> Engeloji : Zihinsel Engelli

Translate

Zihinsel Engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zihinsel Engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2017 Pazar

ZİHİNSEL ENGELLİLER ÜNİVERSİTEDE


Yükseköğretim Genel Kurulu'nca (YÖK) üniversiteye girişte zihinsel engelliler için çok önemli bir karar aldı. 30 Mart'ta alınan bu kararla, zihinsel engelli öğrenciler artık Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nda (YGS) en az 100 puan almaları şartı ile özel yetenek sınavı ile üniversiteye girebilecekler. Bu karara göre artık özel yetenek sınavı ile öğrenci alan bölümler engelliler için ayrı bir sınav yapacaklar. 

Engelli öğrencilerin kapsamı da oldukça geniş... Bedensel engelli, görme engelli, işitme engelli, MR (mental retardasyon - zihinsel engelli), yaygın gelişimsel bozukluklar, otizm spektrum bozuklukları (OBS), Asperger sendromu, RETT sendromu, dezintegratif bozuklukları bulunan adaylar engellerini engelli sağlık kurulu raporuyla belgelemeleri ve YGS'de 100 puan ve üstünü aldıklarında özel yetenek sınavlarına katılabilecekler. 

Yükseköğretim Genel Kurulu engelliler için önemli kararlar alıyor, uygulamalar yapıyor.  Ancak bu çok önemli bir karar. Çünkü; bedensel engelli, görme engelli ve işitme engelli kişiler bir şekilde eğitim yapabiliyor. Üniversiteye girebiliyordu. Ancak zihinsel engelliler bundan mahrumdu. Şimdi onlar da herkes gibi yüksek öğretim görebilecekler. Bu önemli bir adım...


Zihinsel bir takım problemleri olsa bazı kişiler gerçekten olağanüstü bir yeteneğe sahip olabiliyor. Bazı zihinsel farklılıklar insanlara özel bir yetenek katabiliyor. Tarihe damga vurmuş pek çok kişinin topluma garip gelen, sıra dışı farklılıkları vardı. Örneğin; Albert Einstein'in otizm spektrum bozukluğu, Issaac Newton'un asperger sendromlu ve Steve Jobs'un disleksi  olduğunu biliyoruz. Bu örnekleri arttırabiliriz. Bu nedenle bu gibi kişilerin tespit edilmesi ve eğitim görmesi hem onlar hem de toplum için çok büyük kazanç... 

Yükseköğretim Genel Kurulu'nun engellilere bu yaklaşımı ve eğitimi engellilere uygun hale getirmesi çok önemli... Umarız farklı özelliklere sahip ama yetenekli kişiler ortaya çıkar. Belki bu kişilerin üniversite eğitimine kazandırılması zor olabilir. Belki de sayıları çok azdır. Ama bir kişi bile verilen bu haktan yararlansa yetmez mi?  Kim bilir belki de bir gün bu haktan yararlanan bir kişinin başarı hikayesini buraya yazarım. 

ALİYE YÜCEL 

26 Haziran 2016 Pazar

HAKLI BİR İSTEK


Zaman zaman "change.org" kampanyalarıyla ilgili mailler ve katılım için imza istekleri geliyor. Bunların bazılarını biraz düşünüp öyle imzalıyorum. Bazılarını ise hiç düşünmeden... Geçen gün öyle bir mail geldi ki... "Altına imzamı atarım..." dedim! Kampanya, huzur evinde kalacak olan bir annenin isteğiydi. Kampanyanın muhatabı ise Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'ydı. Anne, ne mi istiyordu? Engelli oğluyla beraber kalacağı bir "huzurevi"...

Kampanyayı başlatan Gevher Kara, Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı Kurucu Üyesi, oğlu Taylan otizmli... Gevher Hanım, oğlu 6 aylık olunca ondaki farklılığı görmüş. Taylan, 1 yaşına gelince de tamamen içine kapanmış. Çevresini fark etmemiş, duymamış, konuşmamış... Gevher Kara, onun hem annesi, hem öğretmeni olmuş. Konuşmayı, okumayı yazmayı öğretmiş. Şimdi 43 yaşında olan Taylan kendi ihtiyaçlarını gideriyor, bazı ev işlerini yapabiliyor. Ancak yaşlanıyorlar ve ikisi evde yaşayamayacak duruma gelecekler...

Gevher Kara, öyle etkileyici cümlelerle durumunu ve isteğini anlatmıştı ki... Oğlu Taylan'la birlikte aynı huzur evinde kalmak istiyor. Oysa yasalarımız buna engel... O bir huzurevine, engelli oğlu ise bir bakımevine konacak... Kampanyayı bu nedenle başlatmış. Change.org bu kampanya için bir film de hazırlamış. Kampanyanın video filmini seyreden, mektubunu da okuyan herkes hak verecek... Anneyi haklı görmeyen bir kişi bile çıkacağını sanmıyorum.


Gevher Kara mektubuna şöyle başlıyor. "İki ayrı bedeniz ama aslında tek kişiyiz. Oğlumla bizi ayırmayın. Zihinsel engelli bir çocuk annesi olarak doğduğu günden bu yana gözümün önünden ayırmadığım, ömrümü seve seve adadığım evladımla, elden ayaktan düşüp ona bakamayacak yaşa gelince de birlikte bir huzur evine yerleşme hayali kurardım. Ben evladıma ihtiyaç duyduğu sevgiyi verirken ikimizin bakımına birinin yardım edeceği düşüncesiyle içim huzurla dolardı.

Ancak çok yakın bir tarihte öğrendim ki yasalarımız buna müsaade etmiyor! Ben normal bir huzur evine yerleştirilirken; canımdan çok sevdiğim, hayatı boyunca koruduğum ve kolladığım evladım, benden çok uzakta hiç bilmediği, anlayamayacağı bir ortama konacakmış. Kalan ömrümüzde bize verilen bir lokma ekmeğe gözyaşımızı katık ettirmeyin.

Analara, babalara, sesimi duyan sizlere sesleniyorum. Ancak sizin desteğinizle sessiz çığlığımı gerekli makamlara duyurabilirim. Biliyorum bu ülkede benim gibi birçok aile var... Devletin evlatlarımız birlikte kalabileceğimiz "huzurevlerini" hayata geçirmesi için sizlerden bir imza, sadece bir imza istiyorum... Bu ayrılığı bize yaşatmasınlar, zaten ölüm bir ayrılıktır ama ölmeden önce bizi öldürmesinler..." diye bitiriyor.

Gevher Kara isteğinde çok haklı. Kampanyanın sonucunu merakla takip ediyorum. Çünkü emsal teşkil edecek, belki pek çok anne ve babanın yüreğine su serpecek. Kampanya daha ilk günden binlerce imza attı. Başlamasından kısa bir süre sonra sonuç gelmeye başladı. Bakanın talimat verdiği ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın harekete geçtiği, aileye yardımcı olmak istedikleri haberleri yer aldı. Böyle olacağından hiç şüphem yoktu. Bu haklı istek karşısında kim kayıtsız kalabilir ki?  


ALİYE YÜCEL

24 Nisan 2016 Pazar

SEVGİ İZİ HİKAYESİ


Geçenlerde "İncir Reçeli 2" filmini seyrettim. Seyredenler bilir. Dövmeci bir kızın ilginç aşk hikayesini anlatır. Kız, dövme yaptırmaya gelen kişilere "Bir hikayen var mı?" diye sorar. Gelenler hep marjinal tiplerdir. Bir gün iki kadın gelir. Genç olan "Anneme dövme yaptırmak istiyoruz..." der. Dövmeci kız yine sorar "Annenizin bir hikayesi var mı?" Sonra ki sahnede bir gece vakti; yaşlı kadın parkta bankta oturuyordur. Yanına bir polis gelir. Kadın kolunu açar. Kolunda bir dövme vardır. Dövmede oturduğu mahalle, sokak, kapı numarası ve semti yazıyordur...

