> Engeloji

Translate

2 Eylül 2012 Pazar

ENGELLİ OLİMPİYATLARI: PARALİMPİK OYUNLARI


2012 Paralimpik Oyunları (Engelli Olimpiyatları) büyük bir açılış töreniyle başladı. 29 Ağustos – 09 Eylül 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek oyunlar İngiltere’nin başkenti Londra’da yapılıyor. Londra 2012 Paralimpik Yaz Oyunları’na ülkemizden 21 bayan 46 erkek, toplam 67 sporcu ile 10 branşta katılıyoruz.

Paralimpik Oyunları, çeşitli engel gruplarından sporcuların katıldığı ve farklı sporların yapıldığı bir etkinliktir. Orijinal haliyle “Paralympic” kelimesi İngilizce engelli anlamına gelen “Paralyzed” ve “Olympic” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Paralimpik Oyunları Yaz ve Kış Oyunları olmak üzere olimpiyatların bitmesinden iki hafta sonra yine aynı ülkede yapılıyor.

Engelli olimpiyatlarının fikir babası Sir Ludwig Guttman’dır. Nörolog Doktor Guttman, Stoke Mandeville Hastanesi'nde felçli genç gazilere bakarken, onların rehabilitasyonunda sporun ne kadar önemli olacağını keşfetmişti. Sir Ludwig Guttman, yıllar sonra BBC’ye verdiği bir röportajında “Yarım felç ya da baştan aşağısı felç olma gibi ciddi bir engelle karşılaşan bir insanın ruhu da bundan etkilenir. Bu olumsuz psikolojik etkiden kurtulmak için spordan iyisi olamaz. Spor aklı çalıştırır, özgüveni arttırır, itibar kazandırır, dostluk bağlarını güçlendirir. Bu dört unsur da engelli insanı, engelsizlere eşit kılar…” diyerek sporun engellilere yaptığı olumlu etkiyi anlatmıştır.
 
Guttman, The Stoke Mandeville Hastanesi'nde, tekerlekli sandalyedeki engellilerin rehabilitasyonu için sportif aktiviteler düzenlemiş ve böylece bu engelliler sporunun tarihsel başlangıcı olmuştur. Sir Ludwig Guttman’ın düzenlediği 1. Stoke Mandeville Tekerlekli Sandalye Oyunları, 1948 Londra Olimpiyat Oyunlar ile aynı tarihte yapılmıştır. 2. Dünya Savaşı gazilerinin katılımıyla düzenlenen bu organizasyon, dört yıl sonra Hollandalı sporcuların katılımıyla uluslararası olmuş; engelli sporcular için olimpik stildeki ilk organizasyon ise 1960 yılında Roma Olimpiyatları’nın ardından yapılmıştır. Paralimpik Oyunları, 2008 yılında olimpiyatlardan sonra uluslararası ikinci büyük spor yarışması haline gelmiştir.
Bu yıl 14’cüsü düzenlenen Paralimpik Oyunları’na 165 ülkeden 4200 sporcu katılıyor. 20 farklı spor branşında yapılıyor. Ne güzel bir gelişme ki Paralimpik Oyunları’nda yer alan spor dalları artmakta ve engelli sporcuların kırdığı rekorlar olimpiyat rekorlarına yaklaşmaktadır.
2012 Paralimpik Oyunları Oyunları’nda Milli haltercimiz Nazmiye Muslu, Dünya ve Paralimpik Oyunları rekoru kırarak altın madalya kazandı. 40 kiloda podyuma çıkan Muslu, ilk hakkında 100 kilogram, ikinci hakkında 104 ve son hakkında 106 kilogram kaldırarak altın madalyanın sahibi oldu. Daha sonra 109 kilo kaldırmayı denedi ve hiç zorlanmadan bunu da kaldırıp dünya rekorunu elde etti. Onun durumunda olup evden dışarıya bile çıkamayanlara cesaret örneği oldu ayrıca herkese engellilerin neler yapabileceğini gösterdi.
 
