> Engeloji

Translate

24 Haziran 2012 Pazar

BUNLARI BİLELİM!


“Bedensel (Ortopedik) Engelliye Nasıl Davranmalı?” konusunu ele almak istedim. Bu bilimsel bir çalışma değil! Sadece bu güne kadar gördüklerim, okuduklarım, duyduklarım, izlenimlerim ve yaşadıklarım…
Ülkemizde maalesef engellilerle ilgili algılama ve tanımlama zorluğu yaşanıyor. Genelde normal insanlar (!) engellileri; korku, acıma ya da küçümseme unsuru olarak görüyor. Öncelikle engelli birine farklı gözle bakmamak gerekiyor. İlk tanışmada herkese nasıl davranılıyorsa engellilere de öyle davranmak gerekir.  Farklı olmak ekstra bir ilgiyi ya da dışlanmayı gerektirmez.
Bedensel engelliye “sakat, aciz, cüce, topal, çolak…” gibi etiketlerle ya da empati kurmadan yaklaşmak nasıl yanlışsa; engelliye acıyarak yaklaşmak, acıyan davranışlarda bulunmak ve acıma hissi veren ses tonu ile konuşmakta yanlıştır. Sonuçta onlar sadece birtakım engellere sahiptir. Hasta ya da mutsuz değildir!
Engelli kişiler karşısında çok dikkatli ve özenli olmaya da çalışmamalıdır. Diğer insanlarla nasıl konuşuluyorsa engellilerle de öyle konuşulmalıdır. Kelimeleri vurgulayarak veya yüksek sesle konuşulmamalıdır! Bedensel engelli bir kişinin duyma sorunu yoktur! Ayrıca onun zeka ve algılama sorunu olduğunu ima eder gibi tane tane ve vurgulayarak konuşulmamalıdır. Özellikle spastik engellilere bu şekilde davranılmaktadır. Bu büyük bir yanlıştır!
Tekerlekli sandalyede ya da koltuk değneği ile yürüyen engellilere karşı yardım etmek amacıyla aniden atılmamalıdır. Onların yardım istemesini beklemeli ya da yardım etmeden önce yardım isteyip istemediğini mutlaka sormalıdır. Onlardan bir istek olmadan kendimize göre yardımda bulunmak, aniden koluna girip tutmamak gerekir. Çünkü istemeden onun düşmesine ya da psikolojik olarak rahatsız olmasına sebep olunabilir. Eğer yardım istiyorsa, sizi yönlendirmesine göre davranılmalıdır.
Tekerlekli sandalyeli kişinin sandalyesine yaslanmamak ve dokunmamak gerekir. İstenmediği sürece tekerlekli sandalyeyi asla itmemelidir. Tekerlekli sandalyedeki kişinin görme seviyesinde, tam karşısında rahatlıkla göreceği şekilde sohbet etmelidir.
İncitirim korkusuyla normal konuşmalarının ya da davranışların dışına da çıkmamak gerekir. Örneğin; engelli bir insanın eli ve kolu olmasa da, normal bir şekilde elimizi uzatabiliriz. O buna uygun davranıp ve bir cevap verecektir.
Sanıldığının aksine engelliler engeliyle ilgili soru sorulmasından rahatsız olmazlar. Çünkü hiç bir şey yokmuş gibi davranmakta bazen doğru olmaz. Sadece soruyu samimiyetle, uygun bir dille sormayı bilmek gerekir. 
Engellinin kullandığı koltuk değneği ya da baston varsa, onları alarak kişiyi taklit etmemek gerektiğini de unutmamak gerekir!
Sonuç olarak kişi “Bedensel Engelliye Nasıl Davranmalı?” sorusunun cevabını sadece teoride biliyorsa (!) onlarla hiç karşılaşmadıysa durum tabii ki zor! Engellilik ve engelliler hayatın gerçeği; bu gerçekten habersiz olanlar ve onlarla tanışma fırsatını yakalayamayanlar için bu yazılanların da belki bir anlamı yok! Ama yine de bunları bilelim!

