> Engeloji

Translate

2 Eylül 2018 Pazar

SESSİZ ÇIĞLIK BİSİKLET TURU



Uluslararası Barikat Film Festivali'ni takip ediyorum. Festival kapsamında çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Çeşitli ülkelere yapılan bisiklet turu da bunlardan biri... Engellilerin sorunlarına dikkat çekmek ve duyarlılık oluşturmak için Türkiye'den Hollanda'ya "Sessiz Çığlık Bisiklet Turu" düzenlendi. Tur, 15 Temmuz tarihinde İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu önünde yapılan bir törenle başladı. 49 gün sonra 1 Eylül tarihinde Dünya Barış Günü'nde Lahey Yüksek Adalet Divanı önünde de sona erdi.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ile Bisikletliler Derneği tarafından desteklenen bu tura; görme, işitme ve ortopedik engellilerden oluşan 15 kişilik bisikletli grup katıldı. "Barikatları Yıkmak İçin Pedallamaya Hazırız" sloganı ile yola çıkan grup, 10 Avrupa ülkesinde 4 bin 521 kilometre yaptılar. Grup; Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Avusturya, Almanya, İsviçre, Fransa, Lüksemburg, Belçika ve son olarak Hollanda'ya pedal çevirdiler.

Uzun soluklu bir etkinlik olduğu  için hemen her etabında konu ile ilgili pek çok haber yapıldı. "Sessiz Çığlık Bisiklet Turu Üyeleri Fransa'da", "Sessiz Çığlık Bisiklet Turu Üyeleri  Almanya'da" gibi... Gittikleri her ülkede uluslararası kuruluşların önünde basın açıklamaları yaptılar. Sessiz Çığlık Bisiklet Turu'nun spor etkinliği veya yarış olmadığını, engelliler için yola çıktıklarını belirttiler. Böylece karar alma mekanizmalarının ve kamuoyunun dikkatini çektiler. Sosyal medyadan yaptıkları paylaşımlarla gündemde oldular.


Bu etkinlik kapsamında; Cenevre'de Birleşmiş Milletlere üye ülkelerin engelli hakları ve onların sanat ile buluşması için alınması gereken önlemler üzerinde duruldu. Film yapımcılarına; sesli betimleme, alt yazı, dublaj, işaret dili betimlemesi ile filmlerin üretilmesi istendi. UEFA ve FIFA tüm spor dallarındaki sunucu ve spor yorumcularının görme ve işitme engellilerin göreceği, duyacağı, anlayacağı şekilde bir eğitim alarak sertifika almaları, bu şekilde sunuculuk ve yorumculuk yapmaları gerekliliği belirtildi.
 
Grup adına konuşan Hüseyin Nacar: "Çığlığımız, bisikletin tekeri ne kadarsa o kadar... Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önüne geçip engellilerin mahkemelerde müşteki, sanık ya da kovuşturma aşamasında ne durumda olursa olsun talepte bulunmaksızın işaret dili tercümanı, pedagog, psikolog, psikiyatr ve sosyal hizmet danışmanı bulundurma yükümlülüğü yönünde bir çağrımız oldu..." diye açıklıyor.

Hüseyin Nacar ayrıca: "Biz Anadolu'dan yola çıktık. İnsanlar 7-8 saat ayaklarını uzatarak televizyon izleyemezken, 9 saat pedal çeviren insanlar var aramızda. Buradan çağrımız Avrupa Parlamentosu'na. Demokrasi ve insan hakları sadece Avrupa'dan ibaret değil. Dünyanın farklı noktalarında hak mahrumiyetleri var..." diyor. Farklı bir farkındalık çabası gösteren Sessiz Çığlık Bisiklet Turu üyeleri umarız çığlıklarını duyurmuşlardır.
                                                                                                                                   
ALİYE YÜCEL

26 Ağustos 2018 Pazar

BİR İYİ FİLM



Bu hafta vizyona giren filmler arasında dikkatimi çeken bir film oldu. "İki İyi Çocuk" filminin fragmanını seyredince bir engelli hikayesi olduğunu anlıyorsunuz. Filmde; zihinsel engelli bir genç ile onunla yakından ilgilenen polisin dostluğunun hikayesi anlatılıyor. Zihinsel engellileri konu alan filmler dünya sinemasında ve Türkiye'de defalarca ele alındı. Bu filmi henüz seyredemedim. Filmde, zihinsel engelli genç nasıl aktarılmış çok merak ediyorum.