Bu sahneden sonra aklıma Müge Anlı'nın "Sevgi İzi" projesi geldi. Sevgi İzi, Müge Anlı programında bahsettiği günden beri yazmak istediğim ama hep ertelediğim bir konu... Filmi seyredince yazmadan olmazdı. Müge Anlı'nın programına yakınları kaybolan kişiler geliyor. Kaybolanların bazıları da zihinsel engelli, Alzheimer ve epilepsi hastası... Kendilerini ifade edemedikleri için yakınları çok endişeli ediyor. Bulunması da zor oluyor.

Müge Anlı da yıllardır; kaybolma riski taşıyan ve kaybolunca kendini ifade edemeyen bu kişilerin yakınlarına "Keşke koluna bir telefon numarasını dövme olarak yaptırsaydınız" derdi. Çünkü, bu tür kişiler kolunda, boynunda, cebinde olan şeyleri çıkarma ve kaybetme riski olduğu için ancak silinmeyen bir telefon numarası uygun olur diye düşünüyordu. Ben de hep telefon numarası zamanla değişebilir diye düşünürdüm. Bu işe bu kadar kafa yoran Müge Anlı sonunda buna bir çözüm buldu. Herkese bir numara verilecek ve bu numara kola dövme olarak yazılacaktı. Buna çok güzel bir isim de buldu: "Sevgi İzi".


Sevgi İzi projesi şöyle işliyor. Önce kaybolma riski taşıyan kişiler için www.benibuldular.com'a başvuruluyor. Yapılan kayıttan sonra orada bir rakam veriliyor. İşte verilen bu rakam kola dövme olarak yapılıyor. Kişi kaybolursa kolundaki bu rakam yani Sevgi İzi'ni görenler tarafından polis ya da Müge Anlı'nın ekibine bildiriliyor. Böylece kaybolanlar yakınlarına kolayca ulaşıyor. Dövmeciler, Türkiye hatta yurt dışında bu sevgi izlerini ücretsiz uyguluyor. Böylece bir sosyal sorumluluk projesinin bir parçası oluyorlar.

Dövmeye ön yargı ile bakanlar olabilir. Ancak buradaki çok farklı bir durum. Bir zaruret... Düşünsenize bir kişi engeli ya da hastalığı yüzünden ismini bile söyleyemeyecek durumda olabilir. Kaybolduklarında ne olacak? Yakınları onları nasıl bulacak? Eğer kolunda bir Sevgi İzi varsa bunun sayesinde kolayca ailelerine ve evlerine kavuşacaklar. Belki de hayatları kurtulacak. Üstelik kaybolmasalar ve buna hiç ihtiyaç duyulmasa bile aileleri bu iz sayesinde daha rahat olacaklar.

Sevgi İzi çok ilgi gördü. Yaptıranların sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu arada kaybolup da Sevgi İzi sayesinde bulunanlar da oluyor. Bu günden sonra kaybolup da kendini ifade edemeyen kişilerin kollarına bakmayı unutmayalım. Sevgi İzi  taşıyan birini görürsek onu ailesine kolayca ulaştırabiliriz. Müge Anlı'yı ne kadar kutlasak azdır. Çok faydalı bir projeyi hayata geçirdi. Bu iz engellide de, engelsizde de bir iz bırakacak. Bazılarımızın kolunda, bazılarımızın kalbinde...

ALİYE YÜCEL

24 Mayıs 2015 Pazar

ATLA TERAPİ


Ülkemizin çeşitli yerlerinde atla tedavi yapılan merkezler var. Geçtiğimiz günlerde bunlara bir yenisi daha eklendi. Türkiye Jokey Kulübü'nün (TJK) Veliefendi Hipodromu bünyesinde faaliyet gösterecek Atla Terapi Merkezi açıldı. Merkezin açılışında TJK Başkanı Yasin Kadri Ekinci, Genel Sekreter Necati Demirkol, engelli çocuklar ve aileleri bulundu.

TJK Başkanı Yasin Kadri Ekinci, Türkiye nüfusunun 12,29'unun engelli olduğunu ve yaptıkları çalışmanın bir sosyal sorumluluk olduğunu belirterek "Engelli kardeşlerimizin yaşadığı sorunlar yalnız kendilerinin değil, hepimizin sorunudur. Biz de TJK olarak bu sorumluluğumuzun bilinciyle Atla Terapi Merkezi'ni hayata geçirdik. Tedavisine fizyoterapist raporuyla izin verilen tüm engelli çocuklar bu merkezden ücretsiz olarak yararlanabilecek..." dedi.

Türkiye Jokey Kulübü Genel Sekreteri Necati Demirkol ise; atla terapinin yani hipoterapinin Türkiye'de yeterince gelişmemiş bir tedavi şekli olduğunu belirterek "Atın yürüyüşündeki ritmik ve dinamik hareketler özellikle engelli bireylerde, birçok sistem ve duyunun uyarılmasına yardımcı olacaktır..." diyerek konuşmasını sürdürdü.
Hipoterapi ismi Eski Yunancada "At" anlamına gelen Hippos kelimesinden geliyor. 


Tıpta "Hipoterapi" adı verilen atla terapi yöntemi, atın çok boyutlu hareketlerini kullanarak, engelli çocukların duygusal, zihinsel ve fiziksel gelişmelerine yardımcı olan alternatif ve tamamlayıcı bir tedavi yöntemi... Atla terapi hem zihinsel hem de bedensel engelli kişilerde; rehabilitasyon, ilaç ve cerrahi gibi tedavi yöntemlerin dışında onlara destek bir uygulama olarak yapılıyor. Atların hareket halindeki ritmik hareketleri vücut ısıları engelliler üzerinde çok olumlu etkiler yapıyor.

Atların tedavideki faydası daha MÖ 460 yıllarında fark edilmiş... Hipoterapinin; kasları normalleştirme, vücut dengesini sağlamak, baş ve gövde kontrolü, koordinasyon, konuşma, sosyalleştirme, psikolojide düzelmeler gibi pek çok faydaları bulunuyor. Atla terapi; Serebral Palsi (Beyin Felci), öğrenme bozuklukları, Otizm, Spina Pfida, zihinsel engellilik, işitme engellilik, Down Sendromu, görme engellilik, çeşitli ruhsal bozukluklar, Multiple Skleroz (MS), Spina Bifida, Parapleji, Kas Distrofisi, çeşitli felçler gibi pek hastalık ve engel grubunun tedavisinde kullanılıyor.

Veliefendi Hipodromu Atla Terapi Merkezinde; Apranti Eğitim Merkezi mezunu olan ve özel eğitim alan eğitmenler, özel çiftlikte yetişmiş 4 at, 1 atla terapi uzmanı ve 3 adaptif binicilik uzmanı bulunuyor. Merkez haftanın üç günü saat 10:30 ile 17:30 saatleri arasında ücretsiz olarak hizmet verecek. Atla terapinin ücreti, maliyetinden dolayı yüksek olduğu için bundan pek çok engellinin yararlanamayacağını düşünürsek, Türkiye Jokey Kulübü'nün ücretsiz yaptığı bu hizmet çok önemli... Engellinin engelini aşma yolunda yapılan her çalışma ise çok değerli...


