırları içinde birden fazla iş yeri olan işverenler, çalıştırmakta yükümlü olduğu işçi sayısı, toplam işçi sayısına göre hesaplanır.  Ancak buna rağmen pek çok iş yeri maalesef bu yükümlülüğü yerine getirmiyor.

İşverenlere verilen bu ceza; çalıştırılmayan her engelli ve çalıştırılmayan her ay için uygulanıyor. Çok uzun süreden beri engelli çalıştırmayan işverenler yüksek ceza ödemek zorunda kalıyorlar. Engelli çalıştırmayan iş yeri sayısı 11 bin 504 olarak açıklanmış. Az bir sayı değil. İşverenler engelli işçi almak yerine; ceza ödemeyi, cezalı olmayı tercih ediyorlar. Çünkü, istihdam alanında engellilere karşı büyük bir ön yargı var.

Biliyoruz ki işverenler engellilerin başarılı olamayacaklarını ve verimli çalışamadıklarını düşünüyorlar. Yoksa neden çalıştırmasınlar? Eleman almak yerine ceza ödüyorlar.  Oysa ki her işe ve her iş yerine uygun engelli bir eleman vardır. Bu elemanı bulmak çok zor değil. Keşke her işveren engelli eleman çalıştırsa... Bir deneseler ve görseler. Böylece engellilerin verimli olamayacağı ön yargısı bir kırılsa...


ALİYE YÜCEL

13 Ağustos 2017 Pazar

KOLSUZ TERZİ


Bazı kişiler bacakları ya da kolları olmadan hayatlarını sürdürürler. Bu doğuştan ya da sonradan olabilir. İşte Hindistan'ın Haryana eyaletinde bir köyde yaşayan Madan Lal, de bunlardan biri... Lal, kolları olmadan doğuyor. Ancak o günlük hayatta yapılabilecek her şeyi ayakları ile yapabiliyor. Hatta kolları ve elleri olmamasına rağmen terzilik yapıyor. Kolsuz bir terzi epey şaşırtıcı geliyor değil mi? Ama o bunu başarmış... Kısaca onun ayaklarıyla yapamayacağı şey yok.

Engelliler bazı haklardan mahrum kalabiliyor. Madan Lal'in ülkesi de maalesef engellilere karşı pek duyarlı değilmiş... Çünkü, o engeli yüzünden hiç bir okula alınmamış, öğretmenler onu kabul etmemiş... Bu nedenle de eğitim hakkı elinden alınmış. Onun yaşadığı üzüntü ve hayal kırıklığını anlamak hiç de zor değil. Eğitim almak, okumak  istiyorsunuz. Ancak engeliniz var diye buna imkan tanınmıyor. Çok güç bir durum...

Eğitim hakkı elinden alınsa da Madan Lal, bir şeyler yapmak ve bir mesleği olsun istemiş. Böylece terzi olmaya karar  vermiş! Bu kararı verdiğinde destek görmemiş. Dikiş dikmeyi öğrenmeye gittiğinde de ön yargılardan kurtulamamış. Her gittiği terziye dikiş dikmeyi öğrenmek istediğini söylediğinde, hiç biri ona dikiş dikmeyi öğretmek istememiş... Ancak o terzi olma isteğinden hiç vazgeçmemiş ve sonunda kendisine dikiş öğretecek bir terzi bulmuş... O terzi de önce "Yok" dese de öğretmeğe razı olmuş.


Madan Lal, çok kısa sürede dikiş dikmeye başlamış... Dikiş dikmeyi öğrendiğinde de köyüne dönerek bir terzi dükkanı açmış. Terzi dükkanını açtığı gün onun en mutlu günüymüş... Köylüler ilk önce onun dikip dikemeyeceği konusunda şüphe duymuşlar ve bu nedenle müşteri bulmakta zorlanmış... Ancak daha sonra yaptıklarını görünce ona güvenmişler ve giysilerini hep ona diktirmeye başlamışlar. Artık köyde bir şey diktirmek isteyen herkes ona gelmeye başlamış...