ALİYE YÜCEL

26 Ağustos 2012 Pazar

EN BÜYÜK GİTARİST



Yaşamakta olan en büyük gitaristtin hiç görmediğini biliyor muydunuz? Müzik otoriteleri tarafından yaşayan en iyi gitarist olarak kabul edilen Jose Feliciano, görme engelli… Feliciano, 1945 yılında Porto Riko’da görme engelli olarak doğmuş… Ailesi onu küçük yaşta müziğe yönlendirmiş… Çok da iyi yapmış ki böylelikle bir müzik dehası kazanılmış…
Jose, üç yaşında eline müzik aleti almış… Kendi kendine akordeon ve gitar çalmayı öğrenmiş… İnanılması güç ama yedi yaşında beste yapmış… 17 yaşında ailesini geçindirmek için okuldan ayrılıp, çeşitli yerlerde sahne almaya başlamış… Müzik hayatına da gitarla devam etmiş…
Jose Feliciano, “Yaşayan En Büyük Gitarist”, “En İyi Pop Gitaristi”, ”En İyi Caz ve Rock Gitaristi” unvanlarını elinde tutuyor. Ayrıca sekiz Grammy Ödülü, on altı Grammy Adaylığı ve dünya çapında pek çok ödül kazanmış…
Yaklaşık yetmişin üzerinde albüme imza atan şarkıcı ve gitarist olan Jose Feliciano, geçtiğimiz ay Çeşme ve Bodrum’da olmak üzere iki konser verdi. Daha önce de defalarca Türkiye’ye gelen ve ülkemizde sevilen sanatçının konserlerinin çok etkileyici olduğunu anlıyoruz. İzleyenleri büyülüyor ve müzik ziyafeti yaşatıyor. Türk insanını ve müziğini seven Feliciano, bir önceki gelişinde ud satın almış ve çalmasını da öğrenmiş…
 
Farklı parçalarda farklı gitar çalan Jose Feliciano, tam bir konser sanatçısı… Konserine gidip sahne performansını görmeyi isterdim… Olmadı… Merak edip; The Gypsy (Semiramis Pekkan’ın seslendirdiği “Bana Yalan Söylediler” şarkısının orijinali), Rain, Malaguena ve California Dramin şarkılarının videolarını izledim. Besteci ve söz yazarı olan Jose Feliciano’nun çok iyi de bir sesi var. İnsan bir müzik aletini bu kadar güzel mi çalar ve bir şarkıyı bu kadar güzel mi söyler?
Müzisyen ve müzik sever herkesin bu adamı tanıması, en az bir şarkısını dinlemesi gerekiyor sanki... Bir duyu organının kaybının bir başka duyu organını güçlendirdiği bir gerçek! Bu kadar güzel çalabilmek için görmemek mi gerekiyor? Diye düşünüyor insan!
Efsane sanatçı verdiği bir röportajında “Dua ederken de hiç bir şey istemiyorum. Çünkü Tanrı neye ihtiyaç duyduğumu biliyor. Bazı şeyleri bilerek vermedi ve bununla nasıl baş etmemiz gerektiğini bilmemizi istediği için…” diyerek görmese de büyük bir teslimiyetle, kendisiyle barışık ve hayatından memnun olduğunu ortaya koyuyor.
Bu yazıyı yazarken bir taraftan da yine onu dinliyorum… O kadar içten çalıp söylüyor ki bu insana geçiyor… Sesi ve konuşturduğu gitarı insanın içine hoş ve güzel duygular uyandırıyor. Galiba ilham için böyle insanlara ihtiyacımız var… Engelli, engelsiz hepimizin…
 
ALİYE YÜCEL

 

19 Ağustos 2012 Pazar

O VE ZAHİR...