ALİYE YÜCEL

19 Nisan 2015 Pazar

SEVGİNİN MUCİZESİ


Mucize hakkında daha vizyona girmeden aylar önce bir yazı yazmıştım. Bir engelli hikayesi olduğu için dikkatimi çekmiş, “Bakalım bize hangi mucizeyi gösterecek!” demiştim. İzledikten sonra bir daha yazıp yazmamakta tereddüt ettim. Ama bazı haberleri okuyunca “Mutlaka yazmalıyım!” dedim. Çünkü bu haberlerde “Mahsun Kırmızıgül’ün “Mucize” filminin senaryosuna benzer bir olay yaşandı. Zihinsel engelli genç ile evlendirilen kız intihar etti…” yazıyordu. Şimdi burada bir duralım! Mucize’deki Aziz zihinsel engelli değil. Köyün delisi yani psikolojik engelli de değil.

Aziz, köyün delisi ya da zihinsel engelli gibi algılanıyor. Oysa öyle değil. Engelliler konusunda belli bir fikri olan biri olarak yazıyorum. Aziz spastik engelli… Film; bir sahnesi, hariç (banyodan kaçış) bize bunu gösteriyor. Yoksa finaldeki durum buna engel olur... İnandırıcılığını kaybeder… Evet, Aziz spastik… Spastiklik bir akıl hastalığı veya zeka geriliği değil. Spastik kişilerde beyin ile vücuda giden sinyallerin tam olması nedeniyle istem dışı hareketler oluşur. Zor konuşurlar, konuşurken kasılırlar, kekelerler, yüzleri çeşitli ifadeler bürünür. El, kol koordinasyonunu sağlayamazlar. İşte Aziz de bu durumda…

Filme gelince; Film, Mahir Öğretmen’in İzmir’den doğuya tayini ve köyde yaşadıklarını anlatır gibi görülse de bir aslında bir engelli hikayesi… Engelli farkındalığı, engelli duyarlılığı hakkında çok güzel mesajlar verilmiş… Engelli Aziz rolündeki Mert Turak, çok başarılı… Müthiş oynamış… Çok ilginç bir tip ortaya çıkarmış… Kimseyle konuşmayan Aziz, atıyla konuşuyor. Çocuklar onunla uğraşıyor, alay ediyor, taşlıyor. Ailesi ve öğretmenin ona karşı tutumu oldukça iyi… Ona iyi davranıyor ve yardımcı oluyorlar. Aziz de kardeşleri gibi evlenmek istiyor…


Öğretmen ve Aziz arasındaki dostluk nasıl da etkileyici… Mahir Öğretmen, Aziz’i olduğu gibi kabul edip, onu anlıyor. Ona yazmayı ve konuşmayı öğretiyor. Eğitimin önemini bir kez daha idrak ediyoruz. Bir çizgi çizmesi, adını söylemesi bile Aziz’in babasını ne kadar mutlu ediyor. Mahir, sadece öğretmenlikle kalmıyor. Onunla yakından ilgileniyor. Aziz’e jimnastik yaptırıyor. Onun engeli yüzünden çalışmayan kollarını çalıştırıyor.

Filmdeki pek çok sahne akıllara kazınacak türden… Aziz’in babasının “Benim oğlum sakattır” sözü üzerine kızın babasının “Kalbi sakat olmasın!” cevabı da her engellinin yüreğinden yakalayacak gibi… Diğer kardeşlerin istedikleri bütün özellikler Aziz’in karısında olması çok şaşırtıcı… Masal, roman, film diyeceğim. Ama gerçek hayattan alınmış... Kadınlar, Aziz’in karısına acısa da Mizgin (Seda Tosun): “Aziz; kocam, babam, çocuğum…” diyerek hayatı olduğu gibi kabul etmenin en güzel örneğini veriyor. 

Aziz, durumundan dolayı hep horlandığı için “Belki gittiğim yaban ellerde benimle sakat olduğum için dalga geçmezler” diyerek köyünden kaçıyor… Yıllar sonra köyüne eski halinden eser kalmamış bir halde gelince, babası “Aziz oğlum! en iyi olmuşsun. Ameliyat mı oldun?” diye soruyor. Aziz de aşkın, sevginin gücünün nelere kadir olduğunu çok güzel anlatan bir cevap veriyor: “Ben karıma aşık oldum!”

Mucize’nin hikayesi gerçek hayattan alınmış… Gerçek Aziz; eşi, 2 çocuğu ve torunuyla birlikte İstanbul’da yaşıyor. Yaşadığı durum gerçekten ilginç ve bir mucize… Filmde adını bundan alıyor. Böylesi olur mu? Bilemem. Olursa da binde bir olur. Ancak engellilere umut verme açısından çok güzel ve etkileyici bir film. Ayrıca, Aziz’in köyden gittikten sonraki hikayesini de merak etmemek elde değil. Keşke devam filmi de çekilse…
                                                     
http://aliyeyucel.blogspot.com.tr/2014/06/mahsun-kirmizigulden-mucize.html

ALİYE YÜCEL

22 Haziran 2014 Pazar

ENGELLİ DOSTU MÜGE ANLI


Engelliler hakkında bir şeyler yazıp bu programdan bahsetmemek olmazdı. Müge Anlı ile Tatlı Sert. Çok sevdiğim ve ilgiyle izlediğim Müge Anlı'nın programı geçtiğimiz cuma günü sezon finali yaptı. İnanın üzüldüm. Çünkü sabahlarıma anlam ve heyecan katıyordu. Programda kayıplar bulunuyor, cinayetler çözülüyor, hasretler kavuşuyor, yardımlar yapılıyor.

Müge Anlı'yı çok başarılı buluyorum. Nasıl bir muhakeme yeteneği varsa... Bir dedektif bile ancak bu kadar olur. Programı çok güzel idare ediyor. Hedefe de öyle ustalıkla ulaşıyor ki... Zekası, feraseti, sağduyusuyla takdir etmemek elde değil. Böyle bir programı yapabilecek yegane kişi diye düşünüyorum. Ayrıca güzellik ve zarafetinden de bahsetmeden olmaz.

Müge Anlı; Avukat Rahmi Özkan, Prof. Dr. Arif Verimli, Prof. Dr. Şevki Sözen ve ekibiyle çok başarılı bir iş çıkarıyor. Başarısı, seviyesi, faydası asla tartışılamayacak bir program. Yazdıklarım Müge Anlı ve ekibi için az bile... 15 yıl bir televizyon kanalında çalışmış biri olarak; böyle bir program yapmayı, böyle bir programda çalışmayı çok isterdim.

Programda olanlar inanılır gibi değil. Bir filmde olsa "yok artık" diyebiliriz. Ama oluyor işte. Bunu görmek programı daha ilginç ve seyredilir hale getiriyor. Evde olduğumda mutlaka seyrettiğim, üç saatin nasıl geçtiğini anlamadığım bir program... Evde yoksam da anneme ve babama bin bir tembihle seyretmelerini söylediğim. Gelir gelmez de "Bugün Müge Anlı'da neler oldu?" diye sorup; önemli bir gelişme olması durumunda da internetten izlediğim, herhangi bir diziden çok daha ilgiyle takip ettiğim tek program.


Seyredilen, beğeniler, başarılı olan her programın benzerini yapmaya kalkan diğer kanallar böyle bir program yapamadı. Benzerleri oldu, başladı. Ancak böylesi yapılamadı. Program için olumsuz düşüncede olanların bu programı baştan sona izlemediğine inanıyorum. Büyük bir ön yargı var. Hayatı boyunca hiç kimseye bir tek yardımı olmayan kişilerin, bu programı küçümsemelerine de gülmemek elde değil!