Bir röportajda Lal, engelliyle ilgili olarak "Çocukluğum boyunca beni rahatsız etmedi..." diyor. Çünkü o el ve kol ne demek bilmeden hayatı sürdürmeyi öğrenmiş... O, ellerinin yerine ayaklarını koymuş. Günlük hayatındaki her şeyi ayaklarıyla yapmaya başlamış. Yemeğini ayaklarıyla yemiş, dişlerini fırçalarken ayaklarını kullanmış, tıraşını ayaklarıyla olmuş... Dikiş dikmek için gerekli olan ölçü almak, kumaşı kesmek gibi her şeyi ayaklarıyla yapmış. Dikiş makinesini de ayaklarıyla kullanmış...

Terzilik gibi el mahareti ve ince işçilik isteyen bir mesleği eller olmadan, ayaklarla yapmanın zorluğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum? Madan Lal, engeli olmasına rağmen belki de engeli olmayan bir kişinin bile zorla yapacağı bir mesleği başarı ile sürdürüyor. Her türlü engeli aşıp, herkese örnek olacak bir çaba gösteriyor. Bu kolsuz terziden; engelli, engelsiz herkesin alacağı dersler olmalı...


ALİYE YÜCEL

6 Ağustos 2017 Pazar

BEKLENEN HİZMET


Ağır ve mental engellilerin bakımının ne kadar zor olduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum? Gecesi gündüzüne karışan bir ebeveyn... Öylesine zor ve öylesine meşakkatli geçen günler... Biraz soluk almak ve dinlenebilmek ne mümkün... Bir yere gitmek, gezmek, tatil gibi şeyler ise hayal... İşte böyle bir durumda olan engelli yakınları çaresiz kalır, bir çare arar. Bu durumda olan çocuklara bazen yakınları ya da maddi imkanlar olduğunda bakıcılar baksa da büyük yük yine anne babada olur.

Çevremde bu durumda olan çocuklar ve ailelerini görüp, bunun bir çözümü olmalı diye düşündüm hep... Hiç olmazsa bazı günler; bir zaruret durumunda, bir sağlık sorunu olduğunda, zorunlu gidilmesi gereken bir yer olduğu zaman bu çocukların bırakılacağı bir yer olmalı diye... Ağır engelli çocukların kalacağı yerler maalesef mevcut değil. Onları her bakım ve rehabilitasyon merkezlerine götüremezsiniz. Ağır engelli çocukların kalacağı yerler çok özel olmalı...

İşte şimdi böyle bir merkez inşaat halinde... Ağır ve mental engellilerin; eğitim, bakım ve rehabilitasyonunun yapılabileceği merkez Başakşehir'de yapılıyor. Başakşehir Engelli Rehabilitasyon Merkezi (BERM) Türkiye'de ilk, tek ve en büyük engelli rehabilitasyon merkezi olacak. Kayaşehir bölgesinde yapılmakta olan merkez tam 16 bin metrekarelik bir alanda yer alacak. Bu merkezde en son teknoloji ve teknikler yer bulunacak.


Çağrı Derneği ve Özel Eğitime Muhtaç Çocuklara Yardım Derneği'nin (ERAM) katkıları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilecek merkezin; 2018 yılı eğitim yılında hizmete açılması planlanıyor. Bu merkezde; uzay terapi, duygusal algı, duygusal bütünleşme ve robotik rehabilitasyon odaları bulunacak. Uzay terapi odasında, yerçekimsiz bir ortamda engellilerin tedavisi yapılacak. Robotik rehabilitasyon odasında, yürüme bozukluğu olan engelliler robotlar sayesinde yürüyecekler.

Başakşehir Engelli Rehabilitasyon Merkezi'nde; benzer kurumlardan farklı olarak ağır engelli ve mental engellilerin eğitim, bakım ve rehabilitasyon hizmetleri aynı yerde sağlanacak. Ücretsiz olan merkezde öncelik ağır engellilerin olacak. 200 - 250 engelliye hizmet edebilecek merkeze, kontenjana göre çevre ilçelerden de engelli alınabilecek. Ulaşım için ise engelliler evlerinden servislerle alınacak.