Engellileri konu alırken en büyük yol göstericinin onlara bakışını bilmeden, görmeden olmaz… Peygamberimizin engelliye bakışı tam da olması gereken gibi… Her şeyi mükemmel olan bunu da öyle yapmaz mı? O; acımadan, incitmeden, küçümsemeden, eksikliklerini görerek ama artılarını ön plana çıkaran bir davranış sergilemiş…
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) döneminde engellilerin sayısı fazlaydı. Çünkü o dönemde hastalıklar ve savaşlar sebebiyle el, kol, ayak, bacak ve göz gibi organlarını kaybedenler çoktu. Hz. Muhammed (S.A.V) toplum içinde sosyal statüye sahip olmayan ve aşağılanan engelli sahabelere şefkatle yaklaşmış, sosyal hayata katılmalarını sağlamış, istihdam alanında imkan vermiş ve onları topluma kazandırmıştı.
Hadis-i Şerif’lerde engelli sahabelere ait pek çok örnek görüyoruz. Ancak beni en çok Peygamberimizin Zahir isimli sahabeyle ilişkisi etkiledi! Zahir (R.A) bedensel kusurları olduğu için toplum içine çıkmak istemeyen “Herkes bana bakıyor!” düşüncesiyle tedirgin olan ve bu yüzden çölde yaşamayı seçen bir sahabeydi. Peygamberimiz onun bu psikolojik problemini biliyor ve onunla iletişimini kesmiyordu. Zahir, bu ilgiden çok memnun oluyor ve Peygamberimiz sevgisini kazanmış olmak ona bütün problemlerini unutturuyordu.
Peygamberimiz Zahir’e; çölden bazı bitkileri toplayıp, Medine pazarına getirip beraberce satmayı önermiş ve ayrıca ona bazı siparişler de vermişti. Peygamberimizin bunlara ihtiyacı olmasa da, yaptığı Zahir’i topluma kazandırmak ve ekonomik yönden bağımsız hale getirmek için ne harika bir yaklaşımdı! Pazardaki alışverişlerde Zahir’e yardımcı olan Peygamberimiz “Zahir bizim çölümüzdür (Çölde yaşayanımızı temsil eder). Biz de onun şehriyiz (Şehirde yaşayanını temsil ederiz).” diyerek iltifatlarda bulunmuştu.  
Bir gün Hz. Zahir, en kalabalık olduğu saatte Medine pazarına geldi, tenha bir köşede Hz. Muhammed (S.A.V)’i beklerken; Peygamberimiz ona sessizce arkasından yaklaştı ve Zahir’in gözlerini kapatarak şakalaştı… Zahir önce tanıyamayıp “Bırak beni…” dedi, sonra anlayınca Peygamberimize yaslandı. Peygamberimizin o güne kadar hiç kimseye bu kadar samimi davranmadığını bilen çevredekiler bu ilginç duruma şaşkınlıkla baktılar. Peygamberimiz bunu fırsat bilip; tebessüm ederek yüksek bir sesle çevreye: “Bir kölem var! Satıyorum. Onu benden kim alır?” diyerek şakaya devam etti…
Bunun üzerine Zahir, ömrü boyunca yaşadığı kompleksin etkisiyle Peygamberimizin şakasına hüzünle karışık bir şakayla “Yemin olsun ki Ey Allah’ın Elçisi, beş para etmez, sakat bir köleyi satmaya çalışıyorsun! Onu kim alır?” deyince Peygamberimiz birden şakayı bitirdi! Mizahı gerçeğe dönüştürdü ve bütün ciddiyetiyle etrafını sarmış kalabalığa şöyle seslendi: “Hayır! Ey Zahir! And olsun ki Allah ve Resulü katında senin değerin paha biçilmez! Bunun için biz de seni seviyoruz…”
Peygamberimiz böyle davranıp, böyle diyerek ne güzel manevi ve sosyal bir mesaj vermişti. Zahir’i her yönüyle rehabilite etmenin fırsatını yakalamıştı. Herkesin içinde sıkılarak, çekinerek dolaşan Zahir’e öyle bir terapi uygulamıştı ki; o günden sonra Zahir hiç kimse karşısında en küçük bir sıkıntı hissetmeden, rahat ve özgüvenle yaşadı... Bu olaydan sonra çevredeki herkes engellilerle olan ilişkilerini yeniden gözden geçirerek, onlara nasıl bakmaları gerektiğini anladı!

ALİYE YÜCEL




12 Ağustos 2012 Pazar

OSCAR KOŞUYOR...


“Engelli Atlet yarı finalde…” cümlesini duyduğumda ekrana kilitlendim. Protez bacaklarıyla koşan biri… Bu engelliler olimpiyatı da değildi. Nasıl olur diye çok şaşırdım. Tüm engelliler adına büyük bir gurur duydum. İşte olması gereken bu diye düşündüm.
2012 Londra Olimpiyatları sona erdi. Atletizm Erkekler 400 metre elemelerinde yarışan ilk ampute atlet Oscar Pistorius ise tarih yazdı. Güney Afrikalı engelli atlet 45,44’lük derecesiyle serisinde 2. oldu ve yarı finalde koşmaya hak kazandı. Sonra başarılı olamadı ve madalya alamadı… Ama benim gözümde sanki tüm madalyaları o aldı!
Oscar, 1986 yılında Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde doğdu. Ailesinin sevinci buruktu, çünkü her iki fibula (baldır) kemikleri olmadan dünyaya gelmişti. Bu nedenle 11 aylık iken her iki bacağı kesildi. Oscar küçük yaşta spor yapmaya başladı ve engelleri böyle aştı. Protez bacaklarıyla sutopu, tenis, kriket ve rugby yaptı. Dizindeki problem nedeniyle rugbyyi bıraktı ve atletizme başladı.
Oscar, gerekli yeteneği ve performansı olduğuna inanıyordu. “Yapabileceklerim yapamayacaklarımdan çok daha fazla…” diyerek pistlere koştu. Küçükken nasıl protez bacaklarıyla normal arkadaşlarını geçiyorsa, şimdi de herkesle yarışabilirdi. Öyle de yaptı. Bacaklarındaki karbon fiberden yapılan protezlerle koşuyor, yarışıyor, dereceler yapıyordu.
Oscar Pistorius, adından söz ettirmeyi başardı. Atletizmde ilk başarısını 2004 Atina Paralimpik Oyunları’nda 200 metrede altın, 100 metrede bronz madalya alarak kazandı. Fakat sonra karşısına büyük bir engel çıktı. 2007 yılında Uluslararası Atletizm Federasyonu (IAAF) “Avantaj sağlayan her hangi bir ekipmana sahip bir sporcu olimpiyat oyunlarında yarışamaz” diye bir kural koydu. IAAF, Oscar’ın protezleriyle testler yaptı. Sonucunda bacaklarını kullanan atletlere kıyasla daha az enerji harcadığı ve bunun kendisine avantaj sağladığı kararına varıldı.