Müge Anlı'yı engellilere yardım ettiği ve tekerlekli sandalye dağıttığı için engelli dostu bulmuyorum. Bu yardımı maddi imkanı olan pek çok kişi yapar, maddi imkanı yoksa da çeşitli şekilde yardımcı olabilirler. Böyle bir yardımı da küçümsemiyorum. Tabii ki önemli... Yapanlardan da Allah razı olsun. Müge Anlı'nın dediği gibi "Allah vermek isteyenlere de vermek nasip etsin"... Ama bunu yapmak çok zor da değil...

Şimdi gelelim "Engelli Dostu" olarak görmemdeki esas nedene: Programa çoğu zaman katılan iki stüdyo seyircisi var. Her ikisi de zihinsel engelli. Biri annesi, biri de ablasıyla birlikte stüdyoya geliyor. Müge Anlı'nın onlara yaptığı muamele; gösterdiği ilgi, sevgi ve yakınlık öyle etkileyici ki... Onlara değer veriyor, gelmedikleri zaman nerede olduklarını soruyor. Pek çok kişi onların yüzüne bile bakmazken ya da acıma duygusuyla bakarken, hatta canlı yayın stüdyosuna bile istemezken Müge Anlı'nın onlara bu yaklaşımı bence çok değerli... Bu çocukların bu sayede rehabilite olması, ailelerinin de mutlu olması ne kadar önemli... İşte böyle bir sosyal mesaj verdiği için "Engelli Dostu". Tüm Yıldızlar ve Mehmetler adına teşekkürler Müge Anlı.


ALİYE YÜCEL

15 Haziran 2014 Pazar

ENGELLİ ÇOCUK BABASI OLMAK


Çocuklar dünya gelirler; bazısı doğuştan, bazısı da sonradan engelli hale gelir. Engelli çocuk büyütmek, normal bir çocuk büyütmekten çok daha fazla fedakarlık ister. Aile için kolay bir durum değildir. Bu durumun sosyal, psikolojik, maddi ve manevi her türlü zorluğuna katlanmak gerekir. Özellikle de her şeyin bir imtihan vesilesi olduğunu idrak edemeyenler için çok daha zor, çok daha katlanılmaz gelir.

Ebeveyn olmak hiç kolay değil... Bir çocuğu büyütmek büyük bir çaba ve fedakarlık ister. Engelli çocuğa bakmak ve onu büyütmek çok daha fazla özen gerektirir. Her engel grubunun da farklı zorlukları vardır. Çocuk görmüyorsa gözü, duymuyorsa kulağı olmak, tutmayan eli ayağı olmak, uzun yıllar kucağında veya sırtında taşırmak gerekir. Eğer çocuk zihinsel engelli ise daha büyük  zorlukları vardır. Üzüntüsü de ayrı bir konudur. Bu nokta da anne ve babalara çok büyük görev düşer. Ancak maalesef ki, bazı babalar engelli olan çocuğuna gereken ilgiyi göstermez. Bu noktada sınıfta kalır. Bu durumda da bütün sorumluluk anneye kalır.

Toplumumuzda babanın çocuğuna karşı görevleri çok sınırlıdır. Çocuk bakımına yardım eden baba sayısı maalesef azdır. Çoğu baba işten geldiğinde çocuğunu şöyle bir sever, biraz ilgilenir. Bu onlar için yeterli gelir. Fakat çocuğu engelli ise bundan bile kaçınır. Uzaktan bakmakla yetinir. Babaya daha büyük görev düşerken bundan kaçmaları, anneye ne büyük bir yük bindirir. Oysa ki tam tersi olmalıdır. Böyle bir evladı olan ebeveyn tam bir paylaşım içinde olmalı, bir iş bölümü yapılmalıdır. Belki en az bir anne kadar fedakarlık yapan babalar da yok değildir. Onların hakkını da yemeyelim. Ancak sayıları azdır.


Babalar bazen de engelli bir çocuğu kabullenemez. Kendi çocuğunun engelli olamayacağını düşünür.  Çocuk için hep anneyi suçlar. Hatta hakaret eder. Böyle durumlarda ise annenin üzüntüsü çok daha da artar. Engelli çocuk babaları çoğu zaman karısına hiç yardımcı olmaz. Evden kaçar gider, içkiye düşer, kaba davranır, şiddet gösterir ve boşanmaya kadar gidebilir. Bazen de sadece maddi katkı sağlar. Eşine, çocuğuna ilgi ve alaka göstermez. Bu noktada mücadele yine anneye kalır. Onlar bir destek beklerken, bu tutum ne kadar inciticidir.

Oysa ki çocukların gelişiminde babaların ne büyük rolü vardır. Engelli olan çocuğun bu ilgiden mahrum kalması, onda daha da olumsuz bir etki bırakır. Engelli çocuklar, bu dünyaya böyle gelmek istemediler. Bu onların da ve annelerinin de suçu değildir. Çocuğun ve annenin çok daha fazla desteğe ihtiyacı vardır. Babaların  bunu hiç unutmaması gerekir. Her konuda onlara yardımcı olmaya çalışmalı; hiç bir şey yapamıyorlarsa eşlerine anlayışlı ve sevecen davranmalıdır. Duyarsız olmamalı; kaba, ilgisiz, sorumsuz davranarak onların yükünü daha da arttırmamalıdır. Anneler bir de çocuğunun babasıyla uğraşmak zorunda kalmamalı; anne, baba ve çocuk engelleri hep birlikte aşmalıdır. Engelli bir çocuğu engellinden çok, engelli nedeniyle istenmemek üzer. Hele de bu aile fertlerinden biriyse... Engelli çocuk babaları, bu durumu onlara yaşatmamalıdır. Engelli çocuk da, engelsiz çocukla aynı ilgi ve sevgiyi hak eder. Onlara da "canım oğlum", "canım kızım", "canım yavrum" demenize bir engel yok ki...

ALİYE YÜCEL



25 Mayıs 2014 Pazar

PAHA BİÇİLMEZ YARDIM


Bazen bir filmde, bazen bir haberde engellilere yardım eden köpekleri görmüşsünüzdür. Köpekler; pek çok konuda eğitildiği gibi, engellilere yardım konusunda da eğitilebiliyorlar. Bu uygulama 1915 yılında, 1. Dünya Savaşı'nda gözlerini kaybeden askerlere yardımcı olmak amacıyla Almanya ve Fransa'da başlatılmış. Daha sonra köpeklerin eğitildiği bu merkezler çoğalmış.

Yardımcı köpekler; engellilerin yetersiz kaldığı durumlarda bazı şeyleri yaparak ve engellilerin bazı ihtiyaçlarının karşılayarak onların hayatını kolaylaştırıyorlar. Köpekler önceleri görme engellilere yardım için eğitilse de; günümüzde bedensel, işitme ve zihinsel engellilere de yardım edebiliyorlar. Ayrıca bazı süreğen hastalıklar için eğitilen köpekler de var. Bu köpekler; hizmet köpekleri, rehber köpekler, asistan köpekler, terapi köpekleri gibi çeşitli isimler alıyorlar.

Rehber köpekler; görme engellilere evde, dışarıda, asansörde, merdivenlerde, sokakta, caddede ve her yerde yardımcı oluyorlar. İşitme engelliler için eğitilmiş olan köpekler ise; kapı, telefon, alarm çaldığında, bebek ağladığında, anormal bir ses duyduklarında, biri sahiplerine seslendiğinde onları uyararak yardımcı oluyorlar.
  
Hizmet köpekleri ise bedensel engelli, tekerlekli sandalyede yaşayan veya hareketlerinde kısıtlama olan kişilere yardım ediyor. Bu köpekler; evdeki kapı, dolap ve çekmeceleri açabiliyor. Işıkları açıp, kapatabiliyor. Kirli çamaşırları makineye atıp, yıkandıktan sonra boşaltabiliyor. Bazı eşyaları taşıyabiliyor. Yerden bir şeyi  alıp verebiliyor. Çöp atabiliyor. Alışverişte yardım ediyor. Tekerlekli sandalyeleri çekebiliyor. Oturan birine, ayağa kalkması için yardım edebiliyorlar. 


