> Engeloji : 01.06.2014 - 01.07.2014

Translate

29 Haziran 2014 Pazar

MAHSUN KIRMIZIGÜL'DEN "MUCİZE"


Geçtiğimiz haftalarda medyada "Mahsun Kırmızıgül’ün yeni filmi görücüye çıktı" haberleri yer aldı. Görünce bir an, "Acaba bu filminde de bir engelli hikayesi var mıdır?" sorusu aklımdan geçti. Çünkü Kırmızıgül, sosyal konuları çeşitli açılardan ele alıyor. Engellilik olgusunu da film ve dizilerinde yansıtıyor. Bu da dikkatimi çekiyor.

Bu nedenle yeni filmi Mucize'nin fragmanını, "Küçük de olsa bir engelli var mı?" diye dikkat ve merakla izledim. Evet vardı. Konusunu da okuyunca anladım ki küçük değil, filmde başlı başına bir engelli hikayesi vardı. Mucize, bir öğretmen ve engelli bir çocuğun başından geçenleri anlatıyordu. Filmin başrollerinde Talat Bulut, Mert Turak, Şenay Gürler, Sinan Bengier ve Mahsun Kırmızıgül var.

Mucize'de öğretmeni usta oyuncu Talat Bulut canlandırıyor. Engelliyi canlandıran Mert Turak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları oyuncusu. Mert Turak, ikişer kez Afife Tiyatro Ödülü ve Sadri Alışık Tiyatro Ödülü ve Vasfi Rıza Zobu Tiyatro Özel Ödülü almış. Bu filmde de farklı bir karakteri canlandıran oyuncunun çok başarılı olduğuna hiç kuşku yok. Kim bilir belki bir ödülde buradan gelir.


Mahsun Kırmızıgül, hem senaryosunu yazdığı hem de yönettiği Mucize'nin müzikleri de kendisine ait... Film, 1960'lı yıllarda Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu yansıtıyor. Darbe döneminde, Egeli bir öğretmenin Anadolu'nun ücra bir köşesine sürgün edilişi ve orada yaşadıklarını anlatıyor. Foça'dan gelen idealist öğretmen, engelli bir genç, yoksulluğun içinde öğretmen ve okumayı bekleyen çocukların hikayesi pek çok izleyicinin ilgisini çekecek gibi görünüyor.

Boyut Film ve Murat Tokat'ın yapımcılığını yaptığı Mucize'nin çekimleri farklı yerlerde; İzmir, Foça, Uşak, Kars ve Kağızman'ın bir köyünde yapılmış. Mahsun Kırmızıgül, sosyal medyaya yaptığı bir açıklamada bu filmin yaşanmış gerçek bir hikayeden yola çıkılarak yazıldığını söylemiş. Ayrıca; "Bu film benim için çok değerli, insanlığa umut aşılayacak. Sadece şu kadarını söyleyebilirim; Mucize, izleyiciyi daha önce hiçbir yerde görmediği bir dünya ile tanıştıracak"  diye açıklama yapmış.

Film hakkında öğrenebildiklerimiz bu kadar... Mucize, 2015 yılı 1 Ocak tarihinde gösterime girecek. İlginç hikayesi ve başarılı oyunculukları ile Mahsun Kırmızıgül'ün diğer filmleri gibi seyirciyi sinemaya taşıyacak gibi görünüyor. Seyretmeyi büyük bir merakla beklediğim film; acaba engelliyi hangi açıdan ele alıyor, engelliliği hangi yönüyle anlatıyor. Bakalım bize hangi mucizeyi gösterecek! 

ALİYE YÜCEL

22 Haziran 2014 Pazar

ENGELLİ DOSTU MÜGE ANLI


Engelliler hakkında bir şeyler yazıp bu programdan bahsetmemek olmazdı. Müge Anlı ile Tatlı Sert. Çok sevdiğim ve ilgiyle izlediğim Müge Anlı'nın programı geçtiğimiz cuma günü sezon finali yaptı. İnanın üzüldüm. Çünkü sabahlarıma anlam ve heyecan katıyordu. Programda kayıplar bulunuyor, cinayetler çözülüyor, hasretler kavuşuyor, yardımlar yapılıyor.