Yapımcılığını Koz Yapım yaptığı filmin yönetmeni Mehmet Demir Yılmaz. Komedi - dram türündeki filmin senaryosu Mehmet Demir Yılmaz ve Sertaç Yaşar'a ait. Başrollerinde Sarp Levendoğlu, Kazım Karakadıoğlu ve Sevcan Yaşar'ın oynadığı filmin diğer rollerinde; Devrim Özder Akın, Murat Serezli, Mehmet Ulusoy, Şeyda Terzioğlu, Hakan Güven, Mesut Kurt, Çağlar Deniz, Bülent Yıldıran oynuyor. Günay Karacaoğlu ve Hamdi Alkan da konuk oyuncu olarak yer alıyorlar. Filmin müziği Yeni Türkü grubunun solisti Derya Köroğlu tarafından yapılmış...

İki İyi Çocuk filminin konusu şöyle: Ercan (Kazım Karakadıoğlu) zihinsel engelli bir gençtir. Çocukken babasını bir trafik kazasında kaybetmiştir. Annesi ile Antakya'da yaşarlar. Ercan, kendi dünyasında kurduğu bir hayalle mutlu olmaktadır. Hayal dünyasında kendini polis olarak görür. Başarılı bir polis olduğuna, herkesin onu sevdiğine, şehirdeki herkesin kendine saygı duyduğuna inanmaktadır. Bu hayali sayesinde şehre yeni atanan başkomiser Serdar  (Sarp Levendoğlu) ile aralarında bir güçlü bağ oluşur.


Başkomiser Serdar, Ercan'a kol kanat gerer, onunla yakından ilgilenir, ona kardeşi gibi davranır. Ercan, Serdar sayesinde polis üniforması bile giyer ve onunla gezer. Ancak, hiç bir planı tutmayan beceriksiz defineciler kaçakçılık planlarına Ercan'ı da dahil edince işler karışır. Serdar bir yanda onu beladan kurtarmaya çalışırken, bir yandan da şehirde görüp aşık olduğu Defne (Sevcan Yaşar) ile bir araya gelmenin yollarını aramaktadır... Gerisini filmi seyredip göreceğiz.

Fragman ve verilen özetlerden anlıyoruz ki; çevresindekilerin ve özellikle de başkomiser Serdar'ın zihinsel engelli Ercan'a yaklaşımları çok doğru... Ercan, kendini polis gibi tanıtıyor ve çevresindekiler de bunu kabul etmiş gibi yapıp ona uyuyorlar. Serdar da Ercan'ı küçümsemek ve ona acımak yerine onu olduğu gibi kabul ediyor. Onunla iletişimde sabırlı ve anlayışlı davranıyor. Ona sevgi ve şefkat ile yaklaşıyor. Bir şeyler yapması için şans ve fırsat veriyor. Olması gereken de bu... Zihinsel engellilerle iletişimimiz böyle olmalı...

Zihinsel engellilerle iletişimi maalesef bilemiyoruz. Onlarla iletişim kurarken anlayışlı ve sabırlı olamıyoruz. Onlara sabır ve şefkatle yaklaşamıyoruz. Onları dinlemiyoruz, konuşmalarına ilgisiz kalıyoruz. Onları ya küçümsüyoruz, ya acıyor ya da görmezden geliyoruz. İki iyi Çocuk'ta zihinsel engellilerle iletişimin doğru anlatıldığını düşünüyorum. Gerçek bir hayattan esinlenilip yapılan filmin tamamında Ercan'ın çevresindekilerle ilişkisi nasıl aktarılmış izleyip görelim...