ALİYE YÜCEL


17 Haziran 2012 Pazar

ELLERİYLE KONUŞANLAR


İşaret dili, işitme ve konuşma engellilerin kendi aralarında ve diğer kişilerle iletişim kurarken, el hareketlerini ve yüz mimiklerini kullanarak oluşturdukları görsel bir dildir. İşaret dili sanıldığının aksine evrensel bir dil değildir. Ülkelere, hatta aynı ülkede bölgelere ve illere göre bile değişir. Hepsi birbirinden farklılıklar gösterir.

İşaret dili, 1616 yılında ilk kez İtalyan Giovanni Bonifacio tarafından kullanılmıştır. 1750 yılında iki kız kardeşi de sağır olan Abbe Charles De I’Epee, bu dili değiştirerek, geliştirmiştir. 1770'li yıllarda Fransa'da işitme engellilerin kullandığı el hareketleri dil olarak kabul edilmiştir. Daha sonra bu Amerika'ya götürülmüştür. Amerika'da 1817 yılında Thomas Gallaudet, işitme engelliler için bir okul kurmuş ve ilk kez orada işaret dili öğretilmiştir.

İşaret dilinin başlangıcı işitme engellileri bir araya toplayan bir okulun yada bir kurumla aynı zamana geldiği tahmin edilmektedir. Ancak çok önceleri, daha ilkelce bile olsa; konuşamayan kişilerin iletişim kurmak için işaret dilini kullandığını tahmin etmek hiçte zor değildir. Öyle ya, kişi duymuyor. Duymayınca ses çıkarmayı da öğrenemeyecek, bilemeyecek. Böylece doğal olarak çevresiyle anlaşabilmek ve iletişim kurabilmek için bir takım hareketler yapacak, ellerini ve yüzünü konuşturacaktır.

Türk işaret dilinin tarihi, 16. yüzyıllara Osmanlı Devleti’ne kadar uzandığı bilinmektedir. O zamanlar Osmanlı mahkemelerinde işaret dilinin kullanıldığına dair kanıtlar mevcuttur. İlk İşitme Engelliler Okulu da 1902 yılında 2. Abdülhamit döneminde kurulmuş ve bu okulda işaret dili kullanılmıştır. İşaret dilindeki farklılıkların azaltılması için Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü 1995 yılında Yetişkinler İçin İşaret Dili Kılavuzu yayınlamıştır.

İşaret dili alfabesi sözlü dil alfabesinden farklıdır. Her dilin işaret dili de aynı değildir. Bulunduğu dilden etkilense de ondan farklı bir dildir. Türk İşaret Dili ya da kısa adıyla TİD, Türkiye’deki işitme engelliler tarafından kullanılan dildir. Diğer işaret dilleri gibi Türk İşaret Dili de Türkçeden etkilense de Türkçenin gramer yapısından farklı olarak kendine özgü bir gramer yapısına sahiptir.

Her işitme engelli işaret dili bilmemektedir. Ancak bilenler de pek çok yerde kendini ifade etmekten uzaktır. Çünkü çevrede işaret dili bilen ve anlayan kişi sayısı yok denecek kadar azdır. İşitme engelliler pek çok yerde olduğu gibi kamu kurum ve kuruluşlarında iletişim derdini anlatamamaktadır. Çünkü işaret dili bilen personel yoktur. Bu ne zor bir durumdur. Bir yerdesiniz konuşamıyorsunuz, işaret dili ile bir şeyler anlatıyorsunuz ama anlaşılmıyor. Yabancı bir ülkede dil bilmeden kalmak gibi...

İşaret dilinin kolayca öğrenildiği ve çok eğlenceli olduğu söyleniyor. İşitme engelli olmayanların da; hele de iletişimin yoğun olduğu işlerde çalışıyorsa bu dili öğrenmesinde yarar var. Bu dili öğrenip, işitme engellilere yardımcı olmak ne büyük anlam taşır. Hayatı boyunca bir tek işitme engelli ile iletişim kursa bile, buna değmez mi?