Müge Anlı'yı çok başarılı buluyorum. Nasıl bir muhakeme yeteneği varsa... Bir dedektif bile ancak bu kadar olur. Programı çok güzel idare ediyor. Hedefe de öyle ustalıkla ulaşıyor ki... Zekası, feraseti, sağduyusuyla takdir etmemek elde değil. Böyle bir programı yapabilecek yegane kişi diye düşünüyorum. Ayrıca güzellik ve zarafetinden de bahsetmeden olmaz.

Müge Anlı; Avukat Rahmi Özkan, Prof. Dr. Arif Verimli, Prof. Dr. Şevki Sözen ve ekibiyle çok başarılı bir iş çıkarıyor. Başarısı, seviyesi, faydası asla tartışılamayacak bir program. Yazdıklarım Müge Anlı ve ekibi için az bile... 15 yıl bir televizyon kanalında çalışmış biri olarak; böyle bir program yapmayı, böyle bir programda çalışmayı çok isterdim.

Programda olanlar inanılır gibi değil. Bir filmde olsa "yok artık" diyebiliriz. Ama oluyor işte. Bunu görmek programı daha ilginç ve seyredilir hale getiriyor. Evde olduğumda mutlaka seyrettiğim, üç saatin nasıl geçtiğini anlamadığım bir program... Evde yoksam da anneme ve babama bin bir tembihle seyretmelerini söylediğim. Gelir gelmez de "Bugün Müge Anlı'da neler oldu?" diye sorup; önemli bir gelişme olması durumunda da internetten izlediğim, herhangi bir diziden çok daha ilgiyle takip ettiğim tek program.


Seyredilen, beğeniler, başarılı olan her programın benzerini yapmaya kalkan diğer kanallar böyle bir program yapamadı. Benzerleri oldu, başladı. Ancak böylesi yapılamadı. Program için olumsuz düşüncede olanların bu programı baştan sona izlemediğine inanıyorum. Büyük bir ön yargı var. Hayatı boyunca hiç kimseye bir tek yardımı olmayan kişilerin, bu programı küçümsemelerine de gülmemek elde değil!

Müge Anlı'yı engellilere yardım ettiği ve tekerlekli sandalye dağıttığı için engelli dostu bulmuyorum. Bu yardımı maddi imkanı olan pek çok kişi yapar, maddi imkanı yoksa da çeşitli şekilde yardımcı olabilirler. Böyle bir yardımı da küçümsemiyorum. Tabii ki önemli... Yapanlardan da Allah razı olsun. Müge Anlı'nın dediği gibi "Allah vermek isteyenlere de vermek nasip etsin"... Ama bunu yapmak çok zor da değil...

Şimdi gelelim "Engelli Dostu" olarak görmemdeki esas nedene: Programa çoğu zaman katılan iki stüdyo seyircisi var. Her ikisi de zihinsel engelli. Biri annesi, biri de ablasıyla birlikte stüdyoya geliyor. Müge Anlı'nın onlara yaptığı muamele; gösterdiği ilgi, sevgi ve yakınlık öyle etkileyici ki... Onlara değer veriyor, gelmedikleri zaman nerede olduklarını soruyor. Pek çok kişi onların yüzüne bile bakmazken ya da acıma duygusuyla bakarken, hatta canlı yayın stüdyosuna bile istemezken Müge Anlı'nın onlara bu yaklaşımı bence çok değerli... Bu çocukların bu sayede rehabilite olması, ailelerinin de mutlu olması ne kadar önemli... İşte böyle bir sosyal mesaj verdiği için "Engelli Dostu". Tüm Yıldızlar ve Mehmetler adına teşekkürler Müge Anlı.


ALİYE YÜCEL

15 Haziran 2014 Pazar

ENGELLİ ÇOCUK BABASI OLMAK


Çocuklar dünya gelirler; bazısı doğuştan, bazısı da sonradan engelli hale gelir. Engelli çocuk büyütmek, normal bir çocuk büyütmekten çok daha fazla fedakarlık ister. Aile için kolay bir durum değildir. Bu durumun sosyal, psikolojik, maddi ve manevi her türlü zorluğuna katlanmak gerekir. Özellikle de her şeyin bir imtihan vesilesi olduğunu idrak edemeyenler için çok daha zor, çok daha katlanılmaz gelir.

