> Engeloji

Translate

22 Aralık 2013 Pazar

MİNİK AHSEN'İN HİKAYESİ


Ahsen, tekerlekli sandalyede bir kız çocuğu... Ateşli bir hastalık geçirdiği için her iki bacağı da tutmuyor. Bu nedenle hayatını tekerlekli sandalyede sürdürüyor. Bazı kimseler hayatını tekerlekli sandalyede geçiren kimseler için "tekerlekli sandalyeye mahkum" diyor. Oysa Ahsen bu tabirden hiç hoşlanmıyor. O hayatını tekerlekli sandalyede sürdürdüğünün bilinmesini istiyor...

Ahsen, küçük yaştan beri durumunun farkında ve bunu kabullenmiş bir çocuk... Yürüyemese de tekerlekli sandalyesiyle okula gidiyor. Günlük yaşantısında zaman zaman (mimari engellerden dolayı) zorlansa da yaşantısını sürdürüyor. Ailesi, arkadaşları ve öğretmeni onu çok seviyor ve yardımcı oluyorlar... Sınıfı okulun giriş katında, okulunun girişinde bir kaç basamak merdiven var. Bu nedenle Ahsen'in okula başladığı yıl, tekerlekli sandalyesiyle rahatça girebilmesi için girişe rampa yapılmış... Ahsen, mutlu ve çok başarılı bir çocuk...

Genelde normal insanlar (!) bazen Ahsen'e acıma ya da küçümsemeyle baksa da o kendisine  farklı bakmamalarını, ilk tanışmada herkese nasıl davranılıyorsa ona da öyle davranmalarını istiyor. Tekerlekli sandalyede yaşasa da ekstra bir ilgiyi ya da dışlanmayı istemiyor.


Tekerlekli sandalyede olduğu için “sakat, aciz" gibi etiketlerle, acıyarak yaklaşılmasını ve acıma hissi veren ses tonu ile konuşmalarını da istemiyor. Sonuçta birtakım engellere sahiptir olduğunu biliyor. Ancak o hasta ya da mutsuz olmadığının bilinmesini istiyor.

Ahsen, karşısında çok dikkatli ve özenli olmaya çalışanları hiç anlayamıyor. Diğer insanlarla nasıl konuşuluyorsa onunla da öyle konuşmalarını istiyor. Kelimeleri vurgulayarak veya yüksek sesle konuşmayı anlamsız buluyor, çünkü onun duyma sorunu yok! Ayrıca onun zeka ve algılama sorunu olduğunu ima eder gibi tane tane ve vurgulayarak konuşulmasını da istemiyor.

Tekerlekli sandalyede olduğundan dolayı ona yardım etmek amacıyla aniden atılmamalarını; onun yardım istemesini beklemelerini istiyor. Eğer yardım istiyorsa kendi söylüyor ve yardım edecek kişiyi kendi yönlendiriyor. Tekerlekli sandalyesine aniden yaslanılması ve dokunulması onu rahatsız edebiliyor.

Tekerlekli sandalyede olduğu için onunla konuşan kişinin tam karşısında, rahatlıkla göreceği şekilde durması gerekiyor. Sanıldığının aksine Ahsen engeliyle ilgili soru sorulmasından rahatsız olmuyor. Sadece soruyu samimiyetle, uygun bir dille sormalarını bekliyor...

 ALİYE YÜCEL

15 Aralık 2013 Pazar

KENAN DOĞULU GÜZELDEN ANLAR!


Beren Saat ve Kenan Doğulu  aşkının bilmeyen yok sanırım... Çiftin aşkı duyulduğunda herkes çok şaşırdı. Ancak onları çok yakıştırdı. Biri genç ve güzel bir oyuncu, diğeri çok sevilen yakışıklı bir şarkıcı... Bu yüzden çok medyatik bir çift oldular. Gün geçmiyordu ki onlarla ilgili bir haber yapılmasın. Orada gittiler, bunu yaptılar, evleniyorlar gibi pek çok haber... Kısacası her yaptıkları haber oluyor.