ALİYE YÜCEL

10 Haziran 2012 Pazar

GÖRME ENGELLİ YOLU


Aynı haberi birkaç yerde görünce ilgimi çekti. “Görme Engellilere Fıkra Gibi Yürüyüş Yolu”, “Bu da Laz’ın Görme Engelli Yolu”, “Karadeniz Usulü Görme Engelli Yolu” gibi manşetlerle yer alan haberlerde; Trabzon’da görme engellilere yapılan yolun sonunun duvara çıktığı anlatılıyordu! Bu nedenle yoldan giden görme engelliler de duvarlara çarpıyormuş… Gerçekten tam Temel Fıkrası gibi…

Bilmeyenlere ve “Görme engellilere göre yol nasıl olur?” diye düşünenlere: Bu yol hissedilir bir zemin! Görme engellilerin dokunma duyusuna hitap ederek; yönlendirmek ve engeller konusunda uyarmak için zeminde tasarlanmış kabartma dokulu yüzeylerden meydana geliyor. Görme engelliler bunu ayak tabanları ve beyaz bastonlarıyla hissedebiliyor. Böylece rahat bir şekilde yürüyebiliyor.

Hissedilir yüzey ilk kez 1965 yılında Japonya’da bulunmuş ve 1967 yılında Okayama Görme Engelliler Okulu’nun yanındaki yolda uygulanmış... Daha sonra diğer ülkelerde de yayılmaya başlamış… Avrupa Birliği normlarına göre; bu yollarda uzun çizgiler yolun devam ettiğini, yuvarlak kabartmalar ise yolun bittiğini gösteriyor. Ne güzel bir buluş… Ne güzel bir kolaylık… Görmüyorsun, yolda yürüyorsun ve bastığın yerden yolun bitip, bitmediğini anlıyorsun!


Gelişmiş ülkelerde; ülkelerin kendi özelliklerine göre hazırlanmış olan hissedilebilir yüzeyler kullanılırken, Türkiye’de standardın eksikliği nedeniyle farklı uygulamalar yapıldı. Bu nedenle ülkemizde; görme engellilerin yaya yollarında ve kamusal alanda bağımsız ve güvenli hareket edebilmeleri için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından "Hissedilebilir Yüzey Çalıştayı" düzenlendi.

Trabzon’da görme engellilere yapılan yürüyüş yolu onlara zor anlar yaşatmış ve basına da malzeme olmuş, ancak baktığımızda pek çok yerde de bu yollar var ama üzerine engeller konuyor! Bu yollar; bazen dükkan önlerindeki çeşitli malzemelerin, bazen manav tezgahlarının, bazen de restoranların masa ve saksılarının altında kalıyor ya da üzerine park ediliyor.

Görme engellilere yürüyüş yolu yapıp bunun üzerine engeller koymak tam bize göre… O yolu takip edip bir yere gitmek mümkün değil… Belki de kasıt yok. İnsanlar bilmiyor! Bu yolların görme engelliler için yapıldığını; onların yürümesini ve bağımsız hareketini kolaylaştırdığını… Bu yüzeylerin üzerini kapattığımızda onların hayatını zorlaştırdığımızı, hatta hayati tehlikeye sokacağımızı… Umarım bundan sonra herkes bu konuda biraz daha dikkatli olur!

Engellilerin de herkes gibi ve herkesle birlikte, yaşamın tüm alanlarındaki hak ve hizmetlere ulaşabilmesi ve bunlardan yararlanabilmesi için, hissedilir yüzeyler her kaldırımda olmalı… Görüyoruz ki kaldırımlar devamlı yenileniyor. Yenileme yapılan her yere bu uygulama yapılmalı… Görme engellilerde sokağa çıkıp rahatlıkla yürümeli… Sosyal hayata katılmaları kolaylaşmalı…


ALİYE YÜCEL

3 Haziran 2012 Pazar

PROTEZ BACAKLI MANKEN


Başlığı okuyunca inandırıcı gelmiyor. Hiç protez bacaklı manken olur mu? Ama olmuş işte… Aimee Mullins, mankenlik gibi fiziksel özelliklerin ön planda olduğu bir mesleği protez bacaklarla sürdürüyor. Zaman zaman çelik protez bacaklarla fotoğrafını gördüğüm bu güzel kadının hayat hikayesi ilgimi çekiyor.  