ALİYE YÜCEL

19 Ağustos 2018 Pazar

TEK BİR CÜMLE



Avrupa Paralimpik Yüzme Şampiyonası 13-19 Ağustos tarihleri arasında İrlanda'nın başkenti Dublin'de yapıldı. Şampiyonada 15 yaşındaki yüzücümüz Sümeyye Boyacı, kadınlar S5 kategorisi 50 metre sırtüstü finalinde yarıştı. Milli yüzücümüz Avrupa Şampiyonu oldu ve altın madalya kazandı. Ülkemiz şampiyonaya 14 sporcu ile katıldı. İlk madalya da Sümeyye Boyacı'dan geldi. Sümeyye'nin başarısı çok ilgi çekti. Pek çok yerde haber oldu. Çünkü bu sıradan bir başarı değildi...

Evet... Sümeyye'nin başarısı sıradan bir başarı değil. Sümeyye'nin doğuştan her iki kolu da yok. Ama o kolları olan yüzücülerle yarıştı. Yani kulaç atanlarla birlikte yüzdü ve birinci oldu. Ne kadar şaşırtıcı ve nasıl da göz yaşartıcı değil mi? Sümeyye'nin haberlerini okurken; azmine, çabasına ve özgüvenine hayran kaldım. Onun hakkında yazılanlar arasında ilginç bir detaya rastladım. Eskişehir Anadolu Gazetesi'nden Cihan Yıldırım, Sümeyye'nin başarısına giden yolu çok güzel anlatmış...

Anadolu Üniversitesi Konservatuarı Öğretim Üyesi Amine Aygistova, daha üç-dört yaşlarında iken Sümeyye ve ailesini yolda görüyor. Bu iki kolu olmayan kız  çocuğu onun ilgisini çekiyor. Yanlarına gidiyor onlarla tanışıyor. Bu kıza yardım etmek istiyor. Aygistova, daha sonra bir gün küçük kızı ziyarete gidiyor. Giderken Sümeyye için bir hediye almayı düşünüyor. Hediye olarak kavanozda bir balık alıyor. Hediyesini ona verirken de Sümeyye'ye başarı getiren sihirli cümleyi ona söylüyor: "Bak balıkların da kolları yok. Ama yüzüyorlar, mutlular..." diyor.


Amine Aygistova, o günden sonra Sümeyye ile yakından ilgileniyor. Onu çeşitli etkinliklere teşvik ediyor. Biyonik protez kol için uğraşıyor. Ama çok faydalı olmadığı düşünülen biyonik koldan vazgeçiliyor. Sümeyye'ye mutlaka bir uğraş kazandırmak istiyor. Resme yönlendiriyor. Küçük kız ayaklarını elleri gibi kullanıyor. Ayaklarıyla resim yapmaya başlıyor. Resimleri Eskişehir ve Moskova'da sergileniyor. Sonra okul hayati için yardımcı oluyor. Ebru sanatı ile ilgilenmesini sağlıyor. Küçük kız ebrularını da sergiliyor.

Eğitim, resim, ebru derken sıra yüzmeğe geliyor. Amine Aygistova, yüzme konusunda da Sümeyye'ye destek oluyor. Küçük kız çok kısa sürede yüzmeyi öğreniyor. Yüzmeyi çok seviyor ve önemsiyor. Böylece bugünlere geliyor. Büyük başarılara imza atıyor. Sümeyye Boyacı, röportajlarında "Yüzmek için kollara ihtiyaç yok, balıkların da kolları yok..." diyor. Küçük yaşında duyduğu bir cümlenin ona ne büyük bir özgüven aşılamış olduğunu görüyoruz.

"Bak balıkların da kolları yok. Ama yüzüyorlar, mutlular..." kolları olmayan küçük kızı mutlu etmek için söylenen bir cümle... Ancak Sümeyye'nin çocuk ruhunda ne kadar güzel bir etki bırakmış... Başarısında da ne büyük bir katkısı olmuş... İşte olması gereken de bu... İnanıyorum ki, başarılı olan herkesin çocuk iken duyduğu teşvik edici bir cümle vardır. İşte bu sihirli ve teşvik edici cümleyi bulup, onlara söyleyebilmek ne kadar önemli... Her çocuk böyle bir cümle duymalı... Ama en çok da engelli çocukların buna ihtiyacı var.