Beren Saat çok hoş, alımlı ve güzel bir oyuncu... Bir o kadar da yetenekli... Her rolün üstesinden geliyor... Benim Dünyam filminde görme ve işitme engelli birini  canlandırıyordu. Bu film Bollywood yapımı Black filminin uyarlamasıydı ve dünyaca ünlü Amerikalı pedagog Helen Keller’ın hayat hikayesini anlatıyordu. Beren Saat, görme ve işitme engelli Helen Keller'ı rolündeydi. Genç oyuncu, bu rolde çok başarılı bulundu. Rolünün hakkını vermişti, gerçekten engelli biri gibiydi...

Beren Saat ve Kenan Doğulu'yu gören magazinciler mikrofon uzatmadan duramıyorlar... Gündemde Benim Dünyam filmi olduğu için geçtiğimiz günlerde Kenan Doğulu'ya şu soruyu sormuşlar:

- "Beren Saat "Benim Dünyam" filminde canlandırdığı karakter gibi günün birinde engelli olursa ilişkinizi sürdürür müsünüz?"


O da bu soruyu şöyle cevaplamış:
- "Bu çok zor bir soru. Eğer sonradan kusurlu olsaydı, onunla ilişkimi devam ettirirdim. Ancak doğuştan kusurlu olsaydı ne yapardım bilemem. Çünkü işin bu tarafını hiç düşünmedim..."

Kenan Doğulu, doğruyu söylemiş... Bugünden sonra Beren Saat'e bir şey olursa, tabii ki yanında olur. Olmazsa çok garip olur! Ama doğuştan bu durumdaki birinin yani işitme ve görme engelli birinin Kenan Doğulu'ya yaklaşma şansı olur mu? Cevap tabii ki hayır... Arkadaş, dost, sevgili, eş olmak bir yana... Yanına bile yaklaşamaz...

Yapılan haberde, Beren Saat'in bu açıklamayı duyması halinde canı sıkılacağını düşündükleri için " Beren Saat, Kenan Doğulu'nun açıklamasını duymasın!" diye bir yorum yapılmış... Duyarsa duysun! Duymasında ne gibi bir sakınca var ki? Beren Saat, bunu bilmiyor mu? Kenan Doğulu, onunla yeteneği için mi beraber? O güzelden anlar! Bu yazdıklarımı da anlayan anlar...


ALİYE YÜCEL


8 Aralık 2013 Pazar

"SADECE SEN" Mİ? "ONLY YOU" MU?


Geçtiğimiz Ekim ayında Uğur Yücel’in yönettiği ve başrollerinde Beren Saat ve Uğur Yücel’in oynadığı Benim Dünyam filmi gösterime girdi. Filmde; Beren Saat, görme ve işitme engelli biri rolündeydi. Bu film Bollywood yapımı Black filminin uyarlamasıydı ve dünyaca ünlü Amerikalı pedagog Helen Keller’ın hayat hikayesini anlatıyordu. Beren Saat, Benim Dünyam filminde görme ve işitme engelli Helen Keller'ı canlandırıyordu.

Bizim senaristlerimiz özgün bir engelli hikayesi bulamıyorlar mı nedir? Engelli hikayesini anlatan bir uyarlama film daha beyazperdeye geliyor. Bu kez de Güney Kore yapımı "Only You" (2011) filminin uyarlaması olan "Sadece Sen" filmini izleyeceğiz. Bu filmde de görme engelli bir genç kız var. Bu kızı Belçim Bilgin Erdoğan oynuyor.

Film tam bir romantik dram... Yapımcılığını Boyut Film'in yaptığı filmin yönetmeni ise Hakan Yonat. Konusu kısaca şöyle: Hazal (Belçim Bilgin Erdoğan) görme engelli bir genç kızdır. Ali (İbrahim Çelikkol) ise geçmişi karanlık eski bir boksördür. Ali, karanlık geçmişi ile hesaplaşırken bir yandan da Hazal ile aşk yaşamaktadır.


Only You filmi izleyiciden büyük beğeni almış bir film... Hikayesi sadece romantik film sevenleri değil, dövüş sahneleriyle aksiyon meraklılarını da ilgilendiren türden... Sadece Sen filmi (filmin adı bile aynı...) Only You filminden uyarlandığına göre seyirciyi hem çok romantik ve hem de aksiyon dolu sahneler bekliyor.