Bu projeye çok çaba gösteren Çağrı Derneği Başkanı Ali Yeniyurt'u beraber çalıştığımız bir projeden tanıyorum. Böyle bir merkezin olmasını ne kadar çok istediğini ve böyle bir kurumun olması için ne kadar çok çaba sarf ettiğini çok iyi biliyorum. Onunla böyle yerlerin olması gerektiğini defalarca konuştuk. Kendisinin de engelli bir oğlu olan Yeniyurt ile bu projenin durumu ile ilgili görüştüğümde; merkezin her yönü ile çok farklı ve özel olacağından bahsetti. Ayrıca; bu projenin diğer il ve ilçelere örnek olacağını vurguladı. Bu merkezin bir çok aileni umudu olduğu ve onları ne kadar mutlu edeceği ortada... Beklenen bu hizmetin gerçekleştirilmesinde emeği geçen herkese çok teşekkürler...

ALİYE YÜCEL

23 Temmuz 2017 Pazar

GÜZEL MÜCADELE


Onunla ilgili haberleri okuyunca etkilenmiş ve sosyal medyadan takip etmeye başlamıştım. Çok güzel bir kadın ve fotoğrafları çok etkileyici... Gören herkes bana hak verecektir. Jordan Bone'den bahsediyorum. Tekerlekli sandalyede hayatını sürdüren güzellik ve moda bloggerinden... İngiltere'de yaşayan genç kadının sosyal medyada binlerce takipçisi var. Hayat hikayesi ise insana ilham verecek kadar ilginç...

Şimdi 27 yaşında olan Jordan Bone, 15 yaşında bir iken bir trafik kazası geçiriyor. Kaza sonucu boynunda zedelenme meydana geliyor ve göğsünden aşağısı felç oluyor. Bu yüzden ellerini, kollarını, bacaklarını kullanamıyor. Bir daha yürüyemeyeceğini ve hep sırt üstü yatacağını öğreniyor. Yapılacak ameliyat onu daha da kötü hale getirebileceği bile bile tedavi olmayı kabul ediyor. Risk dolu bir operasyon geçiriyor. Aylarca hastanede kalıyor. O günden sonra hayatını tekerlekli sandalyede sürdürüyor.

Bone, kazadan sonra çok büyük bir üzüntü duymuş ve iki yıl boyunca depresyona girmiş. Hayatının onu nereye götüreceğini bilememiş... Çok genç yaşta engelli olduğu için bu durumda olması çok normal. Yürüyebilirken birden tekerlekli sandalyede olmak, kolaylıkla yaptığı şeyleri yapamamak herkes için zordur. Ancak o bu durumdan güçlenerek çıkıyor. Kendi durumunda olan kişilere yardımcı ve örnek olacağını umduğunu videolar hazırlamaya ve bunları sosyal medyada paylaşmaya başlamış...


Makyajını nasıl yaptığını soranlar için hazırladığı videolar milyonlarca kişi tarafından seyredilmiş. Şimdi; güzellik, motivasyon, moda ve yaşam tarzı konusunda ünlü bir blogger... Ayrıca, ünlü markaların sosyal medyadaki reklam yüzü olmuş. Yaşadıklarının anlattığı Benim Güzel Mücadelem (My Beautiful Struggle) isimli bir kitap yazmış... Kitabı daha ilk günden tükenmiş... Umarım Türkçeye de tercüme edilir.

Belki omuriliği tedavi olabilecek ya da bir çift biyonik bacakla yürüyebilecek. Ancak o bunlara bağlanıp, bunları düşünerek yaşamak istemiyor. Hayatına istediği gibi devam ediyor. "Şu anda hayatımda yaptığım şeyler, felçli olmasam da yapacağım şeyler... Çünkü her zaman makyaj yapmayı ve yazmayı çok sevdim..." diyor. Bu da bize engelli olup, tekerlekli sandalyede olmanın hayatı sürdürmek için engel olmadığını gösteriyor.

Paylaştıkları, söyledikleri, yazdıkları öyle yaşama sevinci dolu ki... Onun dış güzelliğin altında yatan bir iç güç olduğunu anlıyorsunuz. Tekerlekli sandalyedeki kız olmanın ötesine geçmiş. Vücudu engelli olsa da ruhu değil... O kazada çok şey kaybetse de kararlılıkla hayatın zorluklarını yenmiş. Jordan Bone, kendine inanarak, tüm umutlarının bittiği bir anda hayata tutunmuş... Engelliliğin ötesine geçen bir umudun olduğunu fark etmiş ve büyük zorlukların üstesinden gelmiş... Bize de "Mesajım şu şekildedir: Kendinize güvenin ve başaracaksınız" diyor. Güzel mücadelesi herkese örnek  oluyor.