ALİYE YÜCEL


12 Ağustos 2018 Pazar

DERS KİTAPLARINDA ENGELLİ ALGISI



Prof. Dr. Ziya Selçuk'un Milli Eğitim Bakanı olarak göreve getirilmesi çeşitli çevrelerce olumlu karşılandı. Kendisi de eğitimi eleştiren bakan herkese eğitimle ilgili güzel gelişmelerin olacağını düşündürdü. Görüyoruz ki; eğitimcilerin, velilerin ve öğrencilerin yeni bakandan çeşitli beklentileri var. Benim de bakanımızdan bir beklentim var. Ders kitaplarında engelli algısının değişmesi...

"Eğitime Eşit Katılım" projesi kapsamında "Ders Kitaplarında Engellilik" konulu araştırmalar yapılıyor. Bu araştırmaların sonucunda ders kitaplarında engellilerin yanlış tanıtıldığı ortaya konulmuştu. Engellilik; güçsüz, düşkün, kusurlu, eksik, hasta, yaşlı, yetim, yoksul gibi kavramlar arasında yer almıştı. Bu durumda da engelliler zavallı, aciz ve bakıma muhtaç bireyler olarak kabul edilmişti. Engelliye destek olmak, onlara yardım etmek, onları topluma kazandırmak gibi ifadeler kullanılmış ve muhtaç olma hali vurgulanmıştı.
 
Bununla da kalmamış... Kitaplarda engellilerin; kusur ve eksiklikleriyle kabul edilmesi gerektiği, yardım edilmeli, acımak gerektiği, hatta bazen görmezden gelinmesi gerektiği gibi olumsuz sunumlarla anlatılmıştı. Sağlıklı kişi - hasta kişi kavramlarından yola çıkılıp, engellilik hastalık olarak görülmüştü. Kör, sağır, dilsiz diye adlandırılanlara da "iyi insan" olarak yer verilmişti "Sakatlar, ama onlarda aslında iyi insanlar!" denilerek sosyal dışlama en açık şekilde ortaya konulmuştu.


Bu araştırmalar; İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (SEÇBİR), Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği (TOHAD), Eğitim Reformu Girişimi (ERG) ortaklığında yürütülmüştü. Sabancı Vakfı Toplumsal Gelişme ve Hibe Programları "Eğitime Eşit Katılım Projesi" kapsamında desteklenmişti. Araştırmada bir çok ders kitabı ele alınmış ve incelenmişti. Toplumun genelinde var olan ön yargı, yanlış bakış, ayrımcılık, ötekileştirme, engelliyi küçük gören ve rencide eden tutumlar kitaplarda da görülmüştü.

"Ders Kitaplarında Engellilik" araştırması "Durum Analizi" ve "Tavsiyeler Raporu" olmak üzere iki bölüm halinde hazırlanmıştı. Bu araştırma da yapılan çeşitli tespitlerle beraber yanlışlara ve eksikliklere çözüm önerileri sunulmuş, ders kitapları için tavsiyeler hazırlanmıştı. 2018-2019 yılı Eğitim-Öğretim Yılı'nda okutulacak ders kitapları belli oldu. Yeni kitaplarda durum nedir bilinmez. Ama kitaplarda aynı yanlışlar varsa bir sonraki yıl mutlaka değişiklikler olmalı...

Şimdi yazıyı okuyanlar "Eğitim sisteminin bunca sorunu varken senin de derdine bak!" diyebilirler. Ama madem ki eğitimde önemli değişiklikler olacak. Ders kitaplarındaki engelli ve engellilik kavramları da değişmeli... Prof. Dr. Ziya Selçuk, yeni dönemle ilgili yaptığı açıklamada "Ben bakan değil, gören olmaya çalışacağım..." demişti. Umarız ders kitaplarındaki engellilere yönelik yanlış anlatımlar görülür ve bunlar düzeltilir. Böylece geleceğin büyükleri olan çocuklarımızdaki engelli algısı olumluya çevrilir. 