Bu eğitimi alan köpekler engelli sahipleriyle 24 saat birlikte yaşıyor, her yerde birlikte dolaşıyor. Sinema, tiyatro, lokanta, otel gibi pek çok yere onlarla birlikte girebiliyorlar. Köpeklerin üzerinde "Hizmet köpeğidir. Lütfen sevmeyin!" yazan uyarıcı giysiler oluyor. Böylece kimse onlara dokunamıyor. Köpeğin tüm dikkati sadece sahibinde ve yapacağı işlerde oluyor.

Yardımcı köpekler, pek çok ülkede yaygın olarak kullanılıyorlar. Bu köpeklerin eğitimine; önce onları sosyalleştirerek başlanıyor, sonra ondan beklenilen aktiviteler öğretiliyor. En sonunda da sahipleriyle beraber bir eğitime tabi tutuluyorlar. Yurt dışında bu eğitimler Sivil Toplum Kuruluşları tarafından yapılıyormuş. Türkiye'de bilinen bir uygulama değil. Bunu yapan bir Sivil Toplum Kuruluşu da maalesef yok. Ülkemizde de bazı kişi ve kurumlar bu uygulamayı yapmak istese de proje bazında kalmış, hayata geçememiş...

Biliyoruz ki, hayvanlar sahiplerini, sahipleri de hayvanlarını çok severler. Aralarında daima güzel bir bağ oluşur. Bunun pek çok örneğini görüyoruz. Ama buradaki iletişim ve paylaşım bambaşka... Böyle bir köpeğe sahip olmak ne büyük bir şans... Örneğin; normal bir kişi için düşen eşyayı yerden almak çok basit bir harekettir. Oysa tekerlekli sandalyede yaşayan biri için (hele de yalnızsa) ne çaresiz bir durumdur. İşte o an köpeğin onu yerden alıp uzatması ne güzel bir an, sahibi için de ne paha biçilmez bir yardımdır.

Not: Sadece köpekler değil; kedi, maymun, kuş, at gibi hayvanlarda engellilere yardım için eğitilebiliyor.

ALİYE YÜCEL

25 Ağustos 2013 Pazar

MERA, SABANCI VE DİĞERLERİ


Tekstil devi Zara’nın kurucu ortaklarından ve dünyanın sayılı zenginlerinden Rosalia Mera geçtiğimiz hafta hayatını kaybetti. Biliyoruz ki, tanınmış bir kişi öldüğünde hakkında yazılanlardan daha önce hiç bilmediğimiz şeyleri öğreniriz. Rosalia Mera’nın ölümünden sonrada pek çok şey yazıldı. Zara’nın adını ilk önce Zorba olarak koymak istemelerinden, kocasını Zara’da çalışan birine kaptırmasına kadar…

Rosalia Mera’nın hayat hikayesi ve yaptıklarında çok ilginç detaylar vardı. Yaptıkları arasında bir de engellilerin iş bulmasını ve kendilerine güvenlerini arttırmalarını sağlayan Paideia Galiza Foundation’da vardı. Kurduğu bu vakfı görünce, böyle bir sosyal sorumluluğu niye üstlendi diye düşündüm. İnsan engellilere bu yakınlığı ve duyarlılığı neden diye merak ediyor… Biraz araştırınca Mera’nın oğlu Marcos’un engelli olduğunu öğrendim. Marcos, zihinsel engelliydi.

İş hayatında olduğu kadar politik söylemleriyle de dikkat çeken Mera, İspanyol hükümetinin eğitim ve sağlık politikalarını daima eleştirmiş… Oğlu Marcos’un engelli doğması nedeniyle bu alandaki eksikliği görmüş ve Paideia Galiza Foundation’u kurmuştu. Böylece zihinsel ve fiziki engellilere bu vakıf aracılığıyla çeşitli yardımlar sağlıyordu.


Böylece anlıyoruz ki, birinin engelli bir yakını olunca farkındalık artıyor. Onların neye ihtiyacı varsa görüp, o yönde çalışmalar yapılıyor. Sakıp Sabancı’nın da yaptığı çalışmalar böyle değil mi? Sakıp Sabancı, oğlu Metin’in engelli olması sebebiyle bu konuda çok hassastı. Sabancı Şirketler Grubu’nun engellilere yönelik hizmetleri saymakla bitmez. Engelli okulları, vakıf, burslar bunlardan bazıları…

İspanya’nın en zengin kadını ve Türkiye’nin bir zamanlar en zengin adamı aynı kaderi paylaşmışlar… Her ikisinin de engelli çocukları olmuş ve onların durumlarını görüp, engelliler için çalışmalar yapmışlar…  Ekonomik gücü olan kişiler engelli bir yakını olduğu zaman duyarlılıkları artıyor. Bu yönde pek çok çalışmalar yapıyorlar. Rosalia Mera ve Sakıp Sabancı birer örnek… Buna defalarca şahit oluyoruz.

Rosalia Mera ve Sakıp Sabancı engelli oğulları olmasaydı yine bu duyarlılığa sahip olurlar mıydı, engelliler için faydalı çalışmalar yaparlar mıydı, bilemiyoruz. Gönül ister ki bu empati ve duyarlılık çevresinde engelli olmasa da olsun. Sosyal sorumluluk projelerinden bazıları engelliler için yapılsın… Ama maalesef bu çoğu zaman olmuyor. Bazı şeylerin olması için galiba insanın başına gelmesi gerekiyor.


ALİYE YÜCEL

4 Ağustos 2013 Pazar

GERÇEK VE MECAZ



Kur’an-ı Kerim’de engellilerle ilgili pek çok hüküm bulunmaktadır. Çeşitli ayetlerde bedensel, görme, işitme, konuşma, zihinsel engellilik ve bazı hastalıklardan söz edilmektedir. Ancak bunlar birer kusur ve eksiklik olarak görülmemiştir. Kur’an-ı Kerim’de geçen engellilikle ilgili kavramların birçoğu mecaz manadadır.

Bilindiği gibi bir kelimenin hakiki anlamının dışında başka bir anlamda kullanılmasına mecaz, oluşan anlama da mecaz mana denir.  Mecazın diğer söz sanatlarından farklı olan bir yönü doğrudan “mana” ile alakalı oluşudur. Mecaz manada iki kelime bir yönüyle benzerlik ilişkisi kurularak birbirine benzetilir. Böylece anlatım güçlenir, renklenir; daha etkili ve derin olur.

Anlatılmak istenen bir şeyin çarpıcı ve etkili bir biçimde aktarılması olan mecaz Kur’an-ı Kerim’de çokça yer almaktadır. Bazen mecaz mana ile gerçek mana karıştırılır. Ayetlerdeki bazı hükümlerde böyle bir karışıklık olursa engelliye bakış açısından yanlışa düşülür. Bir örnekle anlatırsak; Kur’an-ı Kerim’de görme engelli anlamındaki kör (a’ma) kelimesi hem gerçek, hem de mecaz olarak kullanılmıştır.

Mecaz manaya bir örnek verecek olursak;
İsra Suresi 72. Ayet: “Şu dünyada kör (a’ma) olan kimse ahirette de kördür, yolu daha sapıktır.”