ALİYE YÜCEL

16 Temmuz 2017 Pazar

UMUDA TUTUNMAK


Bazı insanları yıllar öncesinden tanıyor gibisinizdir ya... Ayşe Kadıoğlu Yıldız, öyledir benim için... Onu uzun yıllardır tanıyorum gibi hissediyorum. Sanki onunla saatlerce dertleşmiş, pek çok şey paylaşmış gibiyim. Oysa ki hiç yüz yüze görüşmedik. Halbuki hakkında çok az şey biliyorum. Sadece sosyal medyadan arkadaşım. Blogumdaki yazılarımı okur. Beğenilerini söyler, beni mutlu ederdi. Ben de onun şiirlerini okurdum... Arada da birbirimize nasıl olduğumuzu sorardık...

Bir kitabının çıktığını öğrendiğimde çok sevindim. Yazdıklarını çok merak ettim. Böylece onu biraz daha tanıyabilecektim. Kitabı "Umuda Tutunmak" geçtiğimiz hafta elime geçti. Kitabında yakalandığı kanser hastalığını, hastalıkla gelen tedavi sürecini ve anılarını anlatıyordu. Merakla okumaya başladım. Okudukça ne çok ortak his ve düşünce gördüm. Ne tanıdık cümleler... Oysa yaşadıklarımız çok farklı şeylerdi... Okurken bazen onun yazdıklarından yola çıkarak bir çay eşliğinde kendi hikayemi ona anlatma ihtiyacı duydum. Sanki beni çok iyi anlayacakmış gibi hissettim.

Ayşe Kadıoğlu Yıldız, bir Karadeniz kadını... Ne kadar da doğal, ne kadar da içten anlatmış kendini ve yaşadıklarını... Çok sade ve çok etkileyici cümlelerle... Umuda Tutunmak, hiç sıkılmadan ilgiyle okunacak bir kitap... Bir sonraki cümlede, bir sonraki sayfada, bir sonraki bölümde neler yazdığını merak ederek okuyorsunuz. Okudukça duygudan duyguya geçiyorsunuz. Kitaptan; bazen bir roman, bazen bir hikaye, bazen bir şiir tadı alıyorsunuz.


Umuda Tutunmak; arkadaşlık, dostluk, aile, anne olmak, evlat olmak, eş olmak, kardeş olmak kavramlarını çok ilginç örneklerle yüzünüze çarpıyor. Ayşe, hastanede yaşadığı olayları, kemoterapi ve radyoterapi süreçlerini öyle içten anlatmış ki, okurken sanki yanındasınız ve onu izliyor gibi oluyorsunuz. Ancak; hasta, hastalık gibi olumsuz kavramlar onun diliyle umuda çevriliyor.

Yazdıklarını okurken hastalığı süresinde ona hiç destek olamadığım için üzüldüm. İnsan; mutsuz ve çaresiz olduğunda hiç ummadığı birinden, hiç ummadığı bir cümle ile hayata tutunabiliyor. Belki böyle bir cümleyi ona söyleyebilirdim. İşte bunu söyleyememek beni üzdü. Bir üzüntüyü de; kitabın sonunda ona yazılmış yazıları gördüğüm zaman yaşadım. Benden de bir yazı istemişti. Onun kitabında yer alacağını bilemedim. Aslında zaman ve durumum istediğim gibi bir şey yazmama engel oldu. Ama bir kaç cümle olsa da yazamadığıma çok üzüldüm.

Bir gün bir yazışmamızda bana hastalığından bahsetmişti. O an hastalığının türünü bile bilmeden yeneceğini düşünmüştüm. Ve yanılmadım. Çok şükür ki hastalığını yendi. Derler ki dertlerde ayrı ayrıdır. Parmak izleri gibi... Evet bazen hastalık aynı olsa da kişiye getirdiği ve ondan götürdüğü şeyler farklı olabiliyor. Ancak onun anlattıklarından herkesin alacağı şeyler olacak. Yazdıklarıyla sadece kanser hastalarına değil, başka süreğen hastalığı olanlara, engellilere hatta hiç hastalığı olmayanlara bile güç verecek... Tutunduğu umut herkese umut olacak...