Amerika’da dünyaya gelen Aimee’nin doğuştan kaval kemikleri eksikti. Bu nedenle iki bacağı da henüz bir yaşında iken kesildi. Defalarca ameliyat geçiren Aimee, çocukluğundan beri protez bacaklarla yaşıyor. Aimee, yaşıtlarının alaylarıyla yüzleşince en büyük korkusu acınmak olmuş! Ailesinin çabaları ve desteğiyle mutlu bir çocukluk dönemi geçirmiş. Annesi, ona hep inanılmaz şeyleri yaşamak için yaratıldığını söylüyormuş… Tahmini doğru çıkmış…

Yükseköğretimini Dramatik Sanatlar dalında tamamladıktan sonra Uluslararası İlişkiler Bölümü için burs kazanmış… ABD Savunma Bakanlığı’nda 7 yıl çalışmış… Akademik başarılar ona yetmemiş… Engellilerle ilgili bir eğitime katıldıktan sonra “Tekerlekli sandalyede yaşayanlarla yarışmak, bana göre değil. Ben normal, iki bacağı olanlarla yarışmak istedim. Bunun için iki kattan daha fazla enerji sarf etmek gerekiyordu. Ama başardım” diyor.

Aimee Mullins, 1996 yılında 20 yaşında iken Atlanta’da düzenlenen Engelliler Olimpiyatları’na katılıyor. Protez bacaklarla 100 metre koşu ve uzun atlamada iki rekor kırıyor. Söylediğine göre, bu rekorların bir olay olarak algılanmasından memnun olmamış! Çünkü hayatı boyunca farklı olmamak için uğraşmış! Bu rekorlarla kendisini, kendi hariç kimseye kanıtlamak istememiş!

Aimee’nin hayatı, gelen sürpriz bir davetle değişmiş... Givency’nin tasarımcısı İngiliz Modacı Alexander McQueen ona modellik teklif etmiş... Aimee bu teklifi “Ancak, gözyaşı istemiyorum!” şartıyla kabul etmiş... Çünkü acıma duygusu uyandırmaktan korkmuş... Bir süre sonra Londra’daki bir defileye protez bacaklarıyla çıkmış ve podyumda herkesin beğenisini kazanmış…


McQueen’in, Aimee’ye modellik teklif ettiğini okuyunca, McQueen’in ne kadar cesur biri olduğunu düşünüp, takdir ettim. Öyle ya, kim engelli birini manken olarak düşünebilirdi. Böyle bir seçim herkesin harcı değildi! Ama o, Aimee’nin sakatlığını reklam aracı olarak kullanmakla suçlanmış…

McQueen,  Aimee’yi model yapmasını ve onu hakkındaki düşüncelerini şöyle açıklıyor: “Aimee’nin diğerlerinden farkı yoktu. Engellilerin kendi imkanlarının bilincinde olmalarını, durumlarını daha pozitif görmelerini diliyorum. Aimee’yi görünümüne göre değil, kişiliğine göre seçtim! Vücuttaki değil, ruhtaki hasarı dikkate aldım! Aimee, inanılmaz derecede cesur ve yiğit biri. Engelliler Olimpiyatları’na katılmış büyük bir koşucu, atlet. Mizah duygusu çok güçlü… Ama benim daha çok sevdiğim yönü, hayatla yüzleşirken gösterdiği cesaret! Yeteneklerini çok iyi kullanıyor. Benim amacım insanları rahatsız etmek değil, onlara güzelliğin nerede olduğunu göstermekti! Dışarıda dolaşan bir sürü güzel görünümlü insan var. Ama başkalarına sunabilecekleri hiçbir şeyleri yok!”

Aimee ise bu konu ile ilgili şunları söylüyor: “İnsanların, sakatlığıma rağmen güzel olduğumu değil de, sakatlığımdan dolayı güzel olduğumu düşünmelerini istemiyorum! Şimdi insanların şu sorunun cevabı üzerine düşünmelerini istiyorum: Güzel nedir? Çirkin nedir?”