ALİYE YÜCEL


5 Ağustos 2018 Pazar

SADE SODA DERGİSİ RÖPORTAJI



Geçtiğimiz yıl bir mail aldım. Mail, Sade Soda Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Hilal Furkan Hanım'dan geliyordu. Bir araştırma sırasında bloguma rastladığını "Uzun zamandır ilk defa engellilik ve engelliler ile ilgili doğru kurulmuş cümleler okudum..." diye yazmıştı. Blogum ve yazdıklarımla ilgili çok güzel cümlelerle dolu bir maildi. Farkındalık için röportaj ya da bir yazı talebinde bulunuyordu. Cevap olarak, ilgileri için sevindiğimi; isterlerse yazı, isterlerse de röportaj olabileceğini yazdım.

Sade Soda Dergisi, ÖNDER İmam Hatipliler Derneği tarafından lise ve üniversite öğrencileri için çıkarılıyor. Bir süre sonra da Hilal Furkan Hanım'ın adaşı Hilal Mısırlı Hanım'dan röportaj isteğiyle ilgili bir mail geldi. O günlerde şartlarım nedeniyle yüz yüze röportaj yerine soruları göndermelerini ve cevaplayıp göndereceğimi yazdım. Bir süre sonra sorular geldi. Sorular güzel hazırlanmıştı. Ben de samimiyetle cevapladım. Bu arada Hilal Mısırlı ile birbirimize defalarca mail gönderdik. Derginin üç ayda bir çıktığını röportajın yaz sayısında çıkacağını öğrendim. Röportaj derginin 6. sayısında yayınlanacaktı.

Dergiyi ve verdiğim röportajı merakla beklerken önce ÖNDER'in internet sitesinde daha sonrada bir çok yerde dergiden alıntı yapılarak hazırlanan haberlere rastladım. ÖNDER'in internet sitesinde "Engellerden Kavram Çıkardı" diye manşet atılmıştı. Sonra söyle devam ediyordu: "Kendisi de engelli bir isim olan Aliye Yücel, engelliler üzerine kafa yorarken "Kör Topal Giden Bilim Dalı: Engeloji" kavramını ortaya koydu. Genç kardeşlerimiz Yücel'le kavram üzerine konuştu. Gençlik dergimiz Sade Soda'da..."


Bir çok haber sitesi de "Engellerden Kavram Çıkardı" başlığını kullandı. Gaste 24 ise "Üniversiteler İçin Yeni Bir Bilim Dalı Doğdu: Engeloji" başlığını kullandı. Ondan fazla sayıda internet haber sitesi de röportajdan farklı başlıklarla konuyu ele almıştı. Yani dergiyi görmeden yansımalarını gördüm. Bu beni mutlu etti. Bir kaç gün sonra gönderilen Sade Soda Dergisi elime geçti. Her türlü dergiyi çok severim, okurum ve dikkatlice incelerim. Sade Soda Dergisi'ni de elime alınca çok beğendim. Dergi; konuları, içeriği, baskısı, kağıdı hatta ebatları ile çok başarılı ve farklı bir dergi...

Röportajın manşeti "Özgüvende Kadere İman Saklı" olarak yazılmıştı. Hilal Mısırlı "Bugüne kadar duymadıysanız "farkında" bir birey olmaya niyet etmek için güzel bir vesile olacağına inandığımız Aliye Hanım'ı tanımaya ve literatürümüze kazandırdığı "Kör Topal Giden Bilim Dalı: Engeloji"nin üniversitelerde anabilim dalı olarak okutulacağı günlere hazır olun" diyerek röportaja başlamış. Güzel ve içime sinen bir röportaj... Engeloji"nin üniversitelerde anabilim dalı olarak okutulacağı fikri ise beni gülümsetti.