Bu ayette geçen “kör” sözcüğü mecaz manasıyla kullanılmıştır. Burada anlatılmak istenen mana şüphesiz ki gerçek mana değildir. Yani bu dünyada görme engeli olan kimse ahirette de aynen görme engelli olacak; görmeyecek demek değildir.  Ayetin sonundaki “… yolu daha sapıktır” ifadesine göre de delaletle ilgili olduğunu anlatılmaktadır. Buradaki körlük; görme engeli değil, “doğru yolu bulamamayı” ifade etmektedir. Bu durumda “Dünyada doğru yolu göremeyen, ahirette de kurtuluşa eremeyecektir.” Anlamını taşımaktadır. Ancak Yüce Allah, bunu bu şekilde değil… Daha çarpıcı ve etkili olması için mecaz olarak ifade etmiştir.



Kur’an-ı Kerim’de engellilikle ilgili gerçek bir kullanıma örnek verecek olursak;
Nur Suresi 61. Ayet: “Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur; hastaya da güçlük yoktur.”

Bu ayette kör, topal ve hasta gerçek manalarında kullanılmıştır. “Bunlara yapamayacakları görev yüklenmez, yapamadıklarından dolayı sorumlu tutulmazlar” anlamını taşımaktadır.
  
Engellilikle ilgili bir başka mecaz mana da şu ayette geçer:
Hacc Suresi 46. Ayet “Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki onları akıl edecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.”

Bu ayette Allah’ın bize anlatmak istediği; esas yanlış gerçekleri bile bile görmezden ve duymazdan gelmektir. Yoksa görmemek, duymamak gibi fiziki olan kusurlardan bahsedilmemiştir. Fiziki eksiklikler ve engellerin Allah katında önemi yoktur.

Bu örneklerden başka pek çok ayet mecaz mana yüklüdür. Mecazi kullanımın farklı bir etkisi vardır. Dil bilimcileri ve İslam alimlerinin çoğunluğu mecazın varlığını kabul etmiştir. Kabul edilmemesi mümkün görülmemektedir. Çünkü o zaman bazı olgu ve durumları açıklamakta zorluğa düşeriz. Kur’an-ı Kerim’de geçen engellilikle ilgili kavramlarda bunlardandır…  


ALİYE YÜCEL

19 Mayıs 2013 Pazar

DEPREM VE ENGELLİLER



“Deprem” kelimesini her duyduğumda deprem ve engellilerle ilgili bir şeyler yazmak istiyordum. Ama yazmak istediğim depremde engelli olan kişiler değildi. Depremde engelli olanlar başlı başına bir konu… Ele almak istediğim deprem sırasında engellilerin neler yapması gerektiğiydi. Ancak bu konu beni aşıyordu. Mutlaka bir yardım gerekiyordu. Bu yardım geçtiğimiz günlerde AHDER’den geldi.

Kısa adı AHDER olan Afete Hazırlık ve Deprem Eğitimi Derneği çok geniş kapsamlı çalışmalar yapan bir dernek… Birçoğumuz derneği Ahmet Mete Işıkara namı diğer Deprem Dede sayesinde biliyoruz. Ahmet Mete Işıkara, Türkiye’ye deprem gerçeğini öğretmişti ve vefat ettiği zaman AHDER Yönetim Kurulu Başkanlığını yapıyordu.

AHDER, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası kapsamında deprem ve engelliler konusunun altını bir kez daha çizmiş… Yapılan çalışma tam da olması gereken gibi, yani her engel grubu ayrı ayrı ele alınmış… Bedensel, görme, işitme ve zihinsel engelliler ayrı ayrı incelenmiş… “Farklı engelli gruplarına göre deprem anında ve sonrasında yapılması gerekenler” başlığı altında depremde engellilerin yapması gerekenlerle ilgili çok ayrıntılı bilgiler verilmiş…

Deprem anında herkes gibi engellilerin de bilinçli olması gerekiyor. “Deprem bu ne yapılır ki? Elden ne gelir?” dememek, elimizden gelen tedbiri almamız lazım. Hadis-i Şerif’te Peygamberimiz “Deveni sağlam kazığa bağla, sonra Allah’a tevekkül et” demişler. Bu nedenle uzmanların yaptığı uyarı ve önlemlere dikkat etmeliyiz. Çünkü bunlar uzun araştırmalar ve çalışmalar sonucunda ortaya çıkmaktadır.


Her engel gurubuna göre durum farklılık gösterse de; engelliler deprem anında daha güç durumda kalabilir ve çok daha zorlanabilir. Engelli olarak deprem anında neler yapacağımızı biliyor muyuz? Peki, deprem anında yanımızda engelli biri varsa, ona nasıl yardım edeceğimizi biliyor muyuz? Belki bazı şeyleri bilsek bile bu konuda çok bilinçli olduğumuz söylenemez.

Deprem sırasında herkesin yapması gerekenler; soğukkanlı olmak, panik yapmamak, gidebileceğimiz en güvenli bölgeye geçmek ve temel bazı hareketleri yapmaktır. Ancak engelli kişilerin çok daha farklı olarak yapması ve uyması gereken kurallar vardır. İşte AHDER yetkilileri engelli ve engelli yakınları için bu konuda eğitim amaçlı bölümler hazırlamışlar.

AHDER’in hazırladığı ‘Engelliler İçin Afet Bilinci ve Hazırlık Projesi’nin amacına ulaşması için hem engelli hem de engelli yakınlarının bunları okuyup, bilmesi gerekiyor. Aslında bunları herkes okumalı… Engelli ya da engelli yakını olmayabiliriz. Ama yanımızda ve yakınımızda engelli biri olabilir. Ona yardım etmemiz gerekebilir. Çünkü depreme nerede ve nasıl yakalanacağımızı bilemiyoruz…

AHDER’in bu konudaki çalışmalarını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:



ALİYE YÜCEL

12 Mayıs 2013 Pazar

YILIN ANNELERİ



Her yıl çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından “Yılın Annesi” seçilir. Bana göre her “engelli annesi” yılın annesi ve her “engelli anne” yılın annesidir. Biliyorum ki, engelli çocukları olan annelerin ve kendisi engelli olan annelerin bu unvanı hak etmek için çok yerinde ve önemli sebepleri var.

Bir anne eğer engelli çocuğa sahipse hayatını ona adar… Engelli çocuk büyütmek, normal bir çocuk büyütmekten çok daha fedakarlık ister. Çocuğu görmüyorsa gözü, duymuyorsa kulağı olur. Tutmayan eli ayağı olur. Diğer anneler, çocuklarını en fazla iki yaşına kadar o da zaman zaman kucağında taşır. Halbuki yürüme engelli çocuğu olan bir anne ise uzun yıllar çocuğunu kucağında, sırtında taşır. Çocuğu zihinsel engelli ise fedakarlık kat kat artar.

Engelli çocuğu olan anneler, kendi çektikleri sıkıntı, üzüntü, dışlanma, zorluk (hele de kocası duyarsızsa) gibi pek çok şeye göğüs gererler. Bu durumun psikolojik, sosyal, maddi ve manevi her türlü zorluğuna katlanırlar. Engelli çocukları uğruna mücadele ettikleri, savaştıkları birçok şey vardır. Bizlerin aklına bile gelemeyecek pek çok şey…


Gelelim engelli olup, anne olan kadınlara… Engelli kadınların yardıma muhtaç ve aciz olduğunu düşünmek yanlıştır. Anne olmak onların da en doğal hakkıdır ve onlar da anne olabilir. Tanıdığım işitme, görme ve bedensel engelli pek çok anne var. Onlar engellerine rağmen anne olup engelleri aşmışlardır.