Bacaklarının protez olduğunu pek çok insanın fark etmediğini, bunu kendine güvenli yürüyüşü sayesinde başardığını söyleyen güzel top modelin hayatını kolaylaştıran 20 civarında farklı protez bacağı var! Gittiği yerlere bu farklı işlev ve boylardaki protez bacaklarını da götürüyor. Bunları farklı amaçlarla kullanıyor. Kimini davetlerde, kimini günlük yaşantısında, kimini de koşarken…

Ünlü isimlerle çalışan kozmetik devi L’Oreal de marka yüzü olarak iki bacağı olmayan Aimee’yi seçmiş! Aimee’nin seçilmesi ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü o sadece güzelliği değil, güçlülüğü de temsil ediyor. Aimee, “Bacaklarımın olmamasına isyan etmediğimi söyleyemem. Ancak “yokluk” hırsa dönüştü. Bedenime hakim oldum. Farklı olmayı kabul etmedim ve kendimi sevdim” diyerek bize başarısının sırrını açıklıyor.


ALİYE YÜCEL


28 Mayıs 2012 Pazartesi

İŞ GÖRÜŞMESİNDE KAYBETMEMEK İÇİN...


Biliyoruz ki iş bulmadaki en önemli aşama iş görüşmesidir. İş görüşmeleriyle ilgili belirli kurallar vardır. Görüşmeye vaktinde gitmek, doğal olmak, görüşmeyi yaptığımız kişiyi dikkatli dinlemek ve sorularına net cevaplar vermek gibi… Ancak bir engelli olarak dikkat etmemiz gereken başka kurallar da var!

Bir engelli olarak iş görüşmesine giderken, öncelikle engelli olduğumuzdan dolayı olumsuz bir takım düşüncelerden arınmamız gerekir. Özgüveni koruyarak yapılacak iş görüşmesi çok daha olumlu olacaktır. Görüşmeyi yaptığımız kişiye potansiyelimizi, sorumluluk sahibi olduğumuzu, istekli olduğumuzu, öz güvenimizi, engelli bir birey olarak verilecek görevi en iyi yapabileceğimizi anlatabilmeliyiz. Özgüvenimizi işverene de yansıtmalıyız. Engellimizi değil, beceri ve deneyimlerimizi ön plana çıkartmalıyız.

Öncelikle engelli olduğunuz için fiziksel görünümünüzden dolayı, dikkat etsem de etmesem de engelliyim, mantığında kesinlikle uzak durmamız gerekir. Görünüşümüze, giyimimize özen göstermeli ve eğer mümkünse iş başvurusu yaptığımız şirkete uygun giysilerle gitmeliyiz.

Görüşmeye çağırıldığımız şirketin bize sağladığı ya da sağlayacağı imkanlar (ulaşım, bedensel engelliysek şirketteki mimarinin engelinize uygunluğu, yemek, sosyal güvence gibi) hakkında önceden bilgi edinmeli, neden o şirkette çalışmak istediğimiz sorulduğunda da uygun cevaplar vermeliyiz. Böylelikle orada çalışmaya istekli olduğumuzu karşımızdakine yansıtmalıyız.

İş görüşmesi sırasında engelli adaylara yöneltilen en yaygın sorulardan biri engellinin işveren için bir problem ya da özel bir talep getirip getirmeyeceğidir. Kesinlikle engellimizi duygu sömürüsü ya da duygusal bir beklenti aracı olarak kullanmamalı ve karşımızdakinin böyle anlamlar çıkarmaması için çok dikkat etmeliyiz. Engellimizi kullanarak ayrıcalık istememiz, duygu sömürüsü yapmamız, engellimizi ön plana çıkarmamız gibi yanlış anlaşılmalardan ya da ön yargıların meydana gelmesinden kesinlikle kaçınmalıyız.

Engellimizin bizi kısıtlayabileceği durumları bize sormadıkları sürece anlatmamalıyız. Bu ilk anda olumsuz bir ön yargı oluşturabilir. Ancak çalışma ortamında ihtiyaç duyabileceğiniz (görme engelliler için ekran okuma programı gibi) gereksinimlerimizi belirtebiliriz.