Biliyoruz ki filmlerdeki engelliler genellikle acınacak, zavallı ve alay edilen kişiler oluyor. Engelli kimse; sağlam bir kimseye aşık olamıyor, olsa da onunla evlenemiyor. Oyuncu tekerlekli sandalyedeki veya gözleri görmeyen sevgilisini görünce ne yapacağını bilemiyor ve kaçıp gidiyor... Bu filmde de gözleri görmeyen bir sevgili var... Ancak bu filmde öyle olmuyor... Bunun için bile seyredilmeye değer...

Benim Dünyam, konusu itibariyle herkesin ilgisini çekecek olsa da engelli dünyasını anlatıyordu. Ancak işitme engelliler için altyazı, görme engelliler için sesli betimleme uygulaması yoktu. Umarım Sadece Sen filmi için bu hataya düşülmez... Engellilere de ulaşması sağlanır. Film vizyona girdiğinde işitme engelliler ve görme engelliler sinema salonuna gidip bir koltuğa oturup izleyebilirler...

Bu hafta fragmanı yayınlanan Sadece Sen filmi 2014 yılının Mart ayında gösterime girecek. Fragmanından duygusal, sürükleyici ve insanı içine alan bir film olduğunu anlıyoruz. Beren Saat, engelli birini başarıyla canlandırmış ve rolünün üstesinden gelmişti. Şimdi Belçim Bilgin Erdoğan'ın görme engelli biri olarak performansını merak etmemek elde değil... Filmin önceden yapılmış başarılı bir örneği olması da beklentiyi yükseltiyor. Şimdi de bakalım "Sadece Sen" mi? "Only You" mu?

ALİYE YÜCEL

1 Aralık 2013 Pazar

3 ARALIK...


3 Aralık Dünya Engelliler günü… Tüm dünyada engellilerin hatırlandığı ve engelli sorunlarının ele alındığı gün… Birleşmiş Milletler, 1992 yılında 3 Aralık gününü Uluslararası Engelliler Günü (International Day of Disabled Persons) olarak ilan etti. Bu karardan sonra Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, 5 Mart 1993 tarihli ve 1993/29 sayılı bildiri ile üye ülkelerce 3 Aralık gününün tanınmasını istedi.

Böylece ilk kez 1993 yılında 3 Aralık günü Uluslararası Engelliler Günü olarak anıldı ve kutlandı. Bugünün amacı, engellilerin topluma kazandırılması, engelliler adına pozitif ayrımcılık yapılması, insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanmasıydı. Bu nedenle 3 Aralık günü tüm dünyada çeşitli organizasyonlar düzenlenmektedir.

3 Aralık günü ülkemizde de kutlanıyor. Türkiye’de de engelliler konusunda dikkat çekmek ve duyarlılığı sağlamak için çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Medyada bu konu ile ilgili çeşitli haberler yapılıyor. Engellilerin hayat şartlarını iyileştirme için yapılanlardan bahsediliyor. Ama engellilerin sıkıntıları devam ediyor. Eğitim, mimari engeller, istihdam, engellilere yönelik yanlış bakış… Yine de son yıllarda engelliler adına iyi gelişmelerde olmuyor değil... Engellilere yönelik olumlu yasalar çıkıyor...


Biliyoruz ki engellileri bir gün hatırlamak, bir tek gün onların sorunlarını görmek ve çözüm aramak yetmez. Toplumumuz ve yetkililer engellilerin sorunlarına karşı ilgisiz ve duyarsız kalmamalı... Her alanda ve el birliği ile bir şeyler yapılmalı… Engelli olmak diğer bireylerle beraber yaşamaya engel olmamalı... Engellilerde herkes gibi eşit haklara sahip olmalı... Yoksa "3 Aralık Dünya Engelliler Günü" demenin bir anlamı yok. Bu gün için söylenen sahte dilekler çok yersiz...