ALİYE YÜCEL


9 Temmuz 2017 Pazar

KÖTÜ SÖZ SAHİBİNİNDİR


Şarkıcı Çılgın Sedat'ın (Sedat Kapurtu) engelli oğluna sosyal medyadan yapılan hakareti duymayan kaldı mı bilmem? Buraya yazmaya utanacağım kadar ağır bir hakaret... İnsanın aklından bile geçirmeye, diyelim ki bunu düşündü, çevresindeki en yakın kişiye bile söylemeye utanacağı bir şeyi, hiç çekinmeden sosyal medyada paylaşmış. Bir insan bunu nasıl yapar? Bir insan bu kadar vicdansız olabilir mi? Anlamak çok zor.

Tahmin ettiğim kadarıyla bunu yapan şahsın Çılgın Sedat ile alıp veremediği bir şeyler olmalı... Şarkıcının canını yakmak istemiş... İstemiş ki böyle insanlık dışı, utanç verici şeyler yazmış... Diyelim ki bir sebepten Çılgın Sedat'a kötü bir şeyler yazmak istedin. İyi de bu bir çocuk üzerinden neden yapılır ki? Üstelik yazılan o iğrenç hakaretlerin ne olduğunu bile anlayamayacak bir masum üzerinden... İşte bunu insanın aklı almıyor. Ama biliyoruz ki kötü söz sahibinindir

Sedat Kapurtu, küçük yaşta beyin felci geçirip engelli hale gelen oğluna  yapılan bu hakaret karşısında sessiz kalmadı. Çok üzülen baba, "Bedeli, sonu nereye varırsa varsın bu işin peşini bırakmayacağım. Reklam yapıyor diyen zihniyet dahil, aileme özellikle hiçbir şeyden haberi olmayan masum kuzuma dillerini uzatanların adalet cezasını verecek" diyerek Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Konuyu yargıya taşıdı.


Çılgın Sedat'ın oğluna yapılan bu hakaret kamuoyunu da çok etkiledi. Okuyan, duyan herkes büyük tepki gösterdi. Sosyal medya kullanıcıları yazdıklarıyla şarkıcıya destek verdi. Twitter'da paylaşılan "Siraçlar Melektir Dokunmayın" hashtag'i kısa sürede Trend Topic oldu. Herkes kınadı. Zaten buna tepki göstermemek mümkün olabilir mi? Aklı başında herkes bunun ne kadar yanlış, ne kadar insanlık dışı olduğunu idrak eder ve tepki gösterir.

Engelli bir yavruya bunu yazan kişiyi çok merak ediyorum. Nasıl bir zihniyete sahip? Peki onun yarın ne olacağı, çocuğu, torunu ya da bir yakınının başına ne geleceği belli mi? Ne olacağını kim bilebilir? Kendi başına gelmeyeceğinin bir garantisi var mı? Yazarken hiç mi düşünmez, hiç mi korkmaz? Umarım en kısa zamanda bulunur. Bulununca bir ceza alır. Ama düşünüyorum da, bu yapılanın cezası; ne para cezası olmalı, ne de hapis... Her ikisi de yeterli olmaz. "Peki ne olabilir? Cezası ne olmalı?" derseniz. Bunu bilemem! Ancak Allah bilir!

Bu konu ile ilgili gerek yapılan haberlerde, gerekse sosyal medyada bir çok şey duydum, okudum. Ancak beni en çok etkileyen Çılgın Sedat'ın eşi Özlem Kapurtu'nun sözleri oldu. Özlem Hanım, telefonla katıldığı bir televizyon programında yapılan bu hakaretle ilgili olarak "Biz oğlumuzu çok seviyoruz. Onun durumuyla ve zorluklarıyla baş edebiliyoruz. Ancak işte bu bakış açısı bizi çok üzüyor, etkiliyor..." dedi. Gerçekten engelli ya da engelli yakını için en zor durumda işte budur. Engellerle baş edebilirsin, her türlü zorluğun üstesinden gelebilirsin. Durumunu kabullenebilirsin. Ancak çevrenin bu olumsuz bakışını ve ön yargıyı yok etmek, onun üstesinden gelmek çok zordur.