Engelli olarak sahip olduğumuz vasıflar ve verilecek görevleri göz önüne alarak bize sorulacak bir soruda ne kadar ücret talep ettiğimizdir. “Benim için fark etmez” ya da “Siz ne kadar takdir ederseniz” gibi cevaplar yerine, istediğimiz iş pozisyonuna farklı şirketlerde ne kadar maaş verildiğini öğrenip, işveren soruyu sorduğunda belirlediğimiz aralığı vermeliyiz.

Eğer uygun bir iş bulmuş ve görüşmeye çağırılmışsak bu fırsatı mutlaka en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Görüşme aşamasına kadar gelebilmişsek, kaybetmemek için çaba göstermeliyiz. Unutmayalım iş aramakta ve bulmakta zor…

ALİYE YÜCEL

20 Mayıs 2012 Pazar

BİR DOSTLUK HİKAYESİ


Geçen hafta gösterime giren bir film var: Can Dostum (Intouchables - 2011). Fransa’da gişe rekorları kıran bir film… Yamaç paraşütü yaparken kaza geçirip boyundan aşağısı felç olan zengin Philippe ve ona bakmak için gelen, hapishaneden yeni çıkmış Driss’in hikayesini anlatıyor. Filmin konusu gerçek hayattan alınmış…
Film, dostluk üzerine kurulu… Normalde yan yana gelemeyecek farklı sınıf ve kişilikteki iki insan bir araya gelerek dostluğu yakalıyorlar. İnsana önyargısız yaklaşmanın en güzel örneğini veriyorlar. Bu ilginç ve samimi dostluk öyle etkili anlatılmış ki… Seyrederken yüreğinizden yakalıyor ve çok hoşunuza gidiyor.
Herkes, Driss’in bakıcılık için uygun olmadığını düşünürken, Philippe, ona inanıyor ve kendisine acımaması nedeniyle şans veriyor. Driss, Philippe’in yanına bakıcı olarak gelmiş biri… Ama ilişkilerine bakınca sadece para için yanında olmadığını anlıyorsunuz. Sadece bakımıyla değil, her şeyiyle ilgileniyor. Özel hayatıyla bile… İnsan seyrederken böyle bir dostluğun varlığına inanmak istiyor! Öz bakımını bile kendisi yapamayan birinin yanında böyle bir dostun varlığı insanı derinden etkiliyor. Bir umut ve mutluluk duyuyor. İnsanın içini sımsıcak yapıyor. Kendini iyi hissettiriyor…
Can Dostum’a çeşitli açılardan bakılabilir ve yorum getirilebilir. Ama bence filmin en başarılı yanları, boyundan aşağısı felçli birinin merhamet edilmesi gereken biri olarak değil de tutkuları, kaygıları olan bir insan olarak gösterilmesi ve engelli olmanın diğer insanlarla dostça, arkadaşça ilişki kurmaya mani olmadığını anlatmasıydı.

Filmdeki diyaloglar da çok şaşırtıcı… Philippe, Driss’e “Dört yanı felçli birini nerede bulabilirsin?” diye soru sorup, cevap olarak “Bıraktığın yerde!” diyerek içinde bulunduğu durumla ve kendisiyle dalga geçebiliyor. Başka bir sahnede ise ölen karısından bahsederken “Benim asıl engelim tekerlekli sandalyeye sahip olmam değil… Onsuz sahip olmam!” diyerek insanı derinden etkileyip, düşündürüyor. Asıl engelin, asıl zor olanın ne olduğunu sorgulatıyor!
Can Dostum’da oyunculuklarda çok mükemmel ve doğal… Philippe rolünde François Cluzet  felçli birini canlandırıyor ki, gerçekten tekerlekli sandalyeye bağımlı biri olduğuna inanıyorsunuz. Omar Sy’in Driss rolündeki sempatikliği, espritüelliği, serseriliği o kadar gerçek ki… Sanki kendi hayatını canlandırıyor!
Bu filmi çok sevdim. Afişine bakıp tekerlekli sandalye ve onu süren birini görüp yanılmayın! Sadece felçli bir adam ve ona bakıcılık yapan bir zencinin hikayesi değil... Çok şey anlatıyor. Üstelik bir engelli hikayesi, duygu sömürüsü olmadan ancak bu kadar eğlenceli anlatılabilir. Zaman zaman duygusal sahneler olsa da genellikle tebessüm ederek, gülerek izleniyor. İnsana dair, sıcak ve sıkılmadan seyredilecek bir film… Gerçek bir dostluk hikayesi...