Ebeveyn olmak hiç kolay değil... Bir çocuğu büyütmek büyük bir çaba ve fedakarlık ister. Engelli çocuğa bakmak ve onu büyütmek çok daha fazla özen gerektirir. Her engel grubunun da farklı zorlukları vardır. Çocuk görmüyorsa gözü, duymuyorsa kulağı olmak, tutmayan eli ayağı olmak, uzun yıllar kucağında veya sırtında taşırmak gerekir. Eğer çocuk zihinsel engelli ise daha büyük  zorlukları vardır. Üzüntüsü de ayrı bir konudur. Bu nokta da anne ve babalara çok büyük görev düşer. Ancak maalesef ki, bazı babalar engelli olan çocuğuna gereken ilgiyi göstermez. Bu noktada sınıfta kalır. Bu durumda da bütün sorumluluk anneye kalır.

Toplumumuzda babanın çocuğuna karşı görevleri çok sınırlıdır. Çocuk bakımına yardım eden baba sayısı maalesef azdır. Çoğu baba işten geldiğinde çocuğunu şöyle bir sever, biraz ilgilenir. Bu onlar için yeterli gelir. Fakat çocuğu engelli ise bundan bile kaçınır. Uzaktan bakmakla yetinir. Babaya daha büyük görev düşerken bundan kaçmaları, anneye ne büyük bir yük bindirir. Oysa ki tam tersi olmalıdır. Böyle bir evladı olan ebeveyn tam bir paylaşım içinde olmalı, bir iş bölümü yapılmalıdır. Belki en az bir anne kadar fedakarlık yapan babalar da yok değildir. Onların hakkını da yemeyelim. Ancak sayıları azdır.


Babalar bazen de engelli bir çocuğu kabullenemez. Kendi çocuğunun engelli olamayacağını düşünür.  Çocuk için hep anneyi suçlar. Hatta hakaret eder. Böyle durumlarda ise annenin üzüntüsü çok daha da artar. Engelli çocuk babaları çoğu zaman karısına hiç yardımcı olmaz. Evden kaçar gider, içkiye düşer, kaba davranır, şiddet gösterir ve boşanmaya kadar gidebilir. Bazen de sadece maddi katkı sağlar. Eşine, çocuğuna ilgi ve alaka göstermez. Bu noktada mücadele yine anneye kalır. Onlar bir destek beklerken, bu tutum ne kadar inciticidir.

Oysa ki çocukların gelişiminde babaların ne büyük rolü vardır. Engelli olan çocuğun bu ilgiden mahrum kalması, onda daha da olumsuz bir etki bırakır. Engelli çocuklar, bu dünyaya böyle gelmek istemediler. Bu onların da ve annelerinin de suçu değildir. Çocuğun ve annenin çok daha fazla desteğe ihtiyacı vardır. Babaların  bunu hiç unutmaması gerekir. Her konuda onlara yardımcı olmaya çalışmalı; hiç bir şey yapamıyorlarsa eşlerine anlayışlı ve sevecen davranmalıdır. Duyarsız olmamalı; kaba, ilgisiz, sorumsuz davranarak onların yükünü daha da arttırmamalıdır. Anneler bir de çocuğunun babasıyla uğraşmak zorunda kalmamalı; anne, baba ve çocuk engelleri hep birlikte aşmalıdır. Engelli bir çocuğu engellinden çok, engelli nedeniyle istenmemek üzer. Hele de bu aile fertlerinden biriyse... Engelli çocuk babaları, bu durumu onlara yaşatmamalıdır. Engelli çocuk da, engelsiz çocukla aynı ilgi ve sevgiyi hak eder. Onlara da "canım oğlum", "canım kızım", "canım yavrum" demenize bir engel yok ki...