Pekin Paralimpik Oyunları’nda 100, 200 ve 400 metrede altın madalya kazanan Oscar’ın 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları hayali ne olacaktı? Oscar vazgeçmedi ve Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi’ne (CAS) başvurdu. Testlerde avantajlar ölçülmüş, dezavantajlar ölçülmemişti. Aslında protezler Oscar’a avantaj sağlamıyordu. Böylece CAS, IAAF’ın yasağını kaldırdı.
2011 yılında Daegu’da yapılan Dünya Atletizm Şampiyonası’nda ilk kez paralimpik olmayan büyük bir şampiyonada bayrak yarışında gümüş madalya kazanan Oscar, 2012 Londra Olimpiyatları’na iki farklı kategoride koştu. Bu arada Oscar Pistorius’u olimpiyatlara gönderen Güney Afrika’yı çok takdir ve tebrik etmek lazım… Kaç ülke bunu yapardı acaba?
“Bacakları olmayan en hızlı şey” diye bilinen Oscar Pistorius, kurumsallaşmış spor endüstrisinin koyduğu katı normları da kırmış oldu. Çünkü spor örgütleri herkesi sporun içine çekiyor gibi görünürken, bir taraftan da insanlara belli normlara göre roller biçiyor. Bu rollerin dışına çıkmalarını da engelliyor. Örneğin, “normal atletler” normal yarışlarda, “engelli atletler” de paralimpik yarışlarda yarışabilir gibi…
Bacakları olmayan bir insanın olimpiyatlarda yarışması ne müthiş bir olay… 2012 Londra Olimpiyatları denildiğinde akıllara gelen ilk isim olacak… Kendisini stadyumda ve televizyon başında izleyenlere hissettirdikleri kelimelerle anlatılır gibi değil… Belki de bundan sonra farklı engelleri olan sporcuları da izleyebileceğiz olimpiyatlarda… Bunu Oscar’a borçlu olacağız…
“Küçükken annem bana ve kardeşime seslenirken şöyle derdi: Carlos ayakkabılarını giy ve dışarı çık, Oscar sen de protezlerini giy ve çık… Bu yüzden hiç bir zaman bir engelim olduğunu düşünmedim... Hep farklı bir ayakkabılarım olduğunu düşündüm…” diyen Oscar’ın hayatı film olsa Oscar, belki de Oscar’a koşardı…

ALİYE YÜCEL




5 Ağustos 2012 Pazar

HEPSİ İMTİHAN...


Hayat bir imtihan dünyasıdır. Bu dünyada bir imtihandayız. Varlığımızla, yokluğumuzla; eksiğimizle, fazlamızla… Herkes farklı farklı bir imtihan geçiriyor. Bunu böyle algılamamız gerekir… İnancımız bunu gerektirir! Unutmayalım ki; denenmeden ve sınanmadan da bu dünyadan da ayrılamayacağız…

Bazı şeylerden yoksun olmak büyük bir imtihandır. Engelliler de hayatlarında çeşitli zorluklarla karşılaşıp imtihan olurlar… Bedensel engelli farklı, görme engelli farklı diğer engelliler daha farklı bir imtihan geçirir. Kimi günlük hayatta, kimi sosyal hayatta zorlanır. Kimi de hepsinde… Engelli için günlük yaşantı zorlaşır, eğitim zorlaşır, iş ve eş bulmak zorlaşır… Bunların hepsi birer imtihandır…

Engellilerin geçirdiği en büyük imtihanlardan biri de bakışlardaki acıma ve alaydır. Onları her iki bakış türü de incitir. Bu bakışlarla pek çok yerde ve pek çok kez karşılaşırlar. Görme engelliler bu tür bakışları görmedikleri için belki de şanslıdır!