ALİYE YÜCEL

2 Temmuz 2017 Pazar

AVRUPA'NIN EN BÜYÜĞÜ


23. Avrupa Tekerlekli Sandalye Basketbol Şampiyonası, geçtiğimiz günlerde İspanya'nın Tenerife kentinde yapıldı. Türkiye Erkek Milli Takımı yarı finalde Almanya ile karşılaştı. Takımımız başa baş geçen maçı 68-64 kazanarak finale yükseldi. Finalde ise Büyük Britanya'ya rakip oldu. Finalde, Büyük Britanya'yı 76-69 yenerek Avrupa Şampiyonu oldu.

 23. Avrupa Tekerlekli Sandalye Basketbol Şampiyonası'nda şampiyon olan takımımız daha önce tam üç kez finale çıkmış maalesef kazanamamış ve ikincilikle yetinmişti. 2009 yılında İtalya ile, 2013 ve 2015 yıllarında da yine Büyük Britanya ile yaptığı final maçlarını kaybetmişti. Böylece yine Büyük Britanya ile karşılaşarak rövanşı almış oldu. 

Milli takımımız, final maçında ilk periyodu 18-10 üstün kapattı. İkinci periyotta Büyük Britanya farkı indirmeye çalışsa da milli takımımız 36-24 üstünlük sağladı. Üçüncü periyot 58-49 bitti. Son periyotta da üstünlüğünü sürdüren basketbolcularımız maçı 76-69 galip bitirerek şampiyonluğu elde etti. Üstelik bu organizasyonu hiç yenilgi almadan tamamlayarak önemli bir başarı elde etti. Maçın en skorer oyuncusu Özgür Gürbudak oldu. Kaptan Özgür; 25 sayı, 12 asist ve 6 ribaunt ile maçı tamamladı.


Tekerlekli Sandalye Basketbol Milli Takımımızın Almanya ile yaptığı yarı final ve Büyük Britanya ile yaptığı final maçlarını ilgi ile seyrettim. TRT 3'te yayınlanan karşılaşmalar baştan sona heyecan doluydu. Basketbolcularımızın tekerlekli sandalyeleri ile yaptıkları mücadele görülmeye değerdi. Maçın başından sonuna kadar hiç kopmadan oynadılar. Sergiledikleri oyunu kelimelerle anlatmak zor. Seyretmek gerekirdi.

Tekerlekli sandalye basketbolu dünyada da ülkemizde de en çok bilinen engelli sporudur. Paralimpik Oyunları’nda da  yer alıyor. Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu; Süper Lig, 1. Lig ve 2. Lig olmak üzere üç ligde organizasyonlar düzenliyor. Tekerlekli Sandalye Basketbolu A Milli Takımımız da Avrupa’nın sayılı takımları arasındaydı. Şimdi de Avrupa'nın en büyüğü oldu ve kupayı ülkemize getirdi.
 
Kazanılan bu başarı çok değerli... Millilerimiz göğsümüzü kabarttı. Bayrağımızı göndere çektirip, İstiklal Marşı'mızı söylettiler. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Twitter hesabında Erkek Milli Takımımız için paylaşımda bulundu. Hesabında "12CesurYürek" etiketini kullanarak, "Avrupa Tekerlekli Sandalye Basketbol Şampiyonu olan milli takımımızı gönülden tebrik ediyorum" ifadesini kullandı. Tekerlekli sandalye basketbolundaki bu gelişme ve başarının her alanda olması dileğiyle...

ALİYE YÜCEL 

25 Haziran 2017 Pazar

İŞ VE ENGEL


Engelliler de herkes gibi bir iş sahibi olmak ister. Onlar da çalışmak hem kendilerine, hem de ülkelerine faydalı olmak ister. Bu nedenle; iş bulma konusunda engelli olmayan kişilerden çok daha fazla çaba sarf ederler... İş bulmadaki en önemli aşama iş görüşmesidir. Ancak iş görüşmelerinde genellikle "Yok seni alamam", "Bu işe giremezsin", "Aradığım eleman sen değilsin" bakışlarıyla karşılaşırlar. Sanırım ki bu bakışlarla karşılaşmayan engelli yok gibidir. Çünkü, pek çok alanda olduğu gibi istihdam alanında da engellilere karşı büyük bir ön yargı vardır.