Hele hele bugünü anarken "Bizler de birer potansiyel engelli adayıyız...", "Herkes bir engelli adayıdır..." gibi cümleler kurmak çok şaşırtıcı... Bunlar anlam olarak doğru, dikkat çekmek için ve iyi niyetle söylenen cümleler... Ancak engelliye olan yaklaşım ve duyarlılık "Ya ben de bir gün ben de engelli olursam..." düşüncesiyle olursa çok yanlış olur. Nasıl hayvan haklarını savunmak için hayvan, kadın haklarını savunmak için kadın olmak gerekmiyorsa; engelli haklarını savunmak için de bir gün engelli olacağımızı düşünmek anlamsız...

Dünya Engelliler Günü için söylenecek çok şey var... 3 Aralık engellileri fark etme günüdür. Empati kurup, dünyaya onlar gibi bakma günüdür. Hep beraber engelleri kaldırma günüdür. Ama elimizden bir şey gelmiyor ve yapamıyorsak; hiç olmazsa engelli park alanlarına park etmeyelim, engelli rampalarının önlerini kapatmayalım, engellileri küçümsemeyelim ve onlara acımayalım. Zor olan hayatlarını daha fazla zorlaştırmayalım. 

ALİYE YÜCEL

24 Kasım 2013 Pazar

MOSES'İN AŞKI VE ZEKASI


Sosyal medyada defalarca paylaşılan bir hikaye var. Okumayan kalmamıştır diye tahmin ediyorum. Ama bir engelli hikayesi olduğu için bir kez de ben yazmak istedim. Gerçek olamayacak kadar ilginç bir aşk hikayesi... Ancak masallarda olabileceğini düşüneceğiniz türden... Hatırlatmak ve bilmeyenler için hikaye şöyle:

Moses Mendelssohn, çirkin bir adammış... Çok kısa boylu olmasının yanı sıra bir de kamburu varmış... Moses, günün birinde Hamburg'da yaşayan bir işadamını ziyarete gitmiş... İşadamının Frumtje adında çok güzel bir kızı varmış... Moses, kıza umutsuz bir aşkla kıza tutulmuş... Fakat kız çirkin görünüşünden dolayı ondan hiç hoşlanmamış, hatta ürkmüş... Değil onun sevgisine karşılık vermek, yüzüne bile bakmak istemiyormuş...

Moses aşkıyla baş edememiş bütün cesaretini toplayarak, onunla son defa konuşma girişiminde bulunmuş... Fakat kızın başını kaldırıp da yüzüne bile bakmaması Moses'i çok üzmüş... Güçlükle başarabildiği konuşması sırasında kıza bir soru sormuş:

- "Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna, cennette kararlaştırıldığına inanır mısınız?"

- "Elbette!" diyerek cevaplamış kız ve gözlerini kaçırarak Moses'in yüzüne yine bakmadan ona aynı soru sormuş...

- "Peki ya siz inanır mısınız buna?" Moses bir an bile duraksamadan:

- "Evet, ben de inanırım!" demiş ve eklemiş...


- "Biliyor musunuz?" Her çocuk doğduğunda Allah onun evleneceği kişiyi belirlermiş... Benim doğumumda da  evleneceğim kızı belirlemiş ve bana:

- "Senin karın kambur olacak!" demiş... O zaman bir istekte bulunmuşum:

- "Allah'ım! Kambur kadın bir trajedi olur... O kız acımasız ve sert huylu biri olabilir! (Kız niye oluyorsa? Ayrımcılığa bak! Bu konuda yazacaklarım bu yazıdan daha uzun olur. Bu yüzden parantezi kapatayım...)  Bir kız güzel olmalıdır. Ne olursun, onun kamburunu bana ver ve onu güzel biri yap!" demiş... Moses'in bu sözlerinden sonra Frumtje çok duygulanmış, gözlerini yerden kaldırmış, Moses'in gözlerini içine bakmış ve gülümsemiş... Evlilik hikayesine güzel bir başlangıç yapmışlar... Daha sonrada evlenmişler...

Bu hikaye gerçek bir hayattan...  Ünlü Alman besteci Felix Mendelssohn'un büyükbabasıyla büyükannesinin evlilik hikayesi... 1729-1786 yılları arasında yaşayan Alman filozof Moses Mendelssohn çirkin olmasına rağmen, çok güzel ve ona aşık bir karısı varmış... Karısını kendine aşık etme hikayesi işte böyle anlatılıyor.