Skolyoz, kambur, cüce, ağır yanıkları ve şekil bozuklukları olanlar da engellidir. Onlar günlük yaşantılarında kendilerini zorlayan büyük bir engelleri olmasa da çevredekilerin kimi acıyan, kimi alay eden bakışları nedeniyle farklı bir imtihan geçirirler.

Engelliler bu imtihanlardan geçerken yakınları ve toplumun diğer fertleri de onlarla imtihan edilirler… Engellinin ailesi ve yakınları (özellikle de zihinsel engellinin) engelliye bakımı ve sabrıyla toplumdaki diğer insanlarda engellilere karşı davranışları ve duyarlılıklarıyla imtihan edilirler. Yani engelliler, yakınları ve toplum için birer imtihan sebebidir.

İnsanlar iyi-kötü, acı-tatlı çeşitli olaylarla karşılaşabilirler… Yaşadığımız hayatın her anının imtihan olduğuna inanınca, zorluklar ve sıkıntılarda sabırla aşılabilir. Gelen her türlü belaya, hastalığa, sakatlığa isyan etmemek ve bu şekilde hayata devam etmek imtihanımız için en büyük kazançtır!

Hiçbir şey boşu boşuna yaratılmış değildir. Yaratılışımızdaki hikmeti anlamamız gerekir. Bunda suçumuz ne diyemeyiz? Dememeliyiz! Bunda bizim artımız nedir? Ne olabilir? Demeliyiz! Bunu anlayıp, isyan etmeden bir hayat sürmek ne güzel bir imtihandır. Allah hepimizi imtihanlardan rahat geçenlerden eylesin…



ALİYE YÜCEL




29 Temmuz 2012 Pazar

ÖZÜRLÜ KARİYERİ


Özürlü istihdamı ve kariyeri alanında yepyeni bir oluşum olan Özürlü Kariyeri yaptığı çalışmalarla da farklı olmayı; özürlüyü özürlü olduğu için değil, yeteneğine uygun olduğu için işe yerleştirmeyi amaçlıyor.

Hedef kitlesi; 14 yaş üstü bedensel, hafif zihinsel, işitme, konuşma, görme ve süreğen özürlüler olan Özürlü Kariyeri, % 40 ve üzeri oranda Özürlü Raporu olan herkese hizmet veriyor.

Şartlar uygun olduğunda, özürlünün de her işi yapabileceğinden yola çıkan Özürlü Kariyeri; özürlüyü tanıyıp, önce ona uygun mesleği, sonra işi buluyor. İşe uyumunu sağlayıp, iş takibini de yapıyor.

Özürlü Kariyeri’nin çalışma sistemi 6 aşamadan oluşuyor:

1- Kayıt:
Özürlünün; severek çalışacağı işine ilk adımıdır. Özürlü bireyin; özür grubu, eğitim durumu, aile ve iletişim bilgileri sistemli bir yazılım programında kayıt altına alınır.

2- Değerlendirme:
Özürlülerin; yeteneklerinin, birikimlerinin, ilgi alanlarının, karakter özelliklerinin ve eğitim durumlarının, geçerliliği olan bir mesleki rehberlik testi ile belirlendiği süreçtir. Özrü dikkate alınmadan, hangi meslek alanlarının kişiye uygun olduğu tespit edilir.

3- Yönlendirme:
Değerlendirme sonucunda özürlü bireyin eğitim eksikliği varsa ihtiyacına uygun olan temel eğitim kurslarına ya da kabiliyetine göre mesleki eğitim kurslarına yönlendirildiği aşamadır.


4- İş Eşleştirme:
İş ve meslek analizi tamamlanan özürlünün eğitimine, birikimine, yeteneğine ve ilgi alanına en uygun işyerine yerleştirilmesidir. En uygun işe, en uygun özürlünün yerleştirilmesi amaçlanır.

5- Oryantasyon  (İş Uyumu):
Çalışma alanında şartlar uygunsa, kişi daha başarılı olur. Özürlü bireyin işinde başarılı olması için gerekli şartlar belirlenerek, iş yerine uyumunu sağlayacak oryantasyonun yapılmasıdır.