ALİYE YÜCEL

13 Mayıs 2012 Pazar

BİR GÜNLÜK ASKERLİK HEYECANI


10-16 Mayıs Engelliler Haftası olarak kutlanıyor. Bu hafta içinde çeşitli kurum ve kuruluşlar engellilere yönelik pek çok etkinlik düzenliyor. Ama en anlamlılarında biri “Engelli Vatandaşlar İçin İsteğe Bağlı Temsili Askerlik Uygulaması”… Dünyada sadece ülkemizde yapılan bu uygulama ile silahaltına alınamayan engelliler askerliğini sembolik olarak yerine getiriyor ve bir günlüğüne de olsa askerlik heyecanını yaşıyor.

Engellilik ve askerlik yan yana olması imkansız iki kavram… Bunun bir günlüğüne de olsa birleştirildiğini görmek insanı etkiliyor. Askerlik pek çok engellinin içinde ukde olan bir durum… Askerliğe bakış çok önemli… Maalesef askerliğini yapmamış kişilere eksik, çürük, yarım gözüyle bakılıyor. Askere gidip “adam olsun” deniliyor. Askerliğini yapmayana “kız ve iş” verilmiyor. Amaç engelliyi bulunduğu çevre ile daha uyumlu bir hale getirmekse gerekli ve anlamlı bir uygulama… Türk Silahlı Kuvvetleri her yıl Engelliler Haftası’nda bu organizasyonu gerçekleştiriyor. Böylece engellilerin de birer vatandaş oldukları hatırlatılıyor.


Ordusu ile ün yapmış bir devlette, engelli oldukları için askere gidemeyenler için sembolik ve bir günlükte olsa o üniformayı giymek, selam durmak, yemin töreninde bulunmak ve o heyecanı yaşamak çok büyük anlam taşıyor. Askerlik yapamayan zihinsel, bedensel, görme, işitme engellilerin nizamiyeden içeri girmeleri bile büyük bir moral kaynağı… Kimi kol değnekleriyle, kimi beyaz bastonla, kimi de tekerlekli sandalyeyle gidiyor; törene katılıyor, komutanlardan katılım belgesi alıyor ve aileleriyle “askerlik hatırası” fotoğrafı çektiriyor. Pek çok şeyden mahrum kalmak zorunda kalan engellilerin mutlu bir anıları oluyor.

Bu uygulamaya katılım sadece engelliler için değil, aileleri ve yakınları için de çok önemli… Onlar için de bir gurur kaynağı… Oğullarının asker ocağına gitmesinin ve asker olmasının hayalini kuran pek çok anne ve baba yaşayamadıkları bu duyguyu kısa bir süre de olsa tadıyor. Tören geçişlerinde aileler çocuklarını alkışlarken mutlulukları ve gururları gözlerinden okunuyor. Engelliler ve aileleri arasında görülmeye değer duygusal anlar yaşanıyor.

“Engelli Vatandaşlar İçin İsteğe Bağlı Temsili Askerlik Uygulaması” medyada da çok yer alıyor ve ilgi görüyor. Yurdun çeşitli il ve ilçelerinde gerçekleştirilen temsili askerlik törenlerinde yaşananlar ekranlara da taşınıyor. Engelliler ve ailelerinin kısa sürelerde de olsa kışla ortamında bulunması ve bu hazzı tatması çok etkileyici… Hepsinin gözleri pırıl pırıl… Seyrederken insanın boğazı düğümleniyor… Gözleri yaşarıyor… Onların askerlik heyecanı bizlere de yansıyor.

ALİYE YÜCEL