Frumtje, Moses'in anlattıklarına inanmış mıdır? Hiç sanmıyorum. Buna kim inanır? Bence sadece söyledikleri kızı derinden etkilemiş ve adamın pratik zekasına hayran kalmıştır... Zekası ona çekici gelmiş, ruhuna aşık olmuştur... Fiziki görünümün bu kadar önem taşıdığı günümüzde olması çok zor bir durum... Bu olsa olsa masal olur...

ALİYE YÜCEL


17 Kasım 2013 Pazar

BEYAZAY DERNEĞİ GAZZE'DE...



Gün geçmiyor ki Gazze ile ilgili haber gelmesin... Gün geçmiyor ki oradan gelen haberler bizi üzmesin... Okumaya dayanamadığınız, ama meraktan okumak zorunda kaldığınız pek çok haber... Ölenlerin, yaralananların, zulme uğrayanların, acı çekenlerin haberleri... Bu haberler hep üzdü... Ama bu kez sevindiren ve ümit veren bir haber geldi. Bir açılış haberi... Türkiye 'de ve dünyada şubeleri bulunan Türkiye Beyazay Derneği bu kez Gazze'de bir şube açtı.

1988 yılından bu yana engelli eğitimi konusunda çalışmalar yapan bir sivil toplum kuruluşu olan Türkiye Beyazay Derneği hedeflerini her geçen gün büyütmeye devam ediyor. Yurt içinde yaptığı çalışmaların yanı sıra yurt dışına da hizmet götüren Türkiye Beyazay Derneği oradaki engellilerin de umut ışığı oluyor. Onların eğitim ve yaşam kalitelerini yükseltiyor. Türkiye Beyazay Derneği dünya çapında yaptığı etkili çalışmalara bir yenisi ekledi. Şimdi de Gazze'de yardım bekleyen engellilerin yanında olacak...

Türkiye Beyazay Derneği Gazze Şubesi; Kütahya, Tavşanlı ve Gediz halkının desteğiyle açılmış... Türkiye Beyazay Derneği Ege Bölge Koordinatörü Ali Rıza Soyaslan'dan  Gazze Şubesi'nin büyük özveri ve çabalarla açıldığını öğreniyoruz. Gazze'ye giden heyetin kurduğu bağlar ve uzun çalışmalarıyla bu sonuç elde ediliyor... Bunu tahmin etmek çok güç değil aslında... Savaş, çatışma ve karışıklık ortamında bulunan bir bölgede bunu başarmak ayrı bir takdiri hak ediyor.


Ali Rıza Soyaslan  şubenin açılış hikayesini şöyle anlatıyor: "Türkiye Beyazay Derneği Genel Merkezi, Kütahya ve Tavşanlı Şubeleri, Tavşanlı Ticaret Odası ve Gazze makamları arasında yaşanan 6 aylık yoğun bir diplomasi sonucu Türkiye Beyazay Derneği Gazze Şubesi açıldı. İnşallah Beyazay Derneği Gazze Şubemiz Filistin ve tüm Ortadoğu'da mağdur olan engelli kardeşlerimizin yaralarını saracak. İslam coğrafyasında beyaz bir ay gibi parlayacaktır... Gazze Şubesi'nin kuruluşunda emeği geçen herkese teşekkür ederim..." diyor.

Sivil toplum kuruluşlarının önemini anlatmaya gerek var mı bilmiyorum? Her alanda, her yerde onlara ihtiyaç var. Ancak Filistin gibi bir coğrafyada çok daha fazla önem kazanıyor. Filistin'de insan olmak zor, hele de engelli olmak çok daha zor. O bölgede engelli olmak ayrı bir hassasiyet taşıyor. Yıllardır süren çatışmalarda yaralanıp engelli hale gelen kardeşlerimizin ve ailelerinin böyle bir desteğe ne çok ihtiyacı var...

Türkiye Beyazay Derneği şimdi onların yanında... Gazze'deki engellilere umut ve daima destek olacağını çok iyi bildiğim Türkiye Beyazay Derneği Gazze Şube'sine gönülden başarılar diliyor... Başkan Ahmet Madiana'ya ve Yönetim Kurulu Üyeleri'ne "Bedenen yanlarında olamasak da, kalbimiz ve dualarımızla daima yanınızdayız" diyorum... Allah daima yardımcıları olsun...