Kitabım çıktığı zaman ve daha sonra da bir çok röportaj verdim. Ama Sade Soda Dergisi'ne verdiğim röportaj çok farklı oldu. Çok ses getirdi ve ilgi gördü. Röportajın bilmecedeki gibi bir etkisi oldu: Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane... Bu da bize derginin etki alanının ne kadar geniş olduğunu gösteriyor. Başta Hilal Furkan ve Hilal Mısırlı olmak üzere dergiye emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 6. sayısı çıkan derginin yayın hayatının uzun yıllar sürmesini diliyorum.
                                                                                                                        
ALİYE YÜCEL

29 Temmuz 2018 Pazar

OTİZMLİ YÜZÜCÜ



Medyada Can Demirci'nin barajı geçip yarışmaya hak kazandığı halde otizmli olduğu için Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı'na katılmasının engellendiği yazıldı. Bu bir skandal olarak değerlendirildi. Sadece Can'ın değil, onun gibi otizmli Melih Onur Şırlak'ın da yarışmaya giremeyeceği bildirilmişti. Daha sonra sosyal medyadan gelen büyük destek üzerine son gün katılmasına izin verilen Can Demirci ve Melih Onur Şırlak büyük başarı göstererek birincilik ve ikinciliği paylaştılar.

Otizmli Can Demirci'nin yarışmaya alınmayacağı sosyal medyada büyük tepki gördü. #canötekilestirmesinyarışakatılsın hashtagı ile bir kampanya başlatıldı. Ünlü oyuncu Ceyda Düvenci de çektiği vido ile Can Demirci'ye destek oldu. Ceyda Düvenci'nin engel ve engellilik konularında çok hassas olduğunu biliyoruz. Düvenci, bir video ile herkese şöyle seslendi: "Can lütfen ötekileştirmesin. Sosyal medyanın gücünü hep birlikte görelim..." Ben de bu konuyu Ceyda Düvenci'nin videosunu seyredince öğrendim. Sonucunu merak ve takip ettim.

Kamuoyunda büyük tepki çeken olayla ilgili, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) internet sitesinden bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamaya göre yüzücülerin gerekli başvuruları yapmadıkları gerekçesiyle yarışmaya alınmayacağı bildirildi. Can ve Onur'un isimlerinin Türkiye Bedensel Engelliler Futbol Federasyonu'nun (TBESF) listesinde olmadığını bu nedenle yarışa dahil edilmedikleri açıklandı. TMOK ise bedensel engelliler ve özel sporcuların başvurularının muhatabı TBESF ve Türkiye Engelliler Spor Federasyonu (TESF) olduğunu açıkladı.


Ceyda Düvenci, sadece video ile kamuoyunun dikkatini çekmekle kalmayıp Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi yetkililerine Can için ricada bulundu. Dilekçeyi de paylaşarak başvuruların yapıldığını anlatan bir paylaşım yaptı. Eşi Bülent Şakrak'ta yapılan başvuru belgesini sosyal medyada yayınladı. Bütün bunlar çok dikkat çekti ve ses getirdi. Bunun üzerine Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu devreye girdi ve konuyla ilgilendi. Böylece Can ve Onur yüzme yarışlarına kabul edildiler.

Bu yıl 30. su yapılan yarışma geçtiğimiz hafta 22 Temmuz Pazar günü gerçekleşti. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nin geleneksel olarak düzenlediği Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı, Anadolu Yakası'nda Kanlıca'dan başlıyor ve Avrupa Yakası'nda Kuruçeşme Cemil Topuzlu Parkı'nda son buluyor. Yerli ve yabancı toplam 2 bin 400 yüzücünün katıldığı yarışta kendi kategorilerinde Can Demirci birinci olurken, Melih Onur Şırlak da ikinci oldu.

Medyada otizmli oldukları gerekçesiyle yarışlara alınmayacakları söylense de bunun böyle olamayacağını düşündüm. Bir kişinin otizmli olduğu için yüzme yarışmasına alınmaması nasıl bir durum anlamak çok zor. İnsan sadece otizmli diye yarışmasına izin verilmediklerine inanmak istemiyor. Bu konuyu tam olarak anlayabilmiş değilim. Eğer böyle ise durum gerçekten çok vahim. Biz bu engelleri nasıl aşacağız? Engel olunmasın ki yüzebilsinler, engel olunmasın ki başarsınlar, engel olunmasın ki şampiyon olabilsinler.