ALİYE YÜCEL



8 Haziran 2014 Pazar

TEKERLEKLİ SANDALYE VE ÖZGÜRLÜK


Tekerlekli sandalye, olumsuz bir klişe gibi görülse de, kullananlar için asla böyle değil. Onu kullananlar için tekerlekli sandalye özgürlüktür. Bunun böyle olduğunu çevremdeki tekerlekli sandalye kullanıcılarından biliyordum. Ancak Sue Austin'in videosunu izleyince iyice emin oldum. Sue Austin, sürekli ilerleyen bir hastalık nedeniyle, yıllar önce tekerlekli sandalye kullanmaya başlamış. Şimdi ise tekerlekli sandalyeyle su altına tüplü dalış yapıyor. Su altında bale yapıyor.

Sue Austin, deneyimlerini anlattığı bir konuşmasında: "Burada olmak, yolculuğum hakkında konuşmak, tekerlekli sandalyem hakkında konuşmak ve onun bana getirdiği özgürlük hakkında konuşabilmek muhteşem..." diye sözüne başlıyor. Tekerlekli sandalye kullanması onun dünyaya olan erişimini tamamen değiştirmiş. Tekerlekli sandalyeyi kullanmaya başlamak onun için yeni ve muazzam bir özgürlük olmuş...

Sue Austin tekerlekli sandalye hakkındaki düşüncelerini "Hayatımın sınırlandığını ve ellerimden kaydığını düşünürdüm. Devasa bir oyuncağa sahip olmuş gibiydim. Tekerleklerin "Vınnn" sesini duyar, rüzgarı yüzünde hissederdim. Sokağın dışına çıkmak bile başlı başına neşelendiriciydi. Bu yeni oyuncağımı ve özgürlüğümü bulmama rağmen,  insanların bana davranışları tamamen değişmişti. İnsanlarla aramıza görünmez bir perde inmişti ve beni artık görmüyor gibi davranıyorlardı. Beni kendi varsayımlarıyla algılayıp, tekerlekli sandalyede onlar ne görmek istiyorsa öyle olmam gerektiği yönünde davranıyor gibiydiler. İnsanlara soruyordum. "Tekerlekli sandalye sana neyi çağrıştırıyor?" Cevaplar genelde şöyleydi: "Sınırlama", "Korku", "Acıma", "Kısıtlanma"..." diye açıklıyor.


Sue Austin, bunun üzerine kendini başkalarının gözüyle ve onların bakış açısıyla gördüğünü tespit edip, bunun yanlış olduğunun farkına varıp, kimliğini yeniden oluşturmaya ve kendi hikayesini yazmaya karar veriyor. Bunun üzerine tekerlekli sandalye ile denizaltına dalıyor. Videonun devamında; tekerlekli sandalye ile denizaltında yaptığı gösteriyi görenlerin fikrinin nasıl değiştiğini uzun uzun anlatıyor.

Tamamını burada yazamayacağım sözlerinin bir bölümü şöyle: "... İşte bu anda bu insanların beni tekerlekli sandalye ile bunları yapabilirken gördüğü anda, artık tekerlekli sandalyeyle ilişkin önceki yargıları kalmıyor... Benim için bu, diğer insanların farklılıkların değerini, getirdiği eğlenceyi, görmelerini sağlamak, insanların fiziksel kayıplarına ve sınırlamalarına odaklanmak yerine dünyayı yepyeni heyecanlandırıcı bakış açılarıyla keşfetmenin getirdiği gücü ve neşeyi göreceğimiz anlamına geliyor. Benim için tekerlekli sandalye dönüşümün bir aracı. Hatta artık tekerlekli sandalyeye ben "portal" diyorum. Çünkü beni yepyeni bir varoluşa, yepyeni alanlara, yepyeni bir bilince taşıyor. Diğer bir noktada kimsenin daha önce su altı tekerlekli sandalyeyi görmemiş olması, yepyeni bakış açıları, varoluşlar, bilişler yaratıyor..."

Sue Austin'in, konuşmasının her cümlesi altı çizilecek kadar anlamlı ve deneyim dolu... Engelli, engelsiz herkes 10 dakikasını ayırıp, Sue Austin'in deniz altına dalış görüntüleriyle süslü videosunu mutlaka izlemeli... Seyreden herkes o andan sonra; eğer bu yapılabiliyorsa, çok şey yapılabilir diye düşünüp, hayata farklı bakacak... Tekerlekli sandalyeyle hareket etme özgürlüğünü görenlerin, tekerlekli sandalyeyle ilgili ön yargıları ortadan kalkacak...