6- İş Takibi (İzleme):
Özürlü bireyin işe yerleştirdikten sonra belli periyodik aralıklarla durumunun takip edilmesi, olası sorunların işverenle beraber çözülmesi sürecidir. Böylece Özürlü Kariyeri, özürlüyü uygun işe yerleştirmekle kalmayıp iş takibini de yapmaktadır.

Özürlü istihdamı konusunda kaliteyi getirmeyi ve özürlü ile işveren arasında köprü olmayı hedefleyen Özürlü Kariyeri; Türkiye Beyazay Derneği’nin bir projesi olup, İŞ-KUR ve Siemens ile birlikte yürütülmektedir.

Özürlü Kariyeri; yeteneklerini keşfetmek, ilgi alanına uygun bir işe yerleşmek, daha verimli ve huzurlu bir işte çalışmak isteyen, geleceğin başarılı ve iddialı özürlü bireylerini bekliyor.

İletişim:
Tel: 0212 250 29 46 - 48


ALİYE YÜCEL  


22 Temmuz 2012 Pazar

BEDENSEL ENGELLİ VE NAMAZ


Sağlam insanlar için son derece kolay olan bazı eylemler, bedensel engelliler için çok zor olabiliyor. Yürümek, merdiven çıkmak, bir şey taşımak gibi… Durum böyle olunca, bedensel engelliler abdest almakta ve namaz kılmakta zorlanıyor.
Pek çok tesis veya hizmet binası gibi maalesef ki camilerin fiziki yapısı da engellilerin ziyaretini, ibadetini zorlaştırıyor, hatta bazen imkansızlaştırıyor. Engellisin, camiye gitmek istiyorsun ama camiler engelliye uygun değil. Tekerlekli sandalye için rampa yok. Bedensel engelliler için ayakkabıları çıkarmak zor olabiliyor. Baston kullanıyorsa yere basan kısmına bir şey geçirmek lüzum ediyor. Belki namaz kılmak için bir sandalyeye oturmak gerekebiliyor… 
Abdest almak için gereken lavabo ve tuvaletlere gelince... Engellilere hitap eden tuvalet bulmak çok zor hatta imkansız... Caminin abdest alma bölümünde bedensel engelli birinin abdest alması zorlukla gerçekleşiyor.
“Engelli de evinde otursun, evinde namaz kılsın” diye düşünmek çok yanlış olur. Biliyoruz ki camide cemaatle namaz kılmak, evde namaz kılmaktan daha fazla sevaptır. Engellileri bundan mahrum etmek olmaz. Camilere erişim zorluğu anlaşıldığı için; bu konuda bazı camilerde düzenlemeler yapılmaya başladığını görüyoruz. Ancak yeterli değil. Engellilerin de camilerden daha kolay yararlanabilmesi için bazı düzenlemeler yapılması gerekiyor.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen hiçbir engel Allah’a kul olmaya, ibadet etmeye engel olamaz. Engelli olmak ibadetlerden muaf olmak demek değildir. Herkes gücü nispetinde kulluk görevini yerine getirmelidir. Ayrıca dinimiz kolaylık dinidir. Teyemmüm, mesh, ima ile namaz kılmak gibi ibadetleri kolaylaştırıcı pek çok unsur vardır.
Bir rahatsızlığı yüzünden ayakta namaz kılmakta zorlanan ve nasıl namaz kılacağının soran bir sahabeye Peygamberimiz (S.A.V.) “Namazını ayakta kıl, eğer buna gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yaslanarak kıl.” buyurmuştur.
Farz namazları ayakta kılmaya güç yetiremeyen kimseler, ayakta kıldıkları takdirde başka bir rahatsızlığı oluşanlar veya hastalığının artması ya da iyileşmesinin gecikmesi söz konusu olan kimseler namazlarını oturarak kılabilirler. Rüku ve secde yapmaya güç yetiremeyen kimseler de namazını ima ile kılabilir.
Abdestte yıkanması farz olan bir organı eksik olan bedensel engellinin, eksik olan organını yıkama yükümlülüğü de ortadan kalkmıştır. Takılan protezlerin yıkanması veya mesh edilmesi gerekmez. Temiz olmaları yeterlidir.
Sağlıklı insanlar kolaylıkla abdest alıp, rahatlıkla namaz kılabilirken; bedensel engelli birinin abdest almakta ve namaz kılmakta zorlandığı halde bunu yapması ne kadar anlamlı… Öyle değil mi?

ALİYE YÜCEL