ALİYE YÜCEL

10 Kasım 2013 Pazar

HANDE YENER SAKAT MI?


Hande Yener'i bilirsiniz... Tanırsınız... Ama belli ki o bizi, yani engellileri hiç bilmiyor, iyi tanımıyor! Tanısa bu saçma kelimeler ağzından çıkar mıydı? "Kör müyüm? Topal mıyım? Sakat mıyım? Yaşlı mıyım yaaa? Tabi ki sevgilim var..." Şarkıcı Hande Yener'in "Sevgiliniz var mı?" sorusuna hiç çekinmeden, rahatlıkla verdiği cevap işte bu...

Magazin muhabirlerinin sıkça sorduğu bir sorudur: " Hayatınızda biri var mı? Sevgiliniz var mı? " Bu soru geçenlerde Hande Yener'e de sorulmuş...  O da bu soruyu "Evet var", "Hayır yok" diye cevap vermek yerine ilginç ve saçma bir açıklamayla cevapladı. "Sakat mıyım? Kör müyüm? Topal mıyım? Yaşlı mıyım yaaa? Tabi ki sevgilim var..." Tesadüfen gördüm, duyunca da çok şaşırdım, inanamadım.

Anlıyoruz ki Hande Yener'e göre; kör, topal, sakat, yaşlı olanların sevmeye ve  sevilmeye hakkı yok. Bunu söyleyen yeni yetme şarkıcılardan biri olsa; hiç üzerinde durmaz, gülüp geçerdim. Ancak bu yaşta, üstelik boyunca bir çocuğu olan bir kadın söyleyince, insan ister istemez çok şaşırıyor ve üzerinde de düşünüyor. Çok garip... Hiç engelli bir çift görmedi mi? Oysa pek çok örneği var...

Kör, topal, sakat birinin sevgilisi olamaz! Böyle biri kimseyi sevemez, kimse de onu sevemez... Sevmek ve sevilmek için genç, güzel, elinin ayağının düzgün olması gerekir! Engelinle baş edebilirsin, pek çok işi başarabilirsin. Ama birini sevip, sevilemezsin. Neden? Engellisin! Hande Yener böyle biliyor... Ama çok yanlış biliyor. Engelli olmak sevmeye, sevilmeye engel olabilir mi? Sevmek kalp, beyin ve ruh işi değil mi? Peki kendisi bundan sonra engelli olsa sevip, sevilmeyecek mi?


Bu cevap engelliler üzerindeki bir yargıyı ortaya koymuş oluyor. Engelliye toplumumuzda nasıl bakıldığını gösteriyor. Evet pek çok kişi böyle düşünüyor. Hande Yener bunu açıkça dillendiriyor. Engelliler toplumda normal dışı olarak algılanmış ve medyada da genellikle böyle sunulmuştur. Gördüğümüz baskın görüntüler, engellilerin başarısız ve trajik bir yaşam sürdükleri… Normal olmanın ve normal bir hayat sürdürmenin “engelli olmamaktan” geçtiği!

Ülkemizde maalesef engellilerle ilgili algılama ve tanımlama yanlışlığı yaşanıyor. Genelde normal insanlar (!) engellileri, korku, acıma ya da Hande Yener gibi küçümseme unsuru olarak görebiliyor. Maalesef engelliye böyle bakıldığı sürece onların hayatı zorlaşıyor. Onlar günlük hayatta yaşadığı her türlü engelin üstesinden gelebiliyor. Ama toplumun bu yanlış bakışı engellilerin hayatını çok güçleştiriyor.

Engelliler pozitif ya da negatif ayrımcılık yapılmadan, olduğu gibi kabullenilemez mi? Hande Yener ve onun gibi düşünenler; eksik sandıkları, eksik saydıkları insanlara tam bakamaz mı? Engellileri küçük düşüren ve rencide sözlerden kaçınmak çok mu zor? Belki de sakat, kör, topal olanların değil; Hande Yener ve onun gibi düşünenlerin sevmeye, sevilmeye hakları olmamalı...


ALİYE YÜCEL