ALİYE YÜCEL

1 Haziran 2014 Pazar

DERS KİTAPLARINDAKİ SAKATLIK


"Ders Kitaplarında Engellilik" konulu bir araştırma yapılmış. Bu araştırma İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (SEÇBİR) ile Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği (TOHAD) tarafından ortak bir çalışma ile gerçekleşmiş. İlköğretimde okutulan ders kitaplarıyla ilgili bu araştırma, Sabancı Vakfı Toplumsal Gelişme ve Hibe Programı tarafından desteklenmiş.

Sonuçları çok çarpıcı olan bu araştırma ile ilgili pek çok haber yapılmış. Bu haberlerdeki ortak nokta: Ders kitaplarında engellilerin yanlış tanıtıldığı. Engelli kavramı; güçsüz, düşkün, kusurlu, eksik, hasta, yaşlı, yetim, yoksul gibi kavramlar arasında yer almış... Böyle olunca da engelliler; aciz, bakıma ve yardıma muhtaç bireyler olarak görülmüş. Toplumun engelliye bakışındaki ön yargı ve ayrımcılık kitaplara da yansımış...

Bu proje kapsamındaki araştırmada 68 adet ders kitabı taranmış; Türkçe, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Sağlık Bilgisi, Sosyoloji, Vatandaşlık ve İnsan Hakları kitapları tek tek incelenmiş. Araştırmanın sonucuna göre de çocukların eğitim aldığı ders kitaplarında engellilik olumlu bir şekilde sunulmamış, engellilerin yardıma muhtaç oldukları vurgusu ön planda yer almış... Engelliye destek, onlara yardım, onları topluma kazandırma gibi ifadelerle muhtaç olma hali vurgulanmış.

Kitaplarda engellilik farklılık olarak ele alınmış; onları kusur ve eksiklikleriyle kabul etmeli, yardım etmeli, acımalı, hatta bazen görmezden gelinmeli gibi olumsuz bir sunumlarla anlatılmış. Sağlıklı kişi - hasta kişi kavramlarından yola çıkılıp, engellilik hastalık olarak görülmüş... Kör, sağır, dilsiz diye adlandırılanlara da "iyi insan" olarak yer verilmiş... "Sakatlar, ama onlarda aslında iyi insanlar!" denilerek sosyal dışlama ilginç bir şekilde ortaya koyulmuş...


Kısaca toplumun genelinde var olan ön yargı, yanlış bakış, engelliyi küçük gören ve rencide eden tutum kitaplara da sirayet etmiş... Şimdi söyle düşünelim. Çocukların çevresinde engelini aşmış, normal bir engelli varsa ne ala! Yoksa çocuklar bu yazılanları gerçek sanacak! Engellilik gerçeğini çok yanlış öğrenecek, engellilere hep bu gözle bakacak ve ona göre davranacak...

İlköğretim ders kitaplarında engellilerin normal bir birey olarak görülmemesi gerçekten çok üzücü... Ümitsizliğe düşmemek elde değil. Öyle ya geleceğin büyüklerine engelliler böyle sunulursa, onlar engellileri böyle tanırsa çok kötü... Engellilerin doğru anlatımı ve olumlu sunumuyla ilgili yapılan çabalara rağmen böyle anlatımlar çok can sıkıcı... Engellilere yönelik bu yanlış bakış acaba ne zaman değişecek?

Artık  bu düşünce ve değerlendirmeler değişmeli... Engelliye bakış açısı böyle olmamalı... Engellilere yönelik yanlış bakışı yansıtan anlatımlar ders da kitaplarından uzaklaşmalı... Engelliler eşit görülmeli; küçümsenmemeli, acınmamalı, hor görülmemeli, yok sayılmamalı... Kitaplarda engellilere ayrımcılık yapılmaması ve sosyal hayatta eşit bir şekilde yer almaları gerektiği hiç vurgulanmamış. Oysa ki çocuklara anlatılacak ve öğretilecek bunlar olmalı. Yıl olmuş 2014 eğitim kitaplarında engelliye bakışa bak!

ALİYE YÜCEL