ALİYE YÜCEL   

22 Temmuz 2018 Pazar

İTİNAYLA BEDEN OLUMLAMA



Beden Olumlama Hareketi (Body Positive Movement) ile ilgili yazıları ilgi ile okuyorum. Bu yeni moda bir akım gibi görünse de bana göre yüzyıllardır var. En azından biz engelliler için... Biz bunu zaten yapıyorduk ama böyle dillendiremiyorduk galiba. Şişmanlar (obezler) buna öncülük etti. Beden  olumlama, önce şişman kişiler için başlasa da; daha sonra uzuvlarını kaybetmiş, bedeninde bir engeli olan yada görüntüsü ile normalin dışında olan insanlar için bir hareket haline geldi.

Beden olumlama hareketi, kişiyi mutlu etme amacıyla bedenlerindeki kusurları kabullenmesini sağlamaya çalışma hareketidir. Temelde bedenin her türlü halinin belli bir standardı olmadan herkes tarafından kabul görmesini  istemektir. Şişman, zayıf, uzun, kısa, kolu olmayan, bacağı olmayan, orantısız vücutlu, bedeninde deformasyon olan, cildi problemli kısaca her şekil ve tipte olan bedenleri olduğu gibi kabul etmek gerektiğini ifade ediyor. Bizlere diretilen güzellik algısına karşı koyup bedenini kimseyle kıyaslamamak gerekiyor.

Sosyal medyada beden olumlama hareketinin sadece "şişman kadınlar" için olduğu gibi yanlış bir algı var. Halbuki kişinin kendi bedeniyle mutlu olması gerektiği savunan bir hareket olduğu için; her cinsiyeti, her türlü ten rengini ve bedensel engelliler gibi kabul görmek isteyen herkesi ilgilendiriyor. Bu akım çok hızla büyüyor. Sosyal medyada da çok yer alıyor. Ülkemizde ve dünyada bir çok kişi dayatılan güzellik anlayışının tersine çok çeşitli fotoğraflar paylaşıyor.


Bir insan bedeninden dolayı suçlanabilir mi? Dış görünüş bu kadar önemli mi? Kişinin bedeniyle ilgili kusur kimi ilgilendirir? Kişi bedenini her haliyle kabul etmesi gerekmez mi? Her beden güzel olmak zorunda mı? İnsanın değeri bedenin mükemmelliği ile ölçülür mü? gibi pek çok soru akla geliyor. Bedenin mükemmelliği insanın elinde olan bir şey değil. Öyle ise, değiştiremeyeceğimiz şeyleri dert etmenin de bir anlamı yok. İşte bu noktada beden olumlama devreye giriyor.

Skolyoz (omurga eğriliği) olan bir arkadaşıma bir tanıdığı "Ben saçımın bir yanı bile istediğim gibi olmazsa dışarı çıkamıyorum. Sen bu halinle nasıl dışarıya çıkıp dolaşabiliyorsun?" demiş... Soruya bakar mısınız? Arkadaşım bunu bana anlattığında çok şaşırmıştım. Nasıl mı çıkıp dolaşıyoruz? Biz engelliler kendimizi olduğu gibi kabul ediyoruz. Kimsenin bedeniyle kendimizi kıyaslamıyoruz. İşte bu kadar... Yani beden olumlamayı  şişmanlardan önce engelliler zaten yapıyordu.

Bedensel engelliler, dayatılan ideal vücut algısına karşı çıkmak durumundalar. Toplum tarafından ötekileşmeye karşı çıkıyorlar. Onlara önyargı ile yaklaşanları umursamamayı mecburen öğreniyorlar. Ayrıca, engelli bir bedenle de mutlu olabilirsin. Ama vücudu güzel olduğu halde, boyu biraz kısa olduğu için dert edinip, mutsuz olan kişiler var. Bu nasıl göründüğünden çok ne hissettiğinle ilgili... Bu akımın amacı kendiyle barışık olma durumu ise engelliler bunu pekala başarıyor.
  
ALİYE YÜCEL