İşverenler genellikle; engellilerin verimli çalışamadıklarını ve verimli olamayacağını düşünürler. Engellileri işten çıkarmak işverene göre güç olabilir. Engeli bir hastalık gibi, engelliyi de hastalıklı olarak görünce sık sık izin alacağı varsayılır. İşverene göre; engelliler diğer çalışanları rahatsız edip ve çalışma temposunu düşünebilirler. Engel durumlarına göre yapılacak bazı özel düzenlemelerin yapılması masraflı olabilir. Engelliler alıngan olabilirler, çabuk sinirlenlenebilir. Ayrıca göz zevkini bozarlar! İşte bu gibi ön yargıları arttırmak mümkün...


Oysa işverenlerin engelliler hakkındaki bu ön yargıları yetersiz ve hatalı bilgilere dayanmaktadır. Engellileri iyi tanımadıkları için böyle düşünebilirler. Halbuki engelliler işleri çabuk kavrarlar ve kesintisiz çalışabilirler. İş bilincine sahiptirler. Sorumluluk sahibidirler. İşlerine zamanında gidip gelirler. İşlerini bırakma ihtimalleri daha azdır. Engelini ön plana çıkararak ayrıcalık istemezler. Duygu sömürüsü yapmazlar. Engelli bir eleman kadar hatta daha da verimli çalışabilirler. Önemli olan işverenin işe alacağı kişinin engelini değil, beceri ve deneyimlerini görebilmesidir.

4857 sayılı İş Kanunu'na göre; işverenler, iş yasasına göre elli ya da daha fazla işçi çalıştırdıkları takdirde engelli çalıştırmak zorundadırlar. Bu oran özel sektörde % 3, kamu sektöründe ise % 4'tür. İş yerleri ve dolayısıyla işverenler bu oranı doldurmak ve ceza almamak için kadrolarına engelli işçi alıyorlar. Oysa bu zorunluluk nedeniyle olmamalı... Herkesin çalışmaya hakkı olduğunu düşünüp engellilerde bu haklarını kullanabilmeliler.

Bazen işverenler mükemmelliği ararken gerçeği kaybedebilirler. Engelliler de  gerçek bir çalışan olabilir. Her işte başarı ile çalışabilir. Aranılan bir eleman olabilir. Engelli eleman çalıştırmak da avantaj bile olabilir. "Onu işe alsam mı?", "Acaba yapabilir mi?", "İstediğim gibi çalışabilir mi?" gibi endişeleri bir yana bırakıp, engellilere bir şans vermek gerekir. Her işveren zorunluluk olarak değil de "Aradığım eleman bu olabilir mi?" diye bakarsa engellilerin istihdamı konusunda önemli bir adım atılmış olur.

ALİYE YÜCEL


4 Haziran 2017 Pazar

AKILLI BASTON


Vestel, engelliler için yaptıkları ürünleri açıkladı. Akıllı baston (WeWalk), göz kırparak komut verilen televizyonlar ve engelli moduna gelen telefon bunlardan bir kaçı...
  
Vestel'in, engelsiz teknoloji alanında ürettiği en önemli ürün; görme engelliler için hazırlanan akıllı baston (WeWalk)... Akıllı baston bir hayvandan esinlenerek üretildi. Yarasaların etrafa yaydıkları ultrasonik dalgalar ve bu dalgaların etrafındaki objelerden gelen yansımalara göre gidecekleri yönü belirlemelerinden ilham alınarak yapıldı. Bu baston sayesinde görme engelliler bel ve baş hizasına gelen bir engele rastladıklarında bastondan yayılan titreşim sayesinde uyarılıyor.


Akıllı Baston, Young Guru Academy (YGA) Görme Engelliler Proje Lideri Kürşat Ceylan'ın geliştirdiği bir proje... Bu bastona Birleşmiş Milletler de ilgi gösterdi ve bir sunum yapılmasını istedi. 14-15 Haziran'da yapılacak Birleşmiş Milletler toplantısında akıllı baston anlatılacak.

ALİYE YÜCEL