Bir anne düşünün gözü görmüyor, bir başkasının kulağı duymuyor, bir başkası tekerlekli sandalyede; hepsi de yavrularına en iyi şekilde bakmak için çabalıyor. Gözleri görmese de, kulakları duymasa da, çocuklarıyla el ele koşmasalar da onlar da anne… Üstelik engelli anneler çocuklarını büyütürken engeli olmayan annelere göre çok daha dikkatli ve tedbirli olmak zorundadır.

Engelli oldukları için hamilelikte, doğumda ve büyütürken ne çok zorluk çekerler. Engel gruplarına göre çektikleri sıkıntılar çok farklıdır. Bedensel engelli anneler farklı, işitme engelli anneler farklı, görme engelli anneler farklı zorluklar yaşar…  Hepsinin sorumlulukları da farklıdır. Ancak en büyük korkuları çocuklarına bakıp büyütmek değil; ya çocuğum benden utanırsa, ya arkadaşlarıyla beni tanıştırmak istemezse olur.

Engelli annelerin çocukları da, engelli çocukların anneleri de kendi buldukları çözümler sayesinde büyürler ve yetişirler. Bu zorlu sınavlarda hepsinin birbirinden çok farklı ve etkileyici hikayeleri vardır. Tüm bunlardan dolayı engelli çocukların anneler ve engelli olan anneler en büyük takdiri hak etmektedir. Çünkü onlar sevgi, şefkat ve sabrın en önemli simgesidirler. Hepsi yılın annesidir…

ALİYE YÜCEL

 

31 Mart 2013 Pazar

HALİT ERGENÇ VE KARDEŞİ




“Muhteşem Yüzyıl” dizisinde Kanuni Sultan Süleyman karakterini canlandıran oyuncu Halit Ergenç Türkiye Beyazay Derneği Ankara Şubesi’nin “21 Mart Dünya Down Sendromu Günü” dolayısıyla düzenlediği programa katıldı. “Dünyanın Melek Yüzleri” adı verilen programda “Benim kardeşim zihinsel engelli… Down Sendromluların 21. kromozomlarında bir tane daha fazlası var. Onlar hayatı bizim görmediğimiz, yaşayamadığımız tarafından görüyorlar. Yakınlarında olan insanlara da aslında oradan görebilmeyi ve hayatın değerini anlayabilmeyi öğretiyorlar…” diye açıklama yaptı.

Halit Ergenç’in “Benim kardeşim zihinsel engelli…” diyerek bir açıklama yapmasından çok etkilendim… Çünkü genelde engelliler çevreden saklanıyor… Yakın çevresi hariç kaç kişi biliyordu bu gerçeği? Çok az… O hiç çekinmeden, her türlü olumsuz eleştiriyi hiçe sayarak bunu söyledi. Onun bu yaklaşımı pek çok engelli yakınının içine su serpmiş ve yalnız olmadıklarını hissettirmiştir. Bundan eminim...

Ünlü oyuncu Halit Ergenç’in bu açıklaması medyanın da dikkatini çekti. Muhteşem Yüzyıl’ın, muhteşem oyuncusunun engelliye bu yaklaşımı büyük ilgi gördü. Engellilerin saklandığı bir ülkede ünlü bir sanatçının bunu açıklaması, çekinmeden söylemesi ilginç geldi. Çünkü bu gerçekten alışılagelmemiş bir açıklamaydı. Hayatında saklı kalan bu gerçeği onun ağzından duymak etkileyiciydi. Bu nedenle herkesi şaşırttı.


Engelliyi dışlamak, küçük görmek sadece belli çevrelerde rastlanmıyor. Hemen hemen her çevrede bu tür tutumlara rastlanıyor. Engelliler sosyal olarak dışlandıkları için yakınları da bunu gizlemek durumunda kalıyorlar. Aileler engelli çocuklarını, engelli yakınlarını çevreden saklıyorlar. Dışarıya çıkarmaktan bile çekiniyorlar… Engelliler toplumun bu tutumu yüzünden eve hapsedilebiliyor.

Neden aileler çocukları engelli (özellikle de zihinsel ve psikolojik engelli) olduğunda onlardan utanırlar ve onları saklamak durumunda kalırlar? Kendilerini suçlarlar? Sanki bu bir suçmuş gibi… Sanki kendileri de suçluymuş gibi… Böyle hissedip, böyle davranılınca; ünlü ve başarılı birinin çıkıp “Benim kardeşim zihinsel engelli…” diye açıklama yapması ne büyük bir değer kazanıyor!

Toplum engellilere farklı yaklaşıyor. Engelliler küçük görülüyor, istenmiyor ve dışlanıyor. Böyle bir gerçek ve bir toplum baskısı var maalesef… Ancak bu tabuyu yıkmak gerekiyor. Muhteşem Süleyman’da olsan, muhteşem bir hayatın olsa da engellilik hayatın bir gerçeği… Bundan kaçamayız. Siz engelli olmayabilirsiniz. Ama çocuğunuz, eşiniz, kardeşiniz veya bir yakınınız engelli olabilir. Bunu asla unutmayalım…


ALİYE YÜCEL 

7 Ekim 2012 Pazar

YANLIŞ TANINAN ENGELLİLER: SPASTİKLER


Spastik engelli birini tanıyor musunuz? Tanıdığınız bu spastik engellinin bir zeka sorunu olmadığını anlamışsanız, biliyorsanız sorun yok. Ama bunu bilmeyenler maalesef çok… Spastiklerin büyük çoğunluğunun zeka problemi yoktur. Evet, en yanlış tanınan engelliler; spastik engellilerdir. Kendilerini anlatana, tanıtana, ifade edene kadar işleri gerçekten zordur. Gördüğü her engellinin zeka sorunu varmış gibi davranan kişiler en çok da onları incitir!
Serebral Palsi (Cerebral Palsy) yani Beyin Felci geçirmiş kişilere spastik adı veriliyor. Bu hastalığı geçiren kimseler ve halk arasında “spastik” denilen engelliler, zihinsel engelli değildir. Hastanın zeka düzeyiyle ilgili olmayan bu hastalıkta beyin ile vücuda giden sinyallerin tam olmaması nedeniyle istem dışı hareketler ortaya çıkar. Konuşurken kasılırlar, kekelerler, yüzleri çeşitli ifadelere bürünür bu nedenle onları tanımayan kişiler tarafından zihinsel engelli muamelesi görürler. Bu ne büyük bir yanılgı ve hatadır. Bir insanın hareketlerinin yavaş, konuşmalarının bozuk olması onun zihinsel engelli olduğu anlamına gelmez. Onlar normal zekaya sahip olabilirler.
Serebral Palsi kısa adıyla SP geçirmiş kişilerin zihinsel engelli olduğuna dair bir ön yargı var. Bu genel ön yargı nedeniyle spastik engelliler kendilerini doğru ifade etmekte zorlanıyorlar… Spastiklik toplum tarafından yanlış biliniyor.  İnsanlar onları yanlış tanıyor. Toplum tarafından dışlanıyor, hor görülüyor ya da yok sayılıyor. Bazıları, spastik görünce korkup kaçabiliyor.
 
Zihinsel engelli ya da akıl hastası sanılan; sürekli korkulan, kaçılan, hor görülen, küçümsenen biri olmanın spastikler üzerine bıraktığı psikolojik etkiyi bir düşünsenize… Spastikler, günlük hayatta çektiği hareket zorluğu, konuşma güçlüğü gibi pek çok olumsuz etkinin yanı sıra bir de bununla baş etmek zorunda kalıyorlar…
Spastik engelliler pek çok alanda olduğu gibi eğitim alanında da sıkıntı çekiyorlar. Okullara alınmıyor, arkadaşları tarafından dışlanıyor, eğitim sisteminin onlara uygun olmaması nedeniyle performanslarını gösteremiyorlar. Eğitimlerini bir şekilde tamamladıklarını varsayalım, bu kez istihdam alanında zorlanıyorlar. Spastik engellilerin iş bulma şansları diğer engellilere oranla daha az oluyor. Özellikle özel sektörde iş bulmaları daha da zor… Oysaki onların beyin güçleri yerinde ve çok şeyi başarabilecek kapasitededirler.
Spastiklerle ilgili bir önemli konuda spastik teriminin kullanımı… Ne acıdır ki spastik kelimesi bir hakaret olarak da kullanılıyor. Öncelikle spastik kelimesinin, bir hakaret veya alay kelimesi olarak dağarcıklardan mutlaka çıkarılması gerekir.
Sonuç olarak spastik engellileri doğru tanımalıyız. Spastiklerin, kasılma ve istem dışı hareketlerden dolayı görünüşleri biraz olağan dışı oluyor. Bu nedenle kimse spastikleri hor görmemeli, onları yok saymamalı, korkmamalı, kaçmamalı… Spastikliğin bir akıl hastalığı veya zeka geriliği değil; sinir sistemi ve dolayısıyla kasların düzgün çalışmamasından dolayı ortaya çıktığını bilmeliyiz.
 
ALİYE YÜCEL

5 Ağustos 2012 Pazar

HEPSİ İMTİHAN...


Hayat bir imtihan dünyasıdır. Bu dünyada bir imtihandayız. Varlığımızla, yokluğumuzla; eksiğimizle, fazlamızla… Herkes farklı farklı bir imtihan geçiriyor. Bunu böyle algılamamız gerekir… İnancımız bunu gerektirir! Unutmayalım ki; denenmeden ve sınanmadan da bu dünyadan da ayrılamayacağız…

Bazı şeylerden yoksun olmak büyük bir imtihandır. Engelliler de hayatlarında çeşitli zorluklarla karşılaşıp imtihan olurlar… Bedensel engelli farklı, görme engelli farklı diğer engelliler daha farklı bir imtihan geçirir. Kimi günlük hayatta, kimi sosyal hayatta zorlanır. Kimi de hepsinde… Engelli için günlük yaşantı zorlaşır, eğitim zorlaşır, iş ve eş bulmak zorlaşır… Bunların hepsi birer imtihandır…

Engellilerin geçirdiği en büyük imtihanlardan biri de bakışlardaki acıma ve alaydır. Onları her iki bakış türü de incitir. Bu bakışlarla pek çok yerde ve pek çok kez karşılaşırlar. Görme engelliler bu tür bakışları görmedikleri için belki de şanslıdır!

Skolyoz, kambur, cüce, ağır yanıkları ve şekil bozuklukları olanlar da engellidir. Onlar günlük yaşantılarında kendilerini zorlayan büyük bir engelleri olmasa da çevredekilerin kimi acıyan, kimi alay eden bakışları nedeniyle farklı bir imtihan geçirirler.

Engelliler bu imtihanlardan geçerken yakınları ve toplumun diğer fertleri de onlarla imtihan edilirler… Engellinin ailesi ve yakınları (özellikle de zihinsel engellinin) engelliye bakımı ve sabrıyla toplumdaki diğer insanlarda engellilere karşı davranışları ve duyarlılıklarıyla imtihan edilirler. Yani engelliler, yakınları ve toplum için birer imtihan sebebidir.

İnsanlar iyi-kötü, acı-tatlı çeşitli olaylarla karşılaşabilirler… Yaşadığımız hayatın her anının imtihan olduğuna inanınca, zorluklar ve sıkıntılarda sabırla aşılabilir. Gelen her türlü belaya, hastalığa, sakatlığa isyan etmemek ve bu şekilde hayata devam etmek imtihanımız için en büyük kazançtır!

Hiçbir şey boşu boşuna yaratılmış değildir. Yaratılışımızdaki hikmeti anlamamız gerekir. Bunda suçumuz ne diyemeyiz? Dememeliyiz! Bunda bizim artımız nedir? Ne olabilir? Demeliyiz! Bunu anlayıp, isyan etmeden bir hayat sürmek ne güzel bir imtihandır. Allah hepimizi imtihanlardan rahat geçenlerden eylesin…



ALİYE YÜCEL




13 Mayıs 2012 Pazar

BİR GÜNLÜK ASKERLİK HEYECANI


10-16 Mayıs Engelliler Haftası olarak kutlanıyor. Bu hafta içinde çeşitli kurum ve kuruluşlar engellilere yönelik pek çok etkinlik düzenliyor. Ama en anlamlılarında biri “Engelli Vatandaşlar İçin İsteğe Bağlı Temsili Askerlik Uygulaması”… Dünyada sadece ülkemizde yapılan bu uygulama ile silahaltına alınamayan engelliler askerliğini sembolik olarak yerine getiriyor ve bir günlüğüne de olsa askerlik heyecanını yaşıyor.

Engellilik ve askerlik yan yana olması imkansız iki kavram… Bunun bir günlüğüne de olsa birleştirildiğini görmek insanı etkiliyor. Askerlik pek çok engellinin içinde ukde olan bir durum… Askerliğe bakış çok önemli… Maalesef askerliğini yapmamış kişilere eksik, çürük, yarım gözüyle bakılıyor. Askere gidip “adam olsun” deniliyor. Askerliğini yapmayana “kız ve iş” verilmiyor. Amaç engelliyi bulunduğu çevre ile daha uyumlu bir hale getirmekse gerekli ve anlamlı bir uygulama… Türk Silahlı Kuvvetleri her yıl Engelliler Haftası’nda bu organizasyonu gerçekleştiriyor. Böylece engellilerin de birer vatandaş oldukları hatırlatılıyor.


Ordusu ile ün yapmış bir devlette, engelli oldukları için askere gidemeyenler için sembolik ve bir günlükte olsa o üniformayı giymek, selam durmak, yemin töreninde bulunmak ve o heyecanı yaşamak çok büyük anlam taşıyor. Askerlik yapamayan zihinsel, bedensel, görme, işitme engellilerin nizamiyeden içeri girmeleri bile büyük bir moral kaynağı… Kimi kol değnekleriyle, kimi beyaz bastonla, kimi de tekerlekli sandalyeyle gidiyor; törene katılıyor, komutanlardan katılım belgesi alıyor ve aileleriyle “askerlik hatırası” fotoğrafı çektiriyor. Pek çok şeyden mahrum kalmak zorunda kalan engellilerin mutlu bir anıları oluyor.

Bu uygulamaya katılım sadece engelliler için değil, aileleri ve yakınları için de çok önemli… Onlar için de bir gurur kaynağı… Oğullarının asker ocağına gitmesinin ve asker olmasının hayalini kuran pek çok anne ve baba yaşayamadıkları bu duyguyu kısa bir süre de olsa tadıyor. Tören geçişlerinde aileler çocuklarını alkışlarken mutlulukları ve gururları gözlerinden okunuyor. Engelliler ve aileleri arasında görülmeye değer duygusal anlar yaşanıyor.

“Engelli Vatandaşlar İçin İsteğe Bağlı Temsili Askerlik Uygulaması” medyada da çok yer alıyor ve ilgi görüyor. Yurdun çeşitli il ve ilçelerinde gerçekleştirilen temsili askerlik törenlerinde yaşananlar ekranlara da taşınıyor. Engelliler ve ailelerinin kısa sürelerde de olsa kışla ortamında bulunması ve bu hazzı tatması çok etkileyici… Hepsinin gözleri pırıl pırıl… Seyrederken insanın boğazı düğümleniyor… Gözleri yaşarıyor… Onların askerlik heyecanı bizlere de yansıyor.

ALİYE